Bir iddia daha kaybettim... Genelde ÅŸans faktörünün egemen olduÄŸu iddiaları pek kazanamam zaten. Bilgiye, analize dayalı olanlarda biraz daha iyiyimdir... Bu seferki yine ikinci türdendi. AK Parti BaÅŸkanı R. Tayyip ErdoÄŸan’ın Melih Gökçek’i Ankara’dan yine aday göstereceÄŸine pek ihtimal vermiyordum... EÅŸim ve ben bu görüÅŸteydik. Özlem (Habertürk’ten eski partner’im), Aslı (Asistanım) ve Ülkü (KesiÅŸim Yayıncılık’ta ortağım) Tayyip Bey’in bu kadar uzatacağını bile düÅŸünmüyorlardı... Bu cuma sinema + yemek muhabbetinde borcumuzu efendi gibi öderiz...
Akıllanacağım yok... Hâlâ Tayyip Bey’in kısa vadeli siyasi çıkar oyunlarını bir kenara bırakıp, milleti Melih Gökçek tasallutundan kurtaracağını düÅŸünüyormuÅŸum, demek ki...
İktidardaki gücüne inanmazsan güç kaybedersin. Bu kadar fark attığı CHP’yi ve onun lideri Deniz Baykal’ı muhatap almasının (Lider ‘takipçi’yi görmezden gelir), partinin KılıçdaroÄŸlu provokasyonu karşısında savunmaya geçmesine izin vermesinin, kızıp sinirlenip kontrolü kaybetmesinin, seçilmiÅŸ davranış sergilemeyi bir kenara bırakmasının ne kadar yanlış olduÄŸunu, yıllardır anlatıp duruyoruz... BaÅŸbakan bu eleÅŸtiri ve önermeler yerine, çevresindeki “Yes-man”lerin mültefit tespitlerine kulak vermeyi tercih ediyor olmalı ki, durduk yerde bana iddia kaybettirdi...
Melih Gökçek’in tavır ve yaklaşımlarını onaylamadığını herkes biliyor. Peki, bu ‘herkes’, BaÅŸbakan’ın Gökçek’i aday yapmasını nasıl yorumlayacak: “BaÅŸka partiye gidip oyları böler diye korktular”, “Aday yapmazsak CHP ve KılıçdaroÄŸlu puan alır, diye düÅŸündüler”, “Medya ne diyorsa tersini yapalım, iyi oluyor”...
Bir tek bu sonuncusunda bir miktar haklı olabilirler (!)...
Melih Gökçek’in BaÅŸbakan’ı “AÅŸağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık” durumuna soktuÄŸu tespiti doÄŸrudur. Yalnız böyle durumlarda “Oyun kuramı” ilkesi diyor ki: KaybedeceÄŸini anladığın anda oyunun kuralını deÄŸiÅŸtir!...
ÖrneÄŸin BaÅŸbakan hem sakalı hem bıyığı kesip atabilirdi ve ikisinden birine tükürmek zorunda kalmazdı...
--------------------------------------------------------------------------------
GeçmiÅŸi satar geleceÄŸi satın alırız
HER yılbaşı medya aynı ÅŸeyi yapar. 2008’in “Olayları!”, “En’leri!”, “Kime göre önem sırası ne olmuÅŸ!” vb...
Oysa günümüz insanı, kapitalizm ve liberalizmin geldiÄŸi noktada çok basit bir deyiÅŸle “geçmiÅŸi satıyor, geleceÄŸi satın alıyor”...
Medya yılbaÅŸlarında ‘gelecek tasarımı’ adına durmadan falcıları ekrana ve/veya sayfalarına taşır... Burçlar... Yıldız haritaları... Abuk sabuk tahminler... Bir araÅŸtırmacı gazeteci de çıkıp ÅŸunların son on yıldaki kehanetlerinden hangilerinin çıktığına bir baksa... Bir de mesela, ÅŸu her ÅŸeyi bilen falcı makulesinin neden kendilerine bir hayırları dokunamadığını, neden zenginlik içinde yüzemediklerini araÅŸtırsa...
İki gündür medyada bu can sıkıcı yaklaşım.
“2008’de sizce en önemli sanat, siyaset, spor, eÄŸitim, kültür, yatırım, reklamcılık, halkla iliÅŸkiler, mühendislik, mimarlık, iÅŸ adamlığı alanlarında olaylar hangileriydi?” Huysuz Virjin’in deyiÅŸiyle, “Allah sizi bildiÄŸi gibi yapsın...”
GeçmiÅŸ ancak geleceÄŸe ışık tutmak için irdelenmeli. Uyuz kaşımak için deÄŸil.
GeleceÄŸi görmek ise stratejik derinlik, sezgi ve saÄŸlam bir dünya görüÅŸü (Weltanschauung) gerektirir.
Benim 2009 kehanetim ne biliyor musunuz? Anlatayım: Hani Sartre’a göre ‘insan yarı suçlu yarı kurban’dı ya... İşte 2009’da bu denge ‘suçlu’dan yana bozulacak. Bundan böyle, bir sonraki ‘yüksek konjonktüre’ kadar kimse topu (suçu) baÅŸkalarına ya da içinde bulunduÄŸu koÅŸullara atamayacak; herkes kendi gelecek tasarımından daha çok kendisi sorumlu olacak... “Almanya yenildi biz de yenilmiÅŸ sayıldık!” durumları bundan böyle uzun süre yemez. Herkes hesabını ona göre yapsın...
Nasıl kehanet ama?..
--------------------------------------------------------------------------------
Sürat felakettir
YILIN son günlerinde veya yeni yılın ilk günlerinde arkadaÅŸlarla bir araya geliriz. GeçmiÅŸ yıl için koyduÄŸumuz hedefleri ne kadar yakalamışız; gelecek yıl için hangi bireysel hedefleri koyuyoruz, ona bakarız... Bir nevi, “İnsan bir gemi, fikri yelkeni aklı dümeni, kullan gemini göreyim seni” muhasebesi yani...
Ben bu yıl hedeflerimin hiçbirini tutturamamışım... Örnek: İkinci kitap bitmemiÅŸ; 12 kilo verecekmiÅŸiz, verememiÅŸiz; “Algılama Yönetimi”nin Almancası basılmış ve İngilizce çevirisine baÅŸlanmış olacakmış, olmamış; Makalelerden oluÅŸacak üçüncü kitabın kaba kurgusu bitecekmiÅŸ, tık yok...
Hedef olarak koymadığım ancak belki de iletiÅŸim tarihine geçecek kadar baÅŸarılı iÅŸler kotarmışız... Ondan hiç söz eden yok. ÖrneÄŸin Bersay İletiÅŸim Enstitüsü kurulmuÅŸ. Türkiye’nin en büyük ustaları Enstitü’de ders vermeye baÅŸlamış. İletiÅŸim öÄŸrencilerine yüksek lisans bursu verecek ‘kâr amacı gütmeyen’ bir yapı inÅŸa edilmiÅŸ... ArkadaÅŸlar toplantımızda gündeme dahi getirmediler. “Hedeflerine koysaydın” dediler “Takdir ediyoruz, ancak yıllık performans puanını fazla yükseltmez”...
DiÄŸer iki arkadaşımızın durumu da benden iyi deÄŸildi. Sadece üçüncü arkadaşımız bütün hedeflerine ulaÅŸmış: Yüksek lisans diplomasını duvara asmak, İngilizce’yi ortanın üstüne getirmek; otomobil almak, ailesiyle iliÅŸkisini daha esenlikli bir noktaya taşımak vb...
Bunları belki iÅŸinize yarar diye yazdım... Bir deneyin... Ayda bir dönüp listeye göz atın. Yılsonunda da muhasebe yapın... Önce kendi kendinizle...
Benim gelecek yıl için hedeflerim mi? MüthiÅŸ hırs yaptım... Acayip hedeflerim var... Ama bu kez hepsini tutturacağım... Nasıl mı? Osman MüftüoÄŸlu’nun dediÄŸini yapıp, “Tempoyu düÅŸürüp, yavaÅŸlayarak!...”
Hiç ‘yavaÅŸlamayı’ denediniz mi?