Mehmet Kenan Kaya mehmet.kenan@aksam.com.tr

kategori2

Annesinin linç ettiği bir çocuk: Ahmet Kaya

Onu ilk kez, Harbiye Açıkhava Sahnesi'ndeki bir resitalde izledim. 12 Eylül'ün üzerinden 6 yıl geçmiÅŸ, ama hiçbir ÅŸey geçmemiÅŸti. TaÅŸ sıralarda bir avuç seyirci, merdivenin iki yanında yüzlerce polis...

Ve sahnede sakallı, orta boylu bir adam.

Nazım Hikmet'in, Attila İlhan'ın, Ülkü Tamer'in, Hasan Hüseyin'in ÅŸiirlerinden ÅŸarkılar söylüyordu.

2 yıla 4 albüm sığdırmış ve bir anda sol'un yeni sesi olmuÅŸtu.

15 yaşındaydım ve Radyoevi'nin önünden geçerken, köÅŸedeki polisin beni çevirmesinden korkuyordum. Çünkü ekip otosunun içi resitalden çıkanlarla doluydu. Suçu Ahmet Kaya ÅŸarkılarını dinlemek olan insanlarla...

Sonra...

PeÅŸ peÅŸe öteki albümleri çıktı Ahmet Kaya'nın.

Entelejensiya önce sahip çıkar gibi yaptı. Sonra fazla yerel ve arabesk bulup reddetti: Bu genç ve öfkeli Malatyalı, hem çok arkaik hem fazla popülistti. Üstelik 'mavi'nin 'a'sını kısa söyleyecek kadar 'öteki'...

Ama az rastlanır bir yanı olduÄŸu da görmezden gelinemedi: 1 Mayıs 1977'de ölümle burun buruna gelen, 5 arkadaşının cesediyle Taksim Meydanı'nın ortasında kalakalan, en yakın dostlarını 12 Eylül iÅŸkencelerinde kaybeden o çocuk, bütün o travmalara ve üzerindeki büyük baskıya raÄŸmen hala çok cesurdu.

Evet; belki müziÄŸi arkaik, diksiyonu bozuk ve daha bir sürü ÅŸeydi ama... Öfkesi de, ÅŸarkıları da sahiciydi.

Albümlerinin yüz binlerce satması, bekar odalarında, mahalle aralarında çalınması; 5 vakit namazındaki teyzelerin onu dinlemesi de bu yüzdendi belki...

Ahmet Kaya, sosyalist kimliÄŸini, protest müziÄŸini öte bir yere taşımış, sanki bir sihirle onu aÅŸmış ve bir halk figürüne dönüÅŸmüÅŸtü.

'O mahur beste çalar, Müjgan'la ben aÄŸlaşırız'daki alaturka keder de, 'İçimde ölen biri var'daki teslimiyet hissi de açık yarası kanayan, kafası karmakarışık halkı kuÅŸatıyordu. Onu, sağı da, solu da, başı da kıçı da dinliyordu artık.

Ama çok tuhaf bir ÅŸey daha vardı:

1957 Malatya'da, Kürt bir baba ile Türk bir annenin 5'inci çocuÄŸu olarak doÄŸan, yoksulluk içinde büyüyen, hayatta kalmak için sadece baÄŸlamasına tutunabilen o adamı halk seviyor, ama sevdiÄŸini söylemiyor, ciddiye almıyormuÅŸ gibi davranıyor ama ciddiye alıyor, tehlikeli bulmuyor ama tehlikeylimiÅŸ gibi davranıyordu. O, halkın çocuÄŸu; ama dışlanmış ve yalnız bir çocuktu.

Ve galiba, ÅŸarkılarındaki tekil söylemin, kaybetmiÅŸlik vurgusunun, sığınma isteÄŸinin, anne imgesindeki abartının nedeni de buydu.

Ve bir gün...

12 Åžubat 1999'da, Magazin Gazetecileri'nin törenine katıldı. Sahneye çıktı, ödül için teÅŸekkür etti ve Kürtçe bir klip çekmek istediÄŸini söyledi.

Evet, sadece bunu...

Ve o anda... Bir linç harekatı baÅŸladı.

Çatallar kaşıklar havada uçuÅŸtu.

Öfkeli kalabalığın arasından sıyrılan bir kadın magazinci 'Sünnetsiz pezevenk' diye bağırdı.

Serdar Ortaç,  'Bu devirde kimse padiÅŸah deÄŸil' ÅŸarkısını deÄŸiÅŸtirerek 'Atatürk yolunda Türkiye! Bu vatan bizim, ellerin deÄŸil' diye haykırmaya baÅŸladı.

Yetmedi, Reha Muhtar öncülüÄŸündeki protestocu grup '10. Yıl Marşı'nı söyledi. 'Hastir çekilmiÅŸim yani kendi öz yurdumdan' dediÄŸi ÅŸarkıdaki gibiydi her ÅŸey...

O da ÅŸarkının devamında söylediÄŸini yaptı ve öz yurdundan 'çekip gitti'...
Sonrası malum: 16 Kasım 2000 sabahı Paris'teki evinin koridoruna yığılıverdi. Kalbi durdu ve 43 yıllık kısa ömrü sürgünde sona erdi.

Önceki gün, Kültür ve Turizm Bakanı ErtuÄŸrul Günay, TRT'nin Kürtçe yayınını deÄŸerlendirirken bence siyasi kariyerinin en önemli açıklamalarından birini yaptı ve 'Ahmet Kaya'nın suçu neydi. Kürtçe albüm yapmak istediÄŸini söyledi. Ülkemizi terk etmek zorunda kaldı. Gereksiz acılar çektiÄŸi için onu hüzünle hatırlıyorum' dedi.

Bakan'ı dinlerken, 15 yaşımda, polis kordonu altındaki Açıkhava'da yeni doÄŸmuÅŸ kızı için bestelediÄŸi ÅŸarkıyı söyleyen adamı hatırladım. 'Çok uzakta öyle bir yer var, o yerlerde mutluluk var' diyen Ahmet Kaya'yı... Ve o konserden birkaç gün sonra, onu mahkemeye çağıran savcıyı, 'Söyle bakalım, neresi o yer?' diyen hakimi.

Åžimdi ÅŸunu itiraf etmeliyim: Beni bu yazı için masaya oturtan ÅŸey, aslında gerçekten arkaik, çoÄŸu sabun köpüÄŸü olan Ahmet Kaya ÅŸarkıları deÄŸildi. Sadece kendi ülkesinde 'öteki'leÅŸtirilmek, hırpalanmak, sövülmekle büyüyen hüznüydü onun...

Bu da, magazin figürleriyle kırıştırıp imaj kaybeden, sonra da kendini 'öteki' gibi gösterip durumu kurtarmaya çalışan 'dahi'lerinkine benzemediÄŸi, 'gerçek' olduÄŸu için canını acıtıyordu insanın...
43 yaşında, dilini bilmediÄŸin bir ülkede, karanlık bir koridora yığılmaksa hüzün...

Bunu ÅŸarkılarında 'anne' diyerek aslında ülkesine seslenen ve annesi tarafından linç edilen bir çocuk anlatabilirdi çünkü.

Cici ve şımarık veletler değil!

Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3