AKŞAM GAZETESİ | İ.Hüseyin Yıldız | 2009-01-07
Eğer gerçekler de böyle olsaydı insanlık tarihi kesintisiz bir gelişme ve ilerlemenin tarihi olurdu. Ekonomik krizler, yoksulluk, açlık, işsizlik ve savaşlar olmazdı.
Gerçekler acı ve katıysa savunma mekanizması insanı hayalperestliğe, sorunları görmezden gelmeye yönlendirir. Ekonomi yönetimi de sanırım son zamanlarda böyle bir psikoloji içinde. Krizden bahsedilmemesi isteniyor. Bir bakıma doğrudur, krizin psikolojik bir boyutu var. Ekonomik aktörlerin veya popüler deyimiyle 'piyasaların' beklentileri kötüyse beklentiler kendini gerçekleştirir ve sonuç da beklendiği gibi kötü olur. Bu bakımdan beklentilerin iyi yönetilmesi başarılı bir ekonomi yönetimi için kritiktir.
Beklentilerin iyi yönetilebilmesi için yöneticide bulunması gereken bazı özellikler vardır. Öncelikle yöneticinin gerçekçi ve şeffaf olması gerekir. Sorunların doğru bir biçimde tespit edilmesi ve kamuoyuna aktarılması gerekir. Gerçekçi olmak karamsar olmak anlamına gelmez.
Gerçekçiliğin doğal bir sonucu da güvenilirliktir. Bir liderin insanları istediği yöne yönlendirebilmesi için güvenilir olması gerekir. Güvenilir olmak için de tutarlı ve net olmak gerekir. Özellikle de ekonomi yönetiminin beyanatları ile yaptıkları birbirini tutmalıdır. Kriz önce 'teğet geçti' sonra 'bir miktar etkiledi' derseniz, ekonomik aktörlere güven veremezsiniz.
Şimdi gerçeklere bir bakalım. Ama bakmadan önce bir noktaya daha değinmek gerekiyor. Eğer devletin açıkladığı istatistikleri tekrarlayıp bunlara yorum yapmak felaket tellallığı ise en büyük felaket tellalları TÜİK, Merkez Bankası, Dış Ticaret Müsteşarlığı gibi kurumlardır.
TÜİK geçtiğimiz haftanın sonunda enflasyon rakamlarını açıkladı. Rakamlar hem tüketimde hem üretimde bir daralma olduğunu gösteriyor. Önce arz tarafına bakalım. 'Elektrik, gaz, su sektöründe %-2,67, madencilik ve taşocakçılığında %-3,05, imalat sanayinde %-3,81 düşüş gerçekleşmiştir.' Bu cümle TÜİK bülteninden alıntıdır (anlatım bozukluğu vardır). İmalat sanayiindeki %3,5'lik daralma istihdam açısından da olumsuz bir göstergedir.
Tüketim tarafında ise durum görece iyidir. Düşüş çok sert değildir (%0.41). Kanımca bunda artan yakıt masraflarının etkisi vardır.
Dış ticaret verileri nasıl geliyor? 2008 yılı kasım ayında; önceki yılın aynı ayına göre ihracat %17,5 azalarak 9.339 milyon dolar, ithalat %27,5 azalarak 12.060 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. İthalattaki düşüş ihracattakinden daha sert olduğundan dış açık azalmış görünmektedir. Türk lirasında yaşanan değer kaybına rağmen ihracatın bu derece düşmesi mal ihraç ettiğimiz, özellikle de Avrupa ülkelerinde yaşanan krizin boyutlarını göstermesi bakımından önemlidir. İthalattaki düşüş ise bir nebze paramızın değer yitirmesinden bir nebze de ihracatımızdaki ithal girdi oranlarının yüksekliğinden kaynaklanmaktadır. Ancak cari açıktaki daralma, cari açığın finansmanı ve kredi sıkışıklığı sorununu çözmemektedir, aksi halde IMF'ye ihtiyaç duymazdık.
Sonuç olarak hem enflasyon verileri, hem de dış ticaret verileri bir daralma ve deflasyon sürecinin sinyallerini vermektedir. Dolayısıyla içerde ve dışarıda 2009 yılı pek parlak geçeceğe benzemiyor. Elbette dış dünyayı etkileyecek bir ekonomik güce sahip değiliz, ancak içeride yapabileceklerimiz vardır. Ekonomi yönetimi talebi canlandıracak seçici ekonomi politikaları izlerse, üretimdeki canlanma da kendiliğinden olacaktır.
Bunları tartışmak, felaket tellallığı mı? Aksine bencilliklerin yol açtığı felaketlere rağmen, bir arada yaşamayı kolaylaştıracak, toplam yaşam kalitesini artıracak yol ve yöntemleri bulma (politika) arayışları hiç bitmeyecektir.