AKŞAM GAZETESİ | Nagehan Alçı | 2009-01-07

kategori2

TC vatandaşlarına masallar

Olmadığın gibi kabullenmek. Bunu da 'herkes kendini nasıl gazlıyorsa, nasıl gazlamak istiyorsa öyle kabul ediyor' diye tarif ediyordu. Kısacası kendi hakkında gerçek olmayan ama öyle olması istenen özelliklerin gerçek gibi kabul görmesinden bahsedip, buna isyan ediyordu.
***
Mağden'in yazısı benim Suriye'de hissettiklerime tercüman oldu. Hafta sonunu Hamas ile bir röportaj için gittiğim Şam'da geçirdim. Bu şehri altı yıl önce kabaca görmüş, ünlü Ümeyye Camii ile Hamidiye adlı kapalı çarşısına bakıp en oryantalist hislerimle gördüklerimi 'öteki dünya' klasörümde sınıflandırmıştım. (Gençlikten kaynaklanan kendini bilmeme hali diyelim)
***
Bu gidişimde ise şehirle ilgili tüm algım değişti. Kafamıza yıllarca kakılarak ezberletilmiş bir takım kalıplar var. Bu kalıplar tıpkı Mağden'in bahsettiği 'olmadığın gibi kabullenme' örnekleri. Yani gerçeklerle alakası yok ama gerçeklerin öyle olmasını istediğimiz için ısrarla tekrar edip algılarımızı bozmuşuz. Bu kalıpların önde gelenlerinden biri şu cümle: 'Türkiye laik ve demokratik sistemiyle İslam dünyasına örnektir'. Buna ilaveten sürekli bizim, Müslümanlar arasında ne kadar 'modern ve Batılı' olduğumuz yönünde ezberletilmiş bir mit var.
***
Demokratik kısmını elbette ki Suriye üzerinden tartışmayacağım ama şu laik ve modern kelimelerini haksızca sahiplenişimiz üzerine düşünmemiz gerek.
***
Bizim kendimizden geri ve hoşgörüsüz olarak tasavvur ettiğimiz Şam'da Hıristiyanlar ve Müslümanlar sorunsuzca birlikte yaşıyor. Hıristiyan mahallesinde Noel harikulade bir şekilde kutlanıyor. Daracık sokaklar çam ağaçları ve ışıklarla süslenmiş, cumartesi akşamı Hıristiyanlar istedikleri gibi eğleniyorlar. Müslümanlar duadan dönerken onların eğlence mekanlarının önünden geçiyor.
***
Ancak Hıristiyan mahallesinin varlığı iki dinin mensuplarının farklı mahallelerde yaşadığı anlamına gelmiyor. Zaman içinde yerleşim alanları birbirine karışmış. Herkes hoşgörülü, kimse kimseden modern ya da dindar olduğunu ispata çalışmıyor. Hayatı rahat bırakmış sanki Suriyeliler. Günlük tabiri ile kasmamışlar. Yine de su yatağını bulmuş bir nevi.
***
Bizde öyle mi ya? Hıristiyanlığın en önemli merkezlerinden bir olan İstanbul'da bu gün Hıristiyan bulmak neredeyse Nazi Almanyası'nda Yahudi bulmak kadar zor. Her şeyi tek tipleştirme politikası renkliliği kurutup bitirmiş. Bir de utanmadan laiklikle, modernlikle övünüyoruz. Sanırım 'wishful thinking' yapıyoruz.
***
Bu ülkede çağdaşlık ve laiklik adına baskı yapılıyor. Oysa baskının kendisi bu iki kavramın oksimoronu. 'En laik' ve 'en modern' Müslümanlar olduğumuz inancı tipik bir 'olmadığın gibi kabullenme' örneği.
***
Hayatı biraz rahat bıraksak ne olur sanki?
PS: Sanırım modern kavramı ile kurduğumuz tuhaf ilişki sonucu seyahat kavramını Batı'ya endekslemişiz. Tatillerini Paris'te, Londra'da geçirenlere bir ara Şam'daki eski şehrin (Old Town) içindeki Shahbandar Palace'a uğramalarını, geceleri daracık tarihi sokaklarda yürüyüp, konakların içindeki restoran ve barları keşfetmelerini, ille de 'modern' diye tutturuyorlarsa da bizim Etiler'i aratmayan Abbromani'ye uğramalarını öneriririm.