Sevgili ülkem, bir gemisin gitmektesin dünya denen okyanusta. Geminin kaptanı kimdir? Kimi der ki uzaktan yönlendiriliyorsun. Kimisi de, 'ÅŸimdi kaptan köÅŸkünde kaptanlar, zabitan heyeti göreceksin ama aslında seni onlar yönetmiyor' diyor. Geminin derinlerinde, birileri oturmuÅŸ seni yönetiyormuÅŸ, sahi seni kim yönetiyor, sevgili ülkem, sevgili gemim? Rotanı kim çizer, dümenini kim tutar, makine dairende kimler var? Motorların kendi ürünün mü, ithal mi?
Sevgili ülkem, sevgili gemim, kaç mevkiin var? Diyorlar ki, ben pek görmedim, lüks mevkiin varmış, orada yaÅŸayanların yüzme havuzları, saunaları, daha benim aklıma gelmeyen bir sürü lüksü varmış. Geminin üstlerinde olduÄŸu için, benim gibi ortalarda, küçük kamarasında sabah akÅŸam yazı yazıp, kitap okuyan, fildiÅŸi kulesinden ahkam kesen birisinin görüÅŸ alanının dışında imiÅŸ. Yoksulların çok diplerde, çaresizlerin, hastaların, günyüzü görmeyen yerlerde yaşıyorlar. Denizi ve ışığı görmedikleri için nerede olduklarını bilmiyorlar. Onlara ışık, onlara aÅŸ, onlara deniz havası ne zaman nasıl ulaşır dersin?
Kimi bilmiÅŸler öyle ÅŸeyler söylüyorlar ki aklım karışıyor: Aslında gemi deÄŸilmiÅŸsin sen, gemide bir bölgeymiÅŸsin. Tek bir gemi varmış. Hepimiz aynı gemideymiÅŸiz. (Nuh'un Gemisi'nde belki de!) Uzaydan bakınca tek bir gemide olduÄŸumuz görülüyormuÅŸ. Peki, sevgili ülkem, bir tek gemide isek, sen geminin neresindesin?
Senin nerede olduÄŸunu bilenler varmış ama onlar senin dışında yaÅŸarlarmış. Sana seni anlatırlarmış. Senin dillerini, kültürünü onlar, senin içinde yaÅŸayanlardan daha iyi bilirmiÅŸ. Hatta kimi ilahiyatçıların bile dışarıda baÅŸka dinden olanlara kendi dinin sorunları üstünde sorular sorarlarmış. Sevgili ülkem, ne zaman senin içinden yetiÅŸenler sana seni anlatacaklar?
'Ben kimim?' diye sorduÄŸunda yanıtını, kendi topraklarına kök salmış hikmetini yorumlayabilecek, diÄŸer hikmetleri, insanı insan kılan deÄŸerler açısından görebilen kendi insanların verebilecek mi?
Kim ne derse desin ben yine de seni bir gemi olarak göreceÄŸim. Yıllar önce yazdığım bir dörtlüÄŸü biraz deÄŸiÅŸtirerek senin için söyleyeceÄŸim:
ÜLKEMİN GEMİSİ
Yüzer keÅŸt”-i Türk” gah peyda gah na peyda
Deryada kendi yitmiÅŸ gönlü kalmış hüveyda
Derununda haz”n bir sır gibi tüter sevda
Kalır asarı nihan batıp çıksa ne fayda.
Bu dörtlüÄŸün dili oldukça eski, onu açıklamaya kalkarak, anlamaya çalışan okura ne yardım edeceÄŸim ne de saygısızlık. Ülkemin gemisinin gönlü olduÄŸunu düÅŸünürüm. DoÄŸrusu, ülkemin gemisinin bir anlam dünyası olduÄŸunu düÅŸünürüm. Ne dersin sevgili ülkem, böyle bir gönlün var mı? Senin derinliklerinde yatan bir sevdan var mı? Yoksa ben mi uyduruyorum?
Bu dörtlükte, ortaya koyduÄŸun ürünlerinin gizli kalacağını, deÄŸerinin bilinmeyip unutulacağını söylemeye kalkmışım, doÄŸru mudur, sevgili ülkem?
Seni sevdanla anlamaya çalışanların sesi pek çıkmıyor. Seni tonajınla, taşıdığın yükle, ambarlarınla, konuk ettiÄŸin turistik yolcularla, içindeki yolcularının etnik kökenleriyle, dinsel, siyasal inançlarıyla deÄŸerlendirmeye çalışıyorlar. Bunlar yeterli mi seni yaÅŸamak, seni anlamak için sevgili ülkem?
BilmiÅŸ yolcuların var, senin diÄŸer gemilerle iliÅŸkilerini gözlemliyorlar. Hangi filoya neden dolayı katılman gerektiÄŸini anlatıyorlar. Sen hangi gemilerle birliktesin? Hangi gemilerle yazgı ortaklığın var?
Sevgili ülkem, sevgili gemim, hangi sularda, nereye doÄŸru gitmektesin? İçindeki derinlikleri anlayabilecek yolcuların olacak mı bir gün? Kendini bir gün okyanustaki diÄŸer gemilere, gemindeki yolculara anlatabilecek misin?
(Ülkeme sorular sürecek.)