Türk entelektüelinin kendini ve devletini beÄŸenmeme tavrı patetik bir hal almaya baÅŸladı.
Televizyon ekranlarında veya gazete köÅŸelerinde ne zaman konuÅŸmaya baÅŸlasalar...
Yalnızca eksiklikleri, kusurları, zayıflıkları dinlemeye maruz kalıyoruz.
Oysa bu bakış açısı, oryantalist marjinaller tarafından üretilmiÅŸ ve 'zihniyet kalıbı' olarak Türk entelektüelinin başına geçirilmiÅŸ bir çoraptan ibaret.
Bu çorabı çıkartıp attığımızda ve bu zihniyet kalıbını kırdığımızda bambaÅŸka bir resim ile karşı karşıya olduÄŸumuzu görüyoruz.
Alalım bir dünya haritası karşımıza ve Türkiye'nin konumuna bakarak düÅŸünelim...
85 yıldır komÅŸularının istikrarsızlaÅŸtırma çabaları ve tehditlerine karşı ayakta kalabilen bu devlet deÄŸil mi?
Amerika-Rusya soÄŸuk savaşı sırasında doÄŸru pozisyon alabilen ve bu gerilimden mümkün olduÄŸu kadar az hırpalanarak çıkan bu devlet deÄŸil mi?
Dış destekli ayrılıkçı terör ile uzun yıllardır baÅŸarıyla mücadele eden bu devlet deÄŸil mi?
Uluslaraşırı sermaye ile muhatap olmak zorunda kalan ve bağımsızlığını tehlikeye atmadan ekonomisini ayakta tutabilen bu devlet değil mi?
Küresel teröre karşı direnç noktaları üreten bu devlet deÄŸil mi?
Bütün imkansızlıklara raÄŸmen halkın eÄŸitim ve refahını bir çizginin altına düÅŸmeden koruyan, sosyal adalet üretmeye çalışan bu devlet deÄŸil mi?
Hukuk normlarını vazgeçilmez kılan bu devlet deÄŸil mi?
Önümüzdeki haritaya bakarak cevabını verelim; bu bir baÅŸarı hikayesi deÄŸil de nedir?
Ama daha önemlisi...
Bütün bu faktörler içinde demokrasi tesis edebilmek ve bu demokrasiyi her geçen gün daha yüksek seviyede muhafaza edebilme kabiliyetine sahip olmak, bugün Türkiye Cumhuriyeti'nin dünya tarihi içinde bir 'sıçrama' noktasında olduÄŸunu göstermiyor mu?
Türkiye gibi bir coÄŸrafi konumda olan, Türkiye kadar istikrarsızlaÅŸtırıcı faaliyetlere direnen, Türkiye kadar tehdide maruz kalan ve buna karşın demokrasisini kurumsallaÅŸtırabilen ve güçlendirebilen ikinci bir ülke örneÄŸi gösteremeyen kimse...
'Türkiye Cumhuriyeti Devleti' baÅŸarısızdır, demesin.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, demokrasinin savunma silahı iÅŸlevi de gördüÄŸü dünyadaki birkaç baÅŸarılı ülke içinde; bu coÄŸrafyadaki tek örnektir. Mucizedir!
Bu devletin 'ön alma' yeteneÄŸi vardır.
Bu yüzden, Türkiye Cumhuriyeti'nin dış zorlamayla deÄŸil ama kendi belirlediÄŸi zaman ve zeminde yaptığı demokratikleÅŸme giriÅŸimleri, kendi devlet felsefesi içinden ürettiÄŸi özgürlük ve yenileÅŸme çalışmaları Türkiye'yi zayıflatmıyor, bilakis güçlendiriyor.
Daha net ifade edelim:
ÖrneÄŸin, 10 yıl önce Türkiye'ye tehdit olabilecek Kürtçe TV, bugün niçin Türkiye'nin gücüne güç katıp Kürt vatandaÅŸlarımızı sevindirirken, ayrılıkçıları çileden çıkartıyor dersiniz?
Ergenekon'da para mercek altında...
22 Aralık günü yazdığımız makalenin baÅŸlığı 'TSK ve Hükümet, darbe provokasyonlarına birlikte direndi,' idi.
Dünkü Ergenekon dalgasının rütbeli askerleri de içermesi TSK'nın bu konunun soruÅŸturulmasından asla rahatsız olmadığını, bilakis iddiaların soruÅŸturulmasını istediÄŸini gösteriyor bize. Zira aksi mümkün olamazdı.
Ancak, dünkü dalganın önemi, gözaltına alınan askerlerde ve medyatik isimlerde deÄŸil. Baskınların oluÅŸturduÄŸu kompozisyona baktığımız zaman, operasyonun artık 'boru hatları'nı, yani 'para akışı'nı da mercek altına almış olduÄŸunu görüyoruz.
Suç vardır ya da yoktur. O suçludur, bu deÄŸildir. Ona yargı karar verir. Ancak, Ergenekon Operasyonu'nun 'para'yı mercek altına alması iÅŸin özüne yaklaşıldığını düÅŸündürtüyor.