Kriz dönemini de fırsat olarak bilip kendi yaşam stilimi radikal biçimde değiştirmeye karar verdim.
Bundan sonra halkın içine çok daha fazla karışma amacındayım.
Halk ne düşünür nasıl tavır alır, ne ister nasıl davranır, bunları çok daha yakından ve interaktif bir şekilde izleyeceğim.
Bunun ilk adımı olarak mutfaktaki televizyonumun konumunu değiştirerek, oturduğum masaya daha çok yaklaştırdım.
O televizyondaki bütün yabancı film kanallarını da iptal ettirdim. Böylece sadece Türk kanallarına mahkûm kaldım. Yani bir tür televizyon infernosuna düşmüş durumdayım.
Bloomberg kanalı da 121'inci kanal. Onu açmaya da üşeniyorum. Çünkü bir kanalı açmak için o kadar fazla hareket yapmak zorunda kalmayı kaldıramıyor bazen insan.
Onu açmak için üst üste birkaç tuşa hem de atik olarak basacaksınız. Yeterince atik davranmazsanız başarılı olamıyorsunuz. (Ki ben en son 15 yaşında atik olmuştum. O zaman da bir kafa yemiş ve kendimden geçmiştim. O gün bir daha atik olmamaya karar verdim ve bugüne kadar bu kararımı istikrarlı bir şekilde taviz vermeden uyguladım. Zaten babam da fazla hareket etmenin zararlarını anlatır durur yıllardır).
Atik olmadığım ve üst üste hızlı bir şekilde uzaktan kumandanın tuşlarına basamadığımdan, yanlışlık olduğu zaman yayınını kestirmiş olduğum kanallardan bir tanesi çıkıyor karşıma.
Tuşta yanlışlar yapmama katkıda bulunan bir başka unsur ise televizyonu odadaki tüm ışığı söndürmüş şekilde izleme konusunda kararlı olmamdır. Bu kararı aldım çünkü tasarruf yapacağım.
Düşünsenize; tamamen karanlık bir odada sadece Türk kanallarının ağırlıkta olduğu bir ekrana bakarken, üstüne üstlük bir de ekrana 'üyeliğiniz bu kanalı kapsamamaktadır' yazısı da geldiğini...
Bir keresinde o yazı ekranda göründüğünde aklıma bir şeyler gelmiş olmalı ve ekrana öylesine bakakalmışım. Rana aniden odaya girdi ve beni tamamen karanlıklar içinde ekrandaki o yazıya sabit bir şekilde bakarken görünce ciddi bir şekilde ürktü. 'Shining' filmindeki Jack Nicholson gibi olup hepsini doğrayacağımı filan düşünmüş olmalı.- Bu da bir opsiyon olarak mevcut tabii-.
Bu şekilde devam ettirirsem beni Bakırköy Akıl Hastanesi'ne kaldırtacağını söyledi.
Ben henüz tamamen delirmemiş olduğumu ispat etmek için ona, 'Bunu bir gün yaparsan beni lütfen çok önceden dedemin kalmış olduğu odaya koydur' dedim.
Ama bu cevabım benim çoktan çıldırmış olduğuma daha da inandırdı onu. O durumuma bakarak Rana benimle 'Varyemez amca' diye alay etmeye başladı. Galiba gerçeklerin henüz farkında değil ki böyle diyor bana. Ben ona bir ipucu vermek için 'Yokyemez amca desen daha uygun olur' dedim.
Umarım mesajımı almıştır. Gerçi bu yönde bir işaret henüz gelmedi ama...
Neyse, asıl konuya gelelim... Ben bütün bunları yapıyorum. Çünkü halkın arasına gireceğim de bunun nasıl yapılacağını çoktan unutmuş durumdayım. Çok uzun süredir yapmıyorum bunu. (Para pulla alakası yok bunun. Bu bir tavır meselesi. Ben halka karşı, onlar da bana karşı tavırlılar. İki taraf da mutlu, birbirimize bulaşmadan yaşayalım demişiz bir kere). Şimdi ben bu mutlu dengeyi bozmaya karar verdim. Onlarla ilişkiye girmek için sokaklara çıkacağım da ilk önce antrenman yapmam gerekiyor. Bu antrenmanı en iyi verebilecek ortamın da Türk televizyonları olduğunu düşündüm ve karanlıkta seyretmeye başladım kanalları.
EdindiÄŸim ilk intiba ÅŸu:
1- Bu toplum tamamen kafayı yemişlerden oluşuyor.
2- Haber bültenlerinde 'Testere' adlı filmden daha fazla kan ve vahşet var. Türk halkı, böyle bir anomali içinde.
3- Kafayı tamamen yemiş olan ve dolayısıyla acil biçimde tecrit edilmesi gereken insanların birbirleriyle iletişim kurabilmesi için gereken aygıtlardan bu toplumda fazla sayıda var.
Rasyonel bir fikir üretmesi katiyen mümkün olmayan, herhangi bir mantıki cümle kuramayan insanların, birbirleriyle sürekli konuşmak için cep telefonu alma çırpınmaları bana toplumsal bir çılgınlık gibi geliyor.
Televizyon seyretmekten özellikle öğrendiğim en önemli şey, bu toplumdaki en rasyonel en mantıklı insanların, spor yorumcuları arasında olduğuydu
Bir toplumu eleştirmek açısından en can alıcı en ağır lafı etmiş olduğumun farkındayım ama ne yapayım; maalesef doğru bu... Toplumun geri kalan nüfusuna göre spor yorumcuları mantıki kalabiliyorlar.
Sadece bu yüzden hangi kanalda kim futbol hakknda konuşursa konuşsun onu dinledim hiç durmadan. Bu delirmeye en çok yaklaştığım andı bence.
Şimdi Skibbe ve Güiza adlı bir şeyler hakkında müthiş bilgilere sahibim. Galatasaray kalecisinin kendisine doğru gelen tüm topları istikrarlı bir şekilde, taviz vermeden kalenin içine doğru tokatlamak gibi bir âdeti olduğunu biliyorum.
Şu an ben belki de Türkiye'nin en bilgili futbol yorumcusu halindeyim. Bu durumdan bir an önce çıkmak zorundayım. Dolayısıyla belki şok etkisi yaratır da iyileşirim umuduyla bir kanalda haber öncesinde yayınlanan evlilik programını izleyeceğim bir süre.
Orada birbiriyle evlenmesinin mutlaka engellenmesi ve hatta evlilik yapmaları hayat boyu gerekirse zor kullanılarak yasaklanması gereken türde insanlar birbirleriyle tanıştırılıyor ve hatta evliliğe teşvik ediliyor.
Onlar da buna çok seviniyorlar ve çoğu sevinçlerini göbek atarak ifade ediyor. Bence o programda belki evlenilebilecek tek bir kadın var; sunucusu...
O da geçici evlilik yapmayı kabul ettiği takdirde belki olabilir.
Bir de geçici kavramını çok ama çok hızlı olarak yorumlarsa bu belki olabilir geliyor bana.
Bu programın beni futbol takıntımdan kurtaracağını umuyorum.
Eğer bu bile beni tedavi etmeye yetmezse antrenmanım bittikten sonra dışarıya çıktığımda direkt olarak Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı'na gidip orada meczup bir şekilde yaşamımı sürdüreceğim
Bu arada Rana'ya evlilik yıldönümümüzde karşılıklı göbek atmayı teklif ettim.
Bu lafım beni tımarhaneye gönderme kararını neredeyse kesinleştirdi gibi geliyor bana...
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.