Yazının başlığında ettiğim lafın bilimsel temelini oluşturan yolculuğuma çıkmam, kafamda basit bir soruyu sormamla başladı.
Dev ekonomiler daha önce hiç görülmeyen düzeylerde kaynaklar akıtmalarına rağmen krizi durdurmayı başaramıyorlardı. Bu dünya tarihinde ilk kez yaşanan bir şeydi. Eski dönemlerde bu kadar büyük para akıtılması durumunda krizden çıkışın başlaması bile mümkündü ama şimdi olmuyor bu.
Neden? Neden? Bu soruyu sormamla birlikte entelektüel açıdan hayli yorucu, hayli zorlayıcı bir okuma ve inceleme süreci başlattım. Bugün o süreçte almış olduğum notları sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bayram günü ne gereği var, biraz komik şeyler yazsana diyebilirsiniz. Haklı da olabilirsiniz ama komik şeyleri sonra yazacağım söz, ama bu konunun da aciliyeti var emin olun. Bu yüzden bugün düşünme yolculuğuma sizlerin de misafir olmanızı, bana katılmanızı istiyorum.
Bu global ekonominin krizi olduğundan, ben ilk önce global ekonominin oluşum sürecini incelemekle başladım işe.
Kastettiğim işin tekniği, üretilen yeni yatırım biçimleri, yeni yatırım kâğıtları filan değil.
Onlar sonraki işler. Dediğim gibi onlar işin teknik tarafı.
Ama daha önemlisi sermayenin hareketlenebilmesi ve global düzeyde akışkanlığının olabilmesi için bir sisteme ihtiyaç var.
Yani sermaye, haydi globalleşeyim deyip harekete aniden geçemez. Bunu yapabilmek için nereye ne için gittiğini bilmesi gerekiyor. Hukuki yapıdan emin olması lazım. Arkasında siyasi desteği görmesi, hangi yeni davranış biçimlerine izin verileceğini ve hangi yeni davranış biçimlerinin destekleneceğini görmesi gerekiyor.
Bütün bu yapının tamamlanabilmesi için globalleşmenin teorik düzeyde iyi düşünülüp tartışılmış olması lazım.
Ben baktım globalleşme kavramının ilk ortaya atıldığı yıllarda, ağırlıklı olarak üniversitelerde ekonomistler arasında tartışılmaya başlamasından tamı tamına 7-10 yıl sonra sistem gerçekte işlemeye başlamış.
Yani ilk önce kavram ortaya atılmış, sonra da temeli doldurulmaya başlanmış. Yeni dönemde sermayenin, yatırımın anlamı ne olacak, 'değer' nedir ve nasıl belirlenecek, yeni dünyada riskin anlamı ne olacak, ekonomiyi düzenleyici kuruluşlar (Merkez Bankası, Hazine gibi) bu yeni düzende nasıl çalışacaklar, ülkeler arasında nasıl bir işbirliği yapılması gerekecek ve bütün bu düzenin hukuki altyapısı nasıl kurulacak. Bunların hepsi başlı başına zor sorular. Ama mutlaka da sorulması gereken ve cevaplar net verilmedikten sonra sermayenin de hareketlenmeyeceği derecede önemli sorular bunlar.
70'li yılların sonuna doğru akademik dünyaya bakarsanız bu sorulara cevap için çalıştıklarını görürsünüz. Bu yeni bir 'paradigma'ydı. O dönemden önce iktisat öğrenmek için üniversiteye giden öğrenciler, ilk bilgilerini Samuelson'un meşhur makroekonomi kitabından alırlardı. Daha sonra hemen her öğrenci globalleşme ile bağlantılı kavramlardan oluşan bir eğitim aldı.
Bu yeni sistemi kurmak için gereken paradigmatik kopuş süreciydi.
Ancak bütün bu bilgi altyapısı ve yeni bilgi doğrultusunda kurumsal altyapı kurulduktan sonra sistem çıkışını başlattı. Global sistem ancak ondan sonra işlemeye başladı.
Bugün dökülen büyük paralara rağmen bir kıpırdama olmaması da sermayenin hangi kriterlerle, hangi kurallara göre hareket edeceğini henüz görememesinden kaynaklanıyor.
Eski sistem çöktü bu görülüyor. Ama yerine hangi kavramlarla hangi teorik çerçeveye uygun sistem konulacağı henüz belli değil. George Soros 'Yeni bir paradigmaya' ihtiyaç var dedi ve çok da haklı ama yeni paradigmanın oluşturulması henüz yeni başladı. Eski deneyimlere bakarsak bu 7- 10 yıl arası sürecek bir süreç olabilir. Ancak yeni paradigmayı ve ona uygun yeni sistemi net gördüğünde sermaye hareketlenebilir. Bu nedenle bugünkü V tipi bir kriz süreci değil yani bir noktada dibe vurup çıkabileceğimiz bir şey değil. L tipi olacak deniliyor yani dibe vurulup orada bir süre beklenecek. O sürenin ne kadar olacağı ise düşünce üretenlerin çalışmasına kalmış bir şey.
Yarın devam ederek teorisyenlerin bu kez işinin neden zor olduğunu ve gözüme çarpan bazı ilginç önerileri tartışmaya çalışacağım.
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.