Serdar Turgut serdarturgut@superonline.com

kategori2

Bana yalnızlığın resmini çizebilir misin

HOPPER VE BONNARD

Nâzım Hikmet'in Abidin Dino'ya söylediği 'Bana mutluluğun resmini çizebilir misin Abidin?' lafı popüler kültürümüzün bilinçaltına yazılmış durumdadır.

Aslında bu lafı yıllar önce ilk okuduğumdan bu yana 'mutluluğun' resmini çizmenin hiç de zor olmadığını düşünmüşümdür. Büyük şairin bunu neden önemli bir mesele haline getirdiğini de anlamamışımdır.

Konu olarak mutluluk, bir ressam için zor olmasa gerek. Örneğin; yeni doğmuş bebeğini ilk defa öpen annenin resmini çizerseniz, o resim mutluluğun resmi olur muhakkak.

Mutluluk konusundan çok, 'insanın yalnızlığını' konu olarak işlemenin ressam açısından daha zor olacağını düşünmüşümdür. Banal olmadan, bayağılığa kaçmadan 'yalnızlık' temasını şık biçimde işleyen iki ressamı biraz inceleyeceğiz bugün.

Biri modern dünyada insanın yalnızlığını işlemeye neredeyse sanat yaşamının tümünü ayırmış olan Edward Hopper, diğeri de belki size sürpriz gelecek bir ressam; Pierre Bonnard...



Resmi 400 kez çizilen kadın

Büyük ihtimalle kendi yaşamımla onun yaşamı arasında paralellikler kurduğumdan son zamanlarda Pierre Bonnard'ın yaşamını takıntıyla inceliyorum.

Bonnard neredeyse evinden hiç çıkmayan bir ressamdı. Karısıyla kapalı bir mekânın içinde dışarıdan bakanlara klostrofobik gelebilecek bir yaşam sürdürüyordu. (Bu da hiçbir ilişkinin ona dışarıdan bakanlarca tam anlaşılamayacağını gösteriyor.)

Bu evcillik, klostrofobi onun sanatını yaratan unsurlardı. O başka insanı bunaltabilecek koşulları kendi avantajına çevirmiş ve evcilliğini içselleştirmişti. Karısı Marthe'yi çizmekten hiç bıkmadı. Karısı resimlerin çoğunda banyo yaparken görülüyor. Bonnard karısını tam tamına 400 ayrı tabloda çizdi.

Şimdi diyeceksiniz ki; 'Karısıyla bu kadar iç içeyken bir adam nasıl yalnız olabilir?'

Olabilir; çünkü Marthe resimlerinin hiçbirinde odada kocası resim çizmekte olduğunun farkındaymış gibi davranmıyor, poz vermiyor. Hayatını sanki yalnız bir kadın gibi yaşarken (belki de öyleydi), dışarıdan yabancı birisi eve girip resmini çizmeye başlamış gibi davranıyor.

Bonnard ise hemen her resimde kendisini ısrarlı bir şekilde resmin bir parçası haline getiriyor. Örneğin; 'Nude Crouching in the Tub' adlı resimde Bonnard'ın ellerini de tuvalin üstündeyken görüyorsunuz. Ya da başka resimlerinde kendisinin bir aynada resim çizdiği andaki yüzünü de görüyorsunuz arka planda.

Sanki hepsinde bu hayalet gibi adam 'Ben de varım' demek istiyor gibi.

Bir gün, Bonnard kendi portresini çizdi. Resimde, yine aynada kendi yansıması olarak var. Sanki kendisini hayalet gibi, flu göstermek istiyormuş gibi, aynadaki yansımasını ise gölge boksu yapar şekilde çizmiş.

Sanki kafasındaki bunalımlarla, kafasındaki hayaletler ile dövüşmek arzusunu çizmiş gibi geldi bana.

Sonunda Bonnard sadece karısının resimlerinde var oldu. Karısı öldükten sonra bile yine karısını çizdi. Hepsinde de genç haliyle, onu hatırladığı biçimde çizdi. Karısının öldüğü gün hatıra defterine uzun zamandır sürdürmekte olduğu 'her gün hava durumunu yazmak' âdetine de son verdi. Karısının öldüğü gün hatıra defterinde hava durumu için 'güzel' yazıyordu. Ondan sonra hiçbir gün için kayıt yok.

Ressam hayatının sonuna doğru eskiden ilişki kurmuş olduğu başka bir kadının portresini çizmeye girişti. Ama 'Young Woman in the Garden' isimli bu tabloda da karısını unutamadı. Diğer kadın masada oturmuş ressama bakarken tablonun sağ alt köşesinde bir başka kadın da masadaki öteki kadına bakmaktaydı.

Evet; o karısı Marthe'ydi.

Çok romantik, aynı zamanda çok hüzünlü bir hikâye. Ve yalnız bir adamın sanatıyla neler yapabileceğinin göstergesi.



Amerikan yaÅŸam

biçiminin ressamı

Edward Hopper bu sözlerle tanımlanır. Çok da haklı bir tanım bu. Çünkü modern Amerika toplumunda bireyler aslında çok yalnızdır. Özellikle büyük şehirlerde insanların yalnızlığı çok bunaltıcı olabilir.

Hopper resimlerinde bu durumu ve yalnız insanın ruh halini mükemmel yansıttı. Onun ustalığı sosyalleşmenin olduğu ortamlarda bile insanların nasıl yalnız olduklarını anlatabilmesiydi.



New York Movie

Örneğin Hopper, 'New York Movie' adını verdiği eserinde, bir sinema içinde film seyreden insanların giriş kapısı perspektifinden görünümünü çizdi. Salondaki insanlar ayrı ayrı koltuklarda oturuyorlar. Sinemanın loşluğu içinde çok da yalnız gibiler ve daha önemlisi sağ taraftaki ışıklı kapının eşiğinde duran biletçi kızın hüzünlü bekleyişi var. Bir şaheser bu.





Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3