AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2009-01-08
Bu teze angaje olanların piri Ege Cansen! Müritleri de var: Ayşe Teyze, Ali Rıza Bey gibi normal vatandaşlar! Ve tabii TİM ve TİM’den sorumlu Bakan! Şirket, doğaldır, olaylara salt kendi açısından bakar da, ekonomi politikasını yönetenler tüm etkileri göz önüne almak mecburiyetindeler. Bu nedenle 'kısmi türev değil, toplam diferansiyel' ile ilgilenmek zorundalar.
'Yüksek faiz düşük kur' sloganı aslında bir çıkar grubu sloganı. Benzer sloganlar ortalama emeklinin 45 yaşında, ortalama hayat beklentisinin ise 77 yaş olduğu ve her yıl uzadığı ortamda (bu ülkede ortalama 30 yılı aşan emeklilik var, dünyada hiçbir ülkede 15 ötesinde emeklilik yoktur), bebek ölümlerini de analize katarak 67 yaş hayat beklentisi diye telaffuz edilip, 'mezarda emeklilik' olarak topluma şırınga edilmişti (bebek ölümlerini çıkartınca 15 yaşında hayat beklentisi esas alınması gereken yaşam beklentisidir, o da 77). Biz de karşı slogan olarak 'beşikte emeklilik' sloganını üretmiştik.
Şimdi dönelim 'yüksek faiz, düşük kur' sloganına. Bu ülkede ipini koparan anlasa da anlamasa da, Merkez Bankası'nı eleştirir. Bir zamanlar MÜSİAD’dan Ali Bayramoğlu 'para basalım tüm iç borcu ödeyelim, faiz düşsün!' deyip durmuştu! Enflasyon yükselmesini göz önüne almıyor, kurun da enflasyonla beraber yükseleceğini düşünmüyordu. Çünkü faiz onun tek saplantısı idi. Ne ise şimdi yavaş yavaş öğrenildi, para basarak saadet olamayacağı!
Şimdi dikkat edelim. Merkez Bankası 2006 yılı ortasında ülkemizden sermaye çıkışı olduğunda dalgalı kurun icabı olarak ve uygulanan politika ilkesi olarak da sadece enflasyondan sorumlu olduğundan, bir kur hedefi olmadığından ve kurun sadece volatilitesine müdahale ettiğinden, iç talep ve dış talep de canlı olduğundan, enflasyonun yükseleceği endişesine kapılmış ve faizleri 400 baz puan yükseltmişti. Bu süreçte faiz yükseltilmesi 'Merkez Bankası kuru savunuyor' şeklinde yorumlandı. Dolar kuru yükselmiş ve YTL yüzde 30 kadar değer kaybına zaten uğramıştı. Yükselen enflasyon beklentilerini etkilemek için gündeme gelen yüksek faiz şokunun nedeni anlaşılamadı.
2008 yılı sonunda da tekrar, dış gelişmeler nedeni ile, ülkeden sermaye çıkışı yaşandı. Bu sefer parasal genişleme, kredi genişlemesi, dış talep ve iç talep çok zayıftı, 2006 yılının tersine 'daralma' yaşanıyordu. Merkez Bankası 2006 Mayıs ila 2008 sonu arasındaki konjonktür farkını göz önüne alarak ve daralan iç talep ve dış talebi gözlemleyerek, kasım ve aralık aylarında toplam 1.75 puan ve gene piyasa beklentilerinin uzağında, sürpriz bir faiz indirimine gitti. 2009 Ocak ayının ortasında da büyük olasılıkla faiz indirimine devam edecek hem de kurların YTL aleyhine geliştiği bir dalgalanma sürecinde, faiz artırmayıp tersine faiz indirerek!
Şimdi bu iki dönemde Merkez Bankası'nın dış sermaye çıkış ortamındaki faiz davranışına bakarak, davranışındaki farklılığın enflasyon tehlikesinden kaynaklandığını artık görmeliyiz. 2006 çıkışında iç ve dış talep canlı iken ve yükselen kur gelişmesi enflasyonist olabilecekken, faiz beklenenden fazla yükseltildi. 2008 sermaye çıkışında ise, iç ve dış talep zayıfken, içeride ve dışarıda enflasyon düşmekte iken, Merkez Bankası da faizleri beklenenden fazla düşürdü ve daha da düşürecek!
Şimdi değerli Ege Cansen kardeşim, burada vurgulanan farkı anladığınızı düşünüyorum. Siz anlarsınız ve umarım 'müritlere de' anlatırsınız! Okuduğunuzu anladığınıza göre, hala faiz davranışını, kuru düşük tutma çabası olarak yorumlamaya devam edecek misiniz? Yoksa konjonktürün gereği olduğunu eşe dosta anlatacak mısınız? Sizin 'kitabınıza ve sloganınıza göre', kur artarken Merkez Bankası bu dönemde de faizi yükseltmeli değil mi idi, eğer kuru savunuyorsa?