AKŞAM | PAZAR | 11 OCAK 2009, PAZAR
Sohbet ağırlıklı programıyla tanıdığımız, bir dönem SkyTurk'un ana haber bültenini de sunan tecrübeli televizyoncu Sedef Kabaş, TRT2'de yayınlanan medya odaklı programında sektörden konuklarını ağırlıyor. Uzmanların, ünlülerin ve medya mensuplarının konuk olduğu 'Medya Medya'nın yanı sıra üniversitede ders veren, kendi adını taşıyan iletişim ve danışmanlık firmasıyla hizmet veren Kabaş, bu yoğun temposunun içinde yeni kitabının hazırlıklarını da sürdürüyor. 'Sesli Düşünenler', 'Zamanı Dize Getirenler', '60 Kadın 60 Öykü, 'İpek Dokulu Başarılar' kitaplarıyla ses getiren Kabaş, bu kez kitabı hakkında ser verip sır vermiyor.
Programınıza kimler konuk oluyor?
Medya içerisinde yer almış herkes bizim konuğumuzdur. Genel yayın yönetmenleri, köşe yazarları, haberciler, reklam ve halkla ilişkiler çalışanları var... Fakat seçiciyiz. Yaptığı iş üzerine düşünmüş, işi farklı yapmaya çalışmış, kendisine göre eleştirel bir bakışı olan kişileri daha fazla tercih ediyoruz.
Kimler konuk olamaz programınıza?
Salt ünlü olmak ya da gündemde başrolü kapmak, bizim programımıza katılmak için bir kriter değil. Genelde konuklu programlarda katılanların ünlü olmaları tercih ediliyor ama hiçbir programımda sadece ünlü olduğu için birini konuk etmedim.
Programların kalitelerinin düşmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Üzücü tabii ki. 10 yıl önce Amerika'dan döndüğümde herkes 'Amerika'da çalıştıktan sonra Türkiye'deki televizyonları nasıl buluyorsunuz?' diye soruyordu. Böyle bir mukayese yapmak çok da adil değil. Türkiye'de televizyon tarihi esasen TRT'den beslenen bir tarihtir. Sonrasındaysa özel televizyonlarla özgürlüğü dibine kadar kullanmak istediler. Aslında özgürlük kuralsızlık, etikten bağımsız olmak demek değildir. O yüzden ciddi problemler yaşandı. Ama üzücü olan şu; bu sorunlardan ders çıkarıp daha iyi bir program yapmaya çalıştık mı? Ve bu anlamda ileriye doğru adım attık mı? Açıkçası bu konuda çok iyimser değilim. 10 yıl öncesinin televizyonlarıyla bugünü kıyasladığımızda, daha fazla haber alıyor muyuz, daha kaliteli programlar izliyor muyuz? Tartışılacak bir konu bu...
Sizce iyi örnekler yok mu?
Var tabii ki. Artık insanlar birkaç kanala mahkum değil, alternatifler çok. Ancak ana kanallarda insanların ağırlıkla izlediği programlara baktığımızda ciddi bir kalite sorunu görüyoruz.
SPİKERİN YAŞI OLMAZ
Görsel ve yazılı basında kadın egemenliğinin olmamasından dert yanılır. Siz buna katılıyor musunuz?
Televizyon yüzlerinden bahsedildiğinde çok fazla katılmıyorum. Hak ettiği
ölçüde kadınların ana haber bültenini sunduğunu, hatta kimilerinin de hak etmediği halde yıllarca sunduğunu biliyoruz. Ama şuna katılıyorum; ekran arkasında yani karar verme pozisyonlarında kadınların sayısı az. Bu durum sadece medyada değil tabii; Meclis'te de durum aynı. Türkiye'de kadın sorunlarıyla ilgili kararları erkeklerin verdiğini görüyoruz. Sorun buralarda, yoksa ekran önünde kadınlar var.
Spikerlikte yaş sınırı var mıdır? Bu da çok tartışılan bir konu...
Ekran önünde eğer eğlence veya magazin programı sunmak istiyorsanız yaş problem olur. Ama haber bülteni sunuyorsanız, yaş problem olmamalı. Çünkü haberde güzel ya da genç olmanızın bir kriter olmaması gerekiyor. Bunu kriter olarak düşünen yöneticiler varsa sorun onlardadır. Hangi yönetici bunu kriter olarak değerlendirmişse, mesela sadece güzellik kraliçesi olduğu için haber sundurmuşsa bence problem, o kararı veren yöneticilerdedir. Karar vericiler erkekler olduğu için sorunlar yaşadık. Kıdemli bir gazeteci kadın, yaşı ne olursa olsun haber sunduğunda, güven telkin ediyorsa, inandırıcılığı varsa, mesleğinde bir saygınlığı varsa sunması çok normal ve izlemek de keyifli olacaktır.
HİÇ DİZİ İZLEMİYORUM
Daha büyük bir kanalda çalışmamak sizin kendi tercihiniz mi?
Bu benim tercihim değil. O büyük kanallarda çalıştığınız zaman daha ünlü oluyorsunuz ama her zaman insanlar daha ünlü olmak gibi bir tercih ortaya koymayabilir. Onun yerine daha özgür olmayı, yapmak istediğinizi şeyleri yapmayı, manevi tatmin alabileceğiniz işlere imza atmayı tercih edebilirsiniz. Bu tercihleri kullanan çok insan var. Sadece çok fazla gündemde olmadıkları için konuşulmuyorlar.
İnternet sitelerinde sizinle ilgili yapılmış yorumlara baktığımda karşıma sıkça aynı şey çıktı: 'Kaliteli bir sunucu olduğu için sık sık işsiz kalan gazeteci'... .
Büyük kanallarda değil ama haber kanallarında çalıştım; NTV, TV8, SkyTurk ve atv'de çalıştım. Büyük kanallarda bizim gibi insanların program yapma ihtimali çok az. Nasıl bir program yapabilirim? Mesela bana kadın programı teklifi geldi büyük bir kanaldan ve iyi bir para karşılığında... Fakat kabul etmedim. Bu bir tercihtir. Büyük bir kanal dediğiniz zaman ana haber bülteni sunacaksınız. Türkiye'de haber sunduğunuz zaman ne kadar haberciliğinizi ortaya koyabiliyor, ne kadar özgür davranabiliyorsunuz? Bu da çok tartışmalı bir konu... Kadın programlarının kalitesini göz önünde bulundurun; beşinci sınıf şarkıcıların konuk alındığı, onlara alkış tutarak lay lay lom yapılan bir programı istemiyorum. Bunlar hep bir tercih aslında.
Siz ne yapmak istiyorsunuz?
Yapmak istediğim programları yapma şansını buldum her şeye rağmen. Üniversitede ders vermekten büyük bir keyif alıyorum, medyaya eleştirel bakabildiğim bir program yapabiliyorum. Kendi şirketimde danışmanlık yapıyor, eğitimler veriyorum. Özetle, keyif aldığım işleri yapmaya devam ediyorum. Şunu da net söyleyebilirim; hiçbir zaman Türkiye'nin en çok izlenen programını yapmayacağım. Hem de hiçbir paraya.
Bir televizyoncu olarak siz hiç televizyon izlemiyormuşsunuz...
İşim çok geç saatlerde bitiyor, seyretmek istediğim programlar da o saatte bitmiş oluyor. Televizyoncu olarak televizyon izlemeyen bir insan olduğumu söyleyebilirim. Ana haberleri de internetten takip ediyorum. Ama gazeteleri her zaman okuyorum. Dizi hiç izlemiyorum. Magazin deseniz hiç alakam yoktur. Hatta popüler bir ismi bilemediğim bile oluyor.
Televizyonda kalıcı olmak zor
Bazen çok şaşırıyorum; öyle izleyicilerle karşılaşıyorum ki, 3 yıl önce yaptığım programda sorduğum soruları hatırlıyorlar. Demek ki iz bırakmışım. Televizyonda bunu başarmak zordur. Televizyon günlük bir tüketim, çok fazla program ve insan var. İsim yapabilirsiniz ama birebir yaptığınız programlarla hatırlanmanız zor bir ihtimal. Kitapta belki çok az insana ulaşıyorsunuz ama o kitabı okumak, rafta kalması, bir daha dönüp o sayfaları karıştırmak daha kalıcı. Televizyon kadar genel geçer bir durum değil.
ERÇİN DAĞ EYSEN -ercin.dag@aksam.com.tr