AKŞAM GAZETESİ | Ahmet İnam | 2009-01-11

kategori2

Ülkeme sorular

Sevgili ülkem, bir gemisin gitmektesin dünya denen okyanusta. Geminin kaptanı kimdir? Kimi der ki uzaktan yönlendiriliyorsun. Kimisi de, 'şimdi kaptan köşkünde kaptanlar, zabitan heyeti göreceksin ama aslında seni onlar yönetmiyor' diyor. Geminin derinlerinde, birileri oturmuş seni yönetiyormuş, sahi seni kim yönetiyor, sevgili ülkem, sevgili gemim? Rotanı kim çizer, dümenini kim tutar, makine dairende kimler var? Motorların kendi ürünün mü, ithal mi?
Sevgili ülkem, sevgili gemim, kaç mevkiin var? Diyorlar ki, ben pek görmedim, lüks mevkiin varmış, orada yaşayanların yüzme havuzları, saunaları, daha benim aklıma gelmeyen bir sürü lüksü varmış. Geminin üstlerinde olduğu için, benim gibi ortalarda, küçük kamarasında sabah akşam yazı yazıp, kitap okuyan, fildişi kulesinden ahkam kesen birisinin görüş alanının dışında imiş. Yoksulların çok diplerde, çaresizlerin, hastaların, günyüzü görmeyen yerlerde yaşıyorlar. Denizi ve ışığı görmedikleri için nerede olduklarını bilmiyorlar. Onlara ışık, onlara aş, onlara deniz havası ne zaman nasıl ulaşır dersin?
Kimi bilmişler öyle şeyler söylüyorlar ki aklım karışıyor: Aslında gemi değilmişsin sen, gemide bir bölgeymişsin. Tek bir gemi varmış. Hepimiz aynı gemideymişiz. (Nuh'un Gemisi'nde belki de!) Uzaydan bakınca tek bir gemide olduğumuz görülüyormuş. Peki, sevgili ülkem, bir tek gemide isek, sen geminin neresindesin?
Senin nerede olduğunu bilenler varmış ama onlar senin dışında yaşarlarmış. Sana seni anlatırlarmış. Senin dillerini, kültürünü onlar, senin içinde yaşayanlardan daha iyi bilirmiş. Hatta kimi ilahiyatçıların bile dışarıda başka dinden olanlara kendi dinin sorunları üstünde sorular sorarlarmış. Sevgili ülkem, ne zaman senin içinden yetişenler sana seni anlatacaklar?
'Ben kimim?' diye sorduğunda yanıtını, kendi topraklarına kök salmış hikmetini yorumlayabilecek, diğer hikmetleri, insanı insan kılan değerler açısından görebilen kendi insanların verebilecek mi?
Kim ne derse desin ben yine de seni bir gemi olarak göreceğim. Yıllar önce yazdığım bir dörtlüğü biraz değiştirerek senin için söyleyeceğim:
ÜLKEMİN GEMİSİ
Yüzer keşt”-i Türk” gah peyda gah na peyda
Deryada kendi yitmiş gönlü kalmış hüveyda
 Derununda haz”n bir sır gibi tüter sevda
Kalır asarı nihan batıp çıksa ne fayda.
Bu dörtlüğün dili oldukça eski, onu açıklamaya kalkarak, anlamaya çalışan okura ne yardım edeceğim ne de saygısızlık. Ülkemin gemisinin gönlü olduğunu düşünürüm. Doğrusu, ülkemin gemisinin bir anlam dünyası olduğunu düşünürüm. Ne dersin sevgili ülkem, böyle bir gönlün var mı? Senin derinliklerinde yatan bir sevdan var mı? Yoksa ben mi uyduruyorum?
Bu dörtlükte, ortaya koyduğun ürünlerinin gizli kalacağını, değerinin bilinmeyip unutulacağını söylemeye kalkmışım, doğru mudur, sevgili ülkem?
Seni sevdanla anlamaya çalışanların sesi pek çıkmıyor. Seni tonajınla, taşıdığın yükle, ambarlarınla, konuk ettiğin turistik yolcularla, içindeki yolcularının etnik kökenleriyle, dinsel, siyasal inançlarıyla değerlendirmeye çalışıyorlar. Bunlar yeterli mi seni yaşamak, seni anlamak için sevgili ülkem?
Bilmiş yolcuların var, senin diğer gemilerle ilişkilerini gözlemliyorlar. Hangi filoya neden dolayı katılman gerektiğini anlatıyorlar. Sen hangi gemilerle birliktesin? Hangi gemilerle yazgı ortaklığın var?
Sevgili ülkem, sevgili gemim, hangi sularda, nereye doğru gitmektesin? İçindeki derinlikleri anlayabilecek yolcuların olacak mı bir gün? Kendini bir gün okyanustaki diğer gemilere, gemindeki yolculara anlatabilecek misin?
(Ülkeme sorular sürecek.)