AKŞAM GAZETESİ | Yiğit Karaahmet | 2009-01-11

kategori2

Şemsiye savaşlı gecenin perde arkası

Gazetecinin şanslısı makbuldür. Bazen hiç alakanız olmadığı anlarda, öyle şeylerle karşılaşırsınız ki, tüm hafta Türkiye'nin konuştuğu bir olay burnunuzun önünde cereyan eder. Üstelik siz evden rica minnet çıkarılmış, sadece bir içki içimi zaman geçirmek için olay yerine götürülmüşsünüzdür.
Ama kader ağlarını örer. Size de bu örgünün modelini anlatmak kalır. 
Hande Ataizi'nin şemsiyeyle gazetecilere saldırdığı geceden bahsediyorum. Olay Babylon'un kapısında cereyan etti.  Ve tabii ki ben de o cumartesi gecesi Babylon'daydım. Üstelik tüm geceyi Hande Ataizi ve sevgilisinin arkasında geçirdik. Ve emin olun içeride olanlar dışarıdaki şemsiye savurma hadisesini daha net açıklıyor. 
Bu arada Hande Hanım yazıyı okuyorsanız eğer, ben tam arkanızda duran, dans figürlerini taklit etmeye çalıştığınız, kokusu burnumuzu kesen puronuzu yakan, Missoni hırkalı, uzun boylu, geniş omuzlu ve über yakışıklı gencim.
Bu durumu belirtmek zorundayım çünkü bu, tüm gece boyunca bir gündem mevzusuydu. Ataizi o kadar çok eğleniyordu ki zaten ünlü olduğu için dikkat çekiyor, ama ünlü olmasa bile enerjisi tüm kulübü saran ve mutlaka birileri tarafından ertesi gün konuşulacak kızlardan olacaktı.
Bir şekilde Bronx'a eğlenmeye gelmiş Gwyneth Paltrow havalarındaydı da diyebiliriz.
Hatta tüm gece boyunca, bir şekilde konuşmaya başlasak ve ona 'Sizi bir yerden tanıyorum, isminiz Handan'dı değil mi?' diye sormayı çok istedim (Bunu bir de Müjde Ar'a Müjgan diyerek yapmak istiyorum mesela).
HAKLI MI HAKSIZ MI?
İşte tüm gece boyunca içeride deliler gibi eğlenen birinin, çıkışta o disko dünyasının tamamen dışında burnuna kamera dayandırılması, insanı çileden çıkarır tabii. Yani çok belliydi içerideki patlamanın dışarıda bir arızayla sonuçlanacağı.
Peki, Ataizi şemsiye savaşında haksız mı?
Bence hiç değil.
Çünkü o sırada Babylon'un harikulade ses sistemiyle müzik dinlemiş, (farkı ayırt edebileceğiniz kadar iyi bir ses sistemi var bu arada. İçeride sordum, şu an İstanbul'da bir numaraymış. Bravo Babylon!), dans etmiş ve kendi şöhret cumhuriyetinin tamamen dışındaki bir mekandan çıkmışken 'Ne zaman evleniyorsunuz?' sorusuna muhatap olmak sizi de delirtir beni de.
O yüzden Hande Ataizi'ni, bu sorulara gereken cevabı şemsiyenin gücüyle verdiği, Fox Magazin'in 'Rafadan Kafadan Halit' adlı tuhaf magazin şahsiyetinin kafasını patlattığı için yanlış yargılamamak gerek.

Marjinal barda gezen jön kim?

YIllarca bitmeyecek, hayatımızın sonuna kadar bizi takip edecek dedikodulardan biri de Halit Ergenç- Bergüzar Korel ilişkisi olacak herhalde. Korel başlı başına sıkıcılık üzerine bir figür olduğundan, telaffuzu dahi zor ismini yazarak bile içim geçiyor.
Ama Halit Ergenç insanın merakını sürekli kaşındıracak malzeme vermekten de geri durmuyor. Sürekli acayip ve muhtemelen Bergüzer Korel tadında sıkıcı insanlarla dolu dizi piyasasına takılmıyor, şehrin ürkütücü noktalarında da gece hayatının tadını çıkarıyor.
Mesela geçenlerde bir akşam tam Taksim Meydanı'nın göbeğindeki, 'marjinal' diyerek çizgi dışına itebileceğimiz, altıncı kattaki bir gece kulübünde bar önü sohbetçilerinden biri olarak görülmüş. Hatta barda sohbet ettiği gençlere de içki ısmarlayarak sohbeti ileri saatlerde taşımış.
Mekanın altıncı katta olmasını özel olarak belirtiyorum çünkü öyle klasik ünlü tribi olan 'Yoldan geçerken uğradım şekerim' hikayesinin de arkasına sığınılmayacak bir mekanda. Merdivenleri çıkmanız, özellikle oraya gitmeniz gerekir.
Ergenç'i en azından farklı mekanları keşfetme yeteneğinden dolayı tebrik etmek lazım.

Becerikli Bay Cengiz

Geçen hafta Cengiz Semercioğlu Sanem Çelik'le bir röportaj yapmıştı.
Semercioğlu röportaj fotoğrafından gördüğümüz kadarıyla siyah ceket, beyaz gömlekle 'Hemşeri düğününe giderken kravat takmayı reddeden alternatif şık' kombinasyonuyla bu söyleşiyi gayet ciddiye almış.
Röportajın bir bölümünde de Çelik, Semercioğlu'nun bitmek tükenmek bilmeyen 'Niye gittiniz? Yoksa sıkıldınız da mı Amerika'ya gittiniz? Yoksa kaçtınız da benim haberim mi yok?' sorularından fenalık geçirip, röportajı kesmiş. Semercioğlu'da bu durumu hemen 'Ayşe Arman style' köşesine taşımış.
Hayır, sanki Yaser Arafat, Christiane Amanpour röportajını terk ediyor. Böyle bir sansasyon yaratma çabası.
Üstelik Sanem Çelik bu sürekli ardı ardına deşilen gitme sorularına da gayet net bir cevap veriyor: Canım istedi. Param da vardı. Gittim. 
Bu kadar.
İlla gitme kararının ardında bir sebep mi aramamız lazım? Bu nasıl 'yurtdışında yaşamak için önce gidip bir dil okuluna kaydolmak lazım' mantığıdır?
Hani bir de Semercioğlu iyi ki kadının eski ilişkisi hakkında bir yazı yazmış.
İlla sebebin o olduğunu öğrenip, o ismi ağızdan alıp, kendi yazdığı yazıya bağlayıp, bundan keyif alacak.
Sizi rahatlatacaksa eğer söyleyelim Cengiz Bey: Sanem Çelik yazınızdan o kadar etkilendi ki Türkiye'yi terk etti. Hepimiz sizi okuyoruz. O engin analizlerle dolu yazılarınızdan çok etkilenip, hayatımıza buna göre yön veriyoruz.