AKŞAM | PAZAR | 11 OCAK 2009, PAZAR
İlk yerli dizi tam 34 yıl önce çekilen ‘Aşk-ı Memnu’ydu... Bugün onlarca kanalda onlarca dizi yayınlanıyor. Sektördeki hareketliliği senaristler Ece Yörenç, Melek Gençoğlu; Star TV Genel Müdürü Melis Civelek; yönetmen Hilal Saral ve yazar Ayşe Kulin’le konuştuk.
Seda KAYA GÜLER
Yıl 1974. O tarihlerde TRT Genel Müdürü olan İsmail Cem, Türk sinemasının üç ünlü ismi; Lütfü Akad, Metin Erksan ve Halit Refiğ’den TRT için film yapmalarını ister. Der ki onlara; “BBC’nin klasikleri çok ilgi görüyor, acaba biz de buna benzer kendi klasiklerimizden televizyon için hazırlanmış bir film ya da dizi düşünemez miyiz?”
Hepsi memnuniyetle karşılar teklifi. Lütfi Akad, Ömer Seyfettin hikayelerinden dördünü film yapar, Metin Erksan beş modern edebiyatçının hikayelerinden beş ayrı film çeker, Halit Refiğ de Halit Ziya Uşaklıgil’in ‘Aşk-ı Memnu’ adlı eserinden altı bölümlük dizi çıkarır. Böylece Türk televizyonlarının ilk dizisi ‘Aşk-ı Memnu’ olarak tarihe geçer. 2008 yapımı ‘Aşk-ı Memnu’ projesi ise ‘Yaprak Dökümü’ ve ‘Dudaktan Kalbe’ gibi edebiyat eserlerini günümüze uyarlayan Ay Yapım tarafından ve her iki dizinin senaryosunu yazan Ece Yörenç ve Melek Gençoğlu’ndan gelir.
“Yaprak Dökümü’ne başladığımız zaman eğer bu işte başarılı olursak, bunun devamı gelir ve bu tür dizilerin dönemini başlatmış oluruz diye düşündük ve yapmayı düşündüğümüz o birkaç proje arasında da ‘Aşk-ı Memnu’ vardı” diyor Ece Yörenç.
“Niye Aşk-ı Memnu?” sorusuna da şu yanıtı veriyor: “Bir senarist için çatışmaları çok güçlü bir eser. Hele ki televizyona uyarlamada hem karakterler hem de malzeme açısından son derece zengin. Karakterlerin hepsi, kendi içlerinde çok güçlü.”
Kararı verince önce Uşaklıgil’in varislerini arayarak projelerini anlatmışlar. Diğer dizileri beğeniyle takip eden varislerden olumlu yanıt alınca, kanal yöneticileri de projeyi beğenip kabul edince hazırlıklara başlamışlar. “Kolay değildi elbette televizyon tarihine geçmiş bir dizinin, Müjde Ar gibi döneme damgasını vurmuş bir Bihter karakterinin üstüne geçecek bir dizi yapmak. Ne yapsak kıyaslanacaktı ama biz kendimize güveniyorduk, sadece biraz zamana ihtiyacımız vardı yaptığımızı anlatmak için. Şimdi herkes gördü ki; bu farklı bir iş. Eser aynı, karakterler aynı ama açılımları farklı.”
DİZİ FURYASI
Türk seyircisi iki ‘Aşk-ı Memnu’ya da büyük ilgi gösterir. 1975’de tek kanallı televizyon döneminde ve herkesin evinde televizyonun olmadığı bir dönemde yayınlanan ilk dizi, seyircilerin büyük ilgisini çeker ve bu tür dizilerin devamının gelmesine vesile olur.
Günümüzde ise televizyon olmayan ev yok gibi. Yüzden fazla kanal olmasına rağmen reyting sonuçları perşembe günü pek çok evde erkeklerin ‘Kurtlar Vadisi’ni, kadınların da ‘Aşk-ı Memnu’yu seyrettiğini gösteriyor.
Sadece bu iki dizi değil elbet, artık her gün her kanalda birden fazla dizi yayınlanıyor. Haber sonrası dizilerin yeni bölümleri, bazı kanallarda arka arkaya yer bulurken, gündüzleri de tekrarları ya da daha önce yayınlanmış dizilerin eski bölümleri gösteriliyor.
Bir zamanların favori dizisi ‘Çocuklar Duymasın’ halen gösterimine devam eden dizilerden mesela. Kanal yöneticileri seyircinin ilgisini de göz önüne alarak yeni program üretmek yerine daha önce yayınlanan dizileri gün içinde yayınlamayı tercih ediyorlar.
DİZİLER KADINLARA EMANET
Ulusal kanalların tek kadın patronu unvanına sahip Star TV’nin Genel Müdürü Melis Civelek, dizi tekrarının bütçeyi düşürmek için düşünülmüş bir yöntem olduğunu ve gereken izlenirliliğe sahip oldukça devam etmesinde bir sakınca olmadığını söylüyor. Civelek’e göre günümüzde yerli diziler televizyonların vazgeçilmezi haline geldi. Çünkü geçmişe şöyle bir baktığımızda en çok hafızalarda kalan yapımlar, diziler oldu. Son yıllarda ise altın çağını yaşıyor diziler ve yaşamaya da devam edecek.
Ancak, geçen yıl olduğu gibi bir gecede iki dizi yayınlayamayacaklarını, ekonomik kriz nedeniyle dizi sayısında bir azalma yaşanacağını da hatırlatıyor. Yine de bir televizyon kanalı için diziler lokomotif niteliğinde. Ekran başında en çok zaman geçirenler kadınlar olduğu ve dizi izleyenlerin çoğunluğunu da onlar oluşturduğu sürece bu hep devam edecek.
Dizileri izleyenler gibi dizileri üretenlerin çoğunluğunu da kadınlar oluşturuyor. Pek çok dizinin senaristi ve yönetmeni kadın. “Yapımcılar sonunda kadınların daha titiz, detaycı ve sorumluluk sahibi olduğunu kabul etti ve dizileri kadınlara emanet etti” diye açıklıyor bu durumu ‘Aşk-ı Memnu’yu yöneten Hilal Saral.
Yönetmenliğe belgesel filmlerle başlayan ve birçok dizide yönetmenlik koltuğuna oturan Saral, gece-gündüz çalışmak zorunda kalsa bile, dizi yönetmekten keyif alıyor. Oyuncuları, set ekibini yönetmenin zor olmadığını ama erkeklerin çoğunun hâlâ kadınlardan emir almaktan hoşlanmadıklarını, bu nedenle sette hakimiyet kurmak için zaman zaman bağırmak gerektiğinin altını çizen Saral’a göre önemli olan işi sevmek, çalışmak ve gerekeni yapmak.
Melis Civelek de dizilerdeki kadın hakimiyetini dizi izleyicisinin kadın olmasına bağlıyor. “Dizilere karar verirken senaryoya çok önem veririm, benim yıldızlarım önce senaristlerdir. İyi senaryoyu, en iyisini yapmak için uğraşan bir yapımcı, yönetmen ve iyi bir kastla buluşturabiliyorsanız, çoğunlukla başarı da beraberinde gelir” diyen Civelek’e göre, kadınların duygularını en iyi ifade edenler genellikle kadın senaristler.
“İlle de kadın yönetmen bu projeyi çeksin, kadınlar erkeklerden daha iyi duyguyu verir” diye diretmediğini ama baş kadın kahramanın mutlaka güçlü olmasını istediğini belirten Civelek, “Çünkü bu kadın karakterler izleyici için de rol model oluyor. Kadınlara şartlar ne olursa olsun tek başına ayakta kalabilmeleri gerektiğini, bu karakterler sayesinde bir kez daha hatırlatıyoruz” diyor.
Örnek olarak da ‘Aliye’nin Aliye’sini, ‘Binbir Gece’nin Şehrazat’ını, ‘Asmalı Konak’ın Bahar’ını, ‘Zerda’nın Zerda’sını gösteriyor.
“Hepsi de güçlü kadınlardı. Hepsi kadınlara hem örnek hem umut oldular” diyen Civelek, yine bir güçlü kadın karakteri anlattıkları ‘Güldünya’ dizisine de çok güvendiğini söylüyor: “Güldünya bir sembol, ülkemizde öyle çok Güldünyalar var ki! Güçsüz görünseler de, aslında ne kadar güçlü olduklarını bu diziyle ekranda milyonlara gösterecekler” diyor.
Bizim de dileğimiz güçlü kadın karakterlerin çoğalması ve kadın seyirciye rol modeli olmaları.
KİTAPLARA İLGİ ARTTI
Kanal D, ‘Aşk-Memnu’nun yenisini yapınca, TRT de kendi çektiği diziyi kısaltarak, üç bölüm halinde ekrana getirdi. Öpüşme sahnelerinin de kesilmesine dizinin yönetmeni Halit Refiğ tepki gösterdi ve gazetecilere şunları söyledi: “TRT’de bugüne kadar bu yobaz, çağdışı ve mülteci bir zihniyet olmadı. TRT kendi klasiğini, kültür ve edebiyat tarihinin en büyük klasiklerinden olan bir esere, hunharca, canavarca yaklaştı. (…) Bu eser, edebiyat tarihinin çok önemli bir romanıdır. Umarım gençler, diziyi izlerken romanı okumaya heveslenirler.”
Öyle de oldu. Dizi yayınlandıktan sonra tıpkı Reşat Nuri Güntekin’in ‘Yaprak Dökümü’ne olduğu gibi Halit Ziya Uşaklıgil’in kitabına da ilgi arttı ve kitabın yeni basımları yapıldı.
Ece Yörenç, ‘Yaprak Dökümü’nün satışının diziden sonra 9 kat arttığını, ‘Dudaktan Kalbe’ ve ‘Aşk-ı Memnu’nun da aynı şekilde ilgi gördüğünü söylüyor. En çok satanlar listesinde yer alan kitaplar yeni okurlarını bekliyor.
DİZİ EKONOMİSİ
Dİzİler ekonomiye de büyük bir katkı sağlıyor. Bölüm başına maliyeti 100 ile 300 bin arasında değişen bir dizide ortalama 20-30 oyuncu yer alıyor. Kamera arkasında ise bunun 2 hatta 3 katı teknik ekip var. İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası’nın yaptığı ‘Dizi ekonomisi’ araştırmasına göre, 11 ulusal kanalda bu sezon 70’e yakın dizi yayınlanıyor ve diziler, yapımcısından yönetmenine, oyuncusundan senaristine kadar ekran önünde ve arkasında yaklaşık 150 bin kişiye istihdam olanağı sağlıyor. Eğer dizi reyting alırsa, reklam gelirleri ve sponsorluk ücretleri ile kazanılan para yıllık 1 milyar YTL’yi buluyor.
YENİ İŞ ALANLARI
Diziler yeni iş alanlarının doğmasına da yol açıyor. Dizi sayısı artınca çekimlerin daha rahat bir ortamda çekilmesi için ofis, ev, hastane, karakol gibi çeşitli mekanlardan oluşan platolar devreye girdi. Bu işin öncülüğünü dizilerde sanat yönetmenliği yapan Gülay Kuriş yaptı. Çekmeköy’de kiraladığı iki katlı binayı ofis ve işyeri olarak döşeyen ve dizilere kiraya veren Kuriş, talep artınca Dudullu’da 7 katlı bir binaya taşıdı platosunu. Şimdi ‘Adanalı’dan ‘Kurtlar Vadisi’ne ‘Dudaktan Kalbe’ye kadar birçok dizi buradaki stüdyolarda çekiliyor.
AYŞE KULİN FARKI
Günümüz yazarları arasında kitapları en çok dizi olan yazarların başında ise Ayşe Kulin geliyor. Önce ‘Köprü’, ardından ‘Geniş Zamanlar’ şimdi ise SHOW TV’de yayınlanan ‘Gece Sesleri’.
Dizilerin kitaba sadık kalamayarak alıp başını gittiğine değinen Kulin, “Reyting almak için hikayeler uzuyor, yan öyküler devreye giriyor. Ama işin kuralı böyle” diyor. Dizi izleyicisi değil Ayşe Kulin ama kendi dizilerini fırsat buldukça izliyor. Peki, kitaplarını gözünde canlandırabiliyor mu izlediğinde? “Hayır. Çünkü kitap dili ile çekim dili çok farklıdır. Hiçbir zaman aynısı olmaz. Belki sinemada olabilir” diyor ve bir yazar için kitaplarını dizi olarak vermenin en önemli avantajına getiriyor sözü: “Dizinin kitabın satışına çok büyük katkısı oluyor. Yazarın istediği de nedir; kitabını geniş kitlelere yayabilmek ve okunmasını sağlamak. Dizi ile birlikte ‘Gece Sesleri’ tekrar listelere girdi. Diziyi beğenen de okuyor beğenmeyen de”.