AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-01-12

kategori2

Yahudi düşmanlığının faturası kime çıkacak?

Çok geriye değil, Abdullah Öcalan'ın yakalanıp İtalya'da 'konakladığı' günlere dönelim. O zamanlar İtalya Başbakanı Massimo D'Alema'ydı ve PKK liderini Türkiye'ye iade etmediği için basın tarafından 'dallama' diye adlandırılmıştı. Milliyetçi rüzgarlara kapılan yayınların da etkisiyle İtalya karşıtı gösteriler düzenlenir olmuştu. Haklı olarak başlayan bu protestolar kendini giderek İtalyan ürünlerinin boykotuna bırakmıştı. Sokaklarda İtalyan markalarına ait buzdolapları yakılıyordu. İş giderek absürtleşmişti de: Koç grubunun ürettiği, yüzde yüz yerli, sadece İtalyan lisansıyla çıkan arabalar yakılıyordu.
Ve bu vandallar Beyoğlu'nda eteklerinden tanıyıp fişledikleri İtalyan liseli kız öğrencilerin üzerine saldırır hale gelmişlerdi.
Unutmamışsınızdır umarım.
Bir başka örnek: Eski ev kadını faşist İçişleri Bakanı'nın ağzından dökülen 'Ermeni dölü' sözünün Türkiye'de nasıl insanları birbirine düşürdüğünü hatırlar mısınız? Bu küçük kıvılcım değil miydi giderek büyüyüp Hrant Dink cinayetine kadar varan...
Katil zanlısı polisler tarafından eline bayrak verilerek, sevinçle kameranın önünde 'ağırlanmıştı.'
Yükselen milliyetçilik Türkiye'nin yakın tarihine Trabzon'daki rahip cinayeti gibi yeni kara lekeler ekledi.
Maalesef, Türkler protestoyla provokasyonu çok kolay birbirine karıştıran bir millet. Belki genlerimizde ve kültürümüzde demokrasi olmadığı için eylemler bu topraklarda hiçbir zaman sivil düzeyde kalmıyor. Ne otorite 'sivil' tepki veriyor, ne tepkiciler yeteri kadar 'sivil' davranıyor.
Şimdi her geçen gün İsrail aleyhtarı mitingler düzenleniyor. Cüppeli, sarıklı, çarşaflı insanlar tarafından. Tekbir çekiyorlar, aşırı İslamist sloganlar atıyorlar. Bildiğimiz duyarlı Türk Müslümanları değil bunlar, maalesef sayıları da epey fazla, giderek de çoğalıyorlar.
Onların bu provokatif diline, bir de Başbakan'ın Türkiye'nin stratejik ilişkilerini hiçe sayan üslubu ekleniyor.
Tamam, İsrail'in yaptıkları kabul edilemez. Çok zalim bir devlet politikası uyguluyor. Ama bütün gerçeklik ve akıl 'zavallı Filistin' hamaseti altında yok oluyor. HAMAS'ın bir terör örgütü olduğu, İsraillerin gündelik yaşamlarında ne gibi tehlikeler yaşadığı gerçeği unutuluyor. Sinemaları, cafe'leri, otobüsleri bombalanan, gündelik yaşamda aşırı paranoyak tedbirler almak zorunda kalan da bir İsrail halkı var...
Elbette bütün bunlar Gazze'de saldırılarını meşru kılmıyor.
Tabii ki İsrail'in de eleştirilecek tarafları var.
Ama Türkiye bu işte de dozu kaçırıyor. İş bir provokasyona dönüştü. Ve maalesef bu ölçüsüz tepkilerin sonu 'Yahudi Düşmanlığı'na varıyor.
Türkiye'nin tarihinde, Avrupa'yla kıyasladığımızda Yahudilerle ilişkisinde neredeyse hiçbir pürüz, hiçbir sorun olmamış. İkinci Dünya Savaşı'nda insanlığın en büyük kıyımı yaşanırken Türkiye dahil olmamış. Osmanlı Devleti, Yahudilere ev sahipliği yapmış.
Şimdi bu denge bozuluyor. Birkaç sarıklının önderliğinde toplumsal histeriye kapılmak üzere Türkiye. Hepimiz biliyoruz ki asli amaçları Türkiye'yi dönüştürmek: Laik ve demokratik Cumhuriyet'ten İslam Cumhuriyeti'ne geçişi sağlamak.
İsrail'in Gazze'de yaptıklarıyla insanın özdeşleşmesi zor.
Peki başta Saadet Partisi'nin İsrail karşıtı mitingi olmak üzere, büyük şehirlerde patlak veren bu radikal dincilerle mi özdeşleşeceğiz? Seçeneğimiz bu mu? Onların sunduğu ve üzerinden prim yaptığı düşmanlığa alkış mı tutacağız? Yıllar sonra bu topraklarda bir din savaşının patlamasını mı istiyoruz? Kusura bakmayın, ben bu prostestocularla aynı safta yer almak istemiyorum.
Maksat İsrail devletini protesto etmekse orada tekbirin, sarıklının, cüppelinin ve onlarca başka siyasi simgenin işi ne?
Provokasyona getirilen halk ellerinde görünmez swastika'larıyla şov yapıyor meydanlarımızda. Bu işin nerelere varabileceğini kestirmek zor değil. Ama maalesef Başbakan bile görmezden geliyor.
1 Mayıs mitinglerinde güvenlik gerekçeleriyle solculara saldıran 'gazcı kardeşler', Vali Güler ve Polis Cerrah, radikal dincilerin eylemlerinde herhangi bir tehlike görmüyor mu?
Başka türlü bir Hrant Dink cinayeti tekrarlanırsa sorumluluğu kimin üstleneceğini merak ediyorum.

NTV'ye de CNN Türk'e de yazıklar olsun
Sabah saat 9:00 gibi çalan telefonla uyandım. Yalçın Küçük'ün gözaltına alındığını haber veriyorlardı. Ayrıntıları öğrenmek için hemen televizyon karşısına geçtim ve haber kanallarını açtım. SKY Türk ve Habertürk çoktan yayına geçmişler, muhabirleriyle ayrıntıları anlatıyor, yorumculara olayı analiz ettiriyorlardı.
NTV ve CNN Türk uyuyordu!
Türkiye'de dün daha önemli bir gelişme yoktu ama güya büyük bu iki haber kanalı kendi gündemlerindeydi: Turizm, spor, ekonomi haberleriyle yayın sürüyor, arada altyazılarla konuyla ilişkin bir-iki haber 'lütfen' veriliyordu.
Halbuki dün sabah saatleri tam bir haber maratonuydu gazeteciler için. İsimler havada uçuşuyor, dezenformasyon dalgası başlamış, herkes merakla ne olacağını izliyordu. Tam güzel haber yayıncılığı yapmaya elverişli sıcak gelişmeler.
Bu arada Habertürk herkesin birkaç adım önüne giderek haberin 'merkezine' canlı yayın araçlarını çekmişti bile. Yalçın Küçük'ün Ankara ve İstanbul'daki evlerinin önü, Dalan'ın Yeditepe Üniversitesi, Sabih Kanadoğlu'nun evinin önünden muhabirler görüntülü bağlantılarla an be an gelişmeleri verdiler. Ancak saat 11:00 civarı ekranın parlak çocuğu Mirgün Cabas ve Ruşen Çakır, bir gazeteciye bağlanıp konuyu geçiştirdi. 'Hadi artık kendi gündemimize dönelim' diyerek de Gazze'yle ilgili haberleri değerlendirmeye başladı. Nasıl gazeteci bunlar? Hiç mi gündemden, haberden anlamıyorlar?
Hadi birinden umudum hiç yok zaten, kendisini popstar zannediyor. Ya Ruşen Çakır?
Peki NTV yönetimi? Yönetim katındaki bu hiperaktif çocuklar kafayı Müjde Ar'la bozacaklarına habere konsantre olsalarmış!
Akşamüstü ancak uyanıp yayına geçtiler, bağlantılar kurdular. Geçmiş olsun...
CNN Türk'te bildiğim kadarıyla Mehmet Ali Birand ve Ayşenur Arslan tam olarak devreye girmedi henüz. O yüzden geçmişin mirası etkiliydi haber merkezinde. Bu miras da sıcak gelişmeler karşısında özel yayına geçmemeyi emrediyor olmalı ki ekonomi bülteni uzadıkça uzadı.
Taha Akyol'un neden gazeteci olmadığının bir kanıtı işte. Kurduğu, büyüttüğü kanal bu! Ağır, atıl ve reflekssiz. Eskiden olsa 'Haberi kasten gizliyorlar' derdim; birkaç olay üst üste binince anladım ki sebep farklı: Ne NTV ne de CNN Türk'te haberden anlayan biri var. İkisinin de haber refleksi sıfır.
Bu arada SKY Türk ve Habertürk, tıpkı Gazze saldırılarında olduğu gibi onlara nal toplattı ve herkesten önce bütün ayrıntıları verdi.
Bravo Erdoğan Aktaş...
Bravo Serdar Akinan...
Haberci gibi haber kanalı yaptığınız için.