Konu her açıldığında söylediğim gibi ben ruhen bir tabloid stili gazeteciyim. Gerçi son zamanlarda kendime gazeteci demeyi de bıraktım ama tabloid stili gazeteciliği hala seviyorum.
Geldiğim son noktada kendime gazeteci yerine 'yazan şovmen' diyorum. Gazeteci değilim, çünkü bu ülkenin gündemlerinden tiksiniyorum. Ağız ishali olup da bana 'Ya sev ya terk et', 'Karşılıksız seveceksin' falan diyen olursa onlara meşhur organımı gösteriveririm ve 'Kimi nereden kovuyorsunuz? Ülkenin gündeminden tiksinmemin bir nedeni de sizin gibi insanlar zaten' derim.
Aslında tabloid stili gazeteciliği seven bir insan olarak bu ülkede çok mutlu olmam gerekiyor. Çünkü bir evde yapılan araştırma sonucunda bulunan kroki yoluyla toprağa gömülü silahlara ulaşılan bir hikaye sadece tabloid haberlerde olabilir. Oysa Türkiye bunu rutin bir şey olarak kabullenmiş görünüyor.
Ben her gece haberleri seyrederken ünlü yazar James Ellroy'un 'American Tabloid' adlı kitabını hatırlıyorum. Bu romanda Amerikan derin devletinin faaliyetleri anlatılır. Küba'yı işgal için gizlice hazırlanan hükümet, birtakım karanlık adamları ve mafyayı bu iş için harekete geçirir, paralar aktarılır, Florida'nın bazı yerlerine silahlar gizlenir ve eğitim kampları filan açılır. Devlet işin içindedir ama ortada resmen bir şey yoktur.
Nasıl bunlar size başka bir ülkeyi de hatırlatıyor mu? Türkiye'nin durumu ile benzerlik belirgin değil mi? Romanın anlattığı olayın Türkiye'de olanlardan tek farkı, oradakilerin somut bir dış düşman hedefleri ve makul gerekçeleri olmasıydı. Somut hedef; Küba'yı işgal, makul gerekçe de; komünizm ile mücadele edilmesiydi. (Makul derken kendilerine göre makulu kastediyorum elbette).
Bizdeki olayda ise hedeflerin ve gerekçelerin ne olduğunu ben anlayamıyorum. Hiçbir yönü makul olmayan bir olayla karşı karşıyayız.
Bu belirsizlik işi daha da güzel tabloid haber haline getiriyor. Çünkü tabloid haber okuyucusu haberlerde biraz gizemin bulunmasından hoşlanır. Burada gizem boyutu hayli abartılı ama heyecan artıyor böylece.
Evet; Türkiye bir tabloid ülke ve Ellroy çapında bir yazarımız olsaydı 'Turkish Tabloid' adlı roman çok da nefis olabilirdi. Ama biz bir tabloid ülke olarak Türkiye'nin hakkını tam veremiyoruz. Çünkü etraf ciddiyet arayışında olan insanlarla dolu. Ve onlar hiç durmadan 'Mahalle baskısı' yapıyor.
Hiçbir rasyonel kurala dayanmadan işleyen bu ülkede Avrupa'nın aydınlanma çağına ait olan kavramlarla siyasi analiz yapmaya çalışmak en hafif deyimiyle zaman israfıdır.
Yapılacak en iyi şey; ya bu ülkeyle mizah yoluyla alay edeceksiniz ya da ülkenin tabloid ve absürd olduğunu kabul ederek umudunuzu kaybedeceksiniz.
Ben şu anda iki alternatifin arasında bir yerlerdeyim açıkçası.
Cem Yılmaz, bu ortamda yapılabileceğin en iyisini yapıyor. Absürd bir ülkeye sadece absürd komedinin uyacağını görecek kadar zeki olduğu için o bunu en iyi şekilde yapıyor.
Buna bile tahammülü yok bazı insanların. Örneğin; Mehmet Ali Erbil ve Okan Bayülgen onu imalarla eleştiren laflar ediyorlar. Kendileri her zaman çok ciddi ya Cem Yılmaz'ı gayriciddi buluyorlar.
Okan geçenlerde konuşma şovunda siyasi mizahın neden yapılmadığından şikayet etti. Yahu Okan sen zeki bir insansın. Gerçekte var olan siyasetin bu kadar komik hale gelmiş olduğu bir ülkede, akşam haberlerinin sadece bu nedenden dolayı bir komedi şovuna dönüştüğü bir ülkede, ayrıca siyasi mizaha gerek var mı? Türkiye'deki siyasetin kendisinden daha büyük siyasi mizah olabilir mi?
Bu ülkede ciddiyet mafyası da var artık. Buna kesin inanıyorum. Mesela bana her gün yüzlerce mektup gelir. Çoğu edepsiz yazı yazmamı ister. Önemli bir bölümü de kadınlardandır bunların.
Ama ciddiyet mafyasının üstümde kurduğu 'Mahalle baskısı' da var. 'Ciddi yazılar yaz' diyorlar. Ergenekon'u yazacakmışım. Neyini yazacağım, korkmak dışında bir şey anlamış değilim ki... Anlayabilmek için gayretim de yok zaten. Çünkü ben artık gazeteci değilim. Sadece bir 'Yazan şovmenim'. Bu köşe de benim kiralamış olduğum sahnem. Perde kapanıncaya kadar şov ne olursa olsun sürmeli.
Çok ciddiyseniz siz bulun gerçekleri de anlatın, ben de anlayayım. O zamana kadar ben müşteri memnuniyeti için şov yapmayı sürdüreceğim. Ülkenizin gündeminden tamamen kopuk, absürd ve olabildiğince edepsiz yazılar yazmayı sürdüreceğim.
Bu arada Cem Yılmaz kardeşim, GORA ve AROG'dan sonraki filmine ne ad vereceğin yolunda bir absürd geyik muhabbeti de var ya.
Benim naçizane bir ad önerim olacak. Bundan sonraki filminin adını ORGA.. koy da bak nasıl dolup taşacak sinemalar. ORGA..'dan sonra gelen iki nokta çok önemli. Onları koydurmayı sakın ha unutma. Çünkü açık ismi 'Orgazm' olacak bu filmde senden ricam seksin tarihini anlatmandır. Eğer filmin mastürbasyon ile ilgili bölümü de olursa ben düşük bir ücretle o bölümde rol almaya gönüllüyüm.
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.