AKŞAM GAZETESİ | Atılgan Bayar | 2009-01-14
Türk entelektüelinin kendini ve devletini beğenmeme tavrı patetik bir hal almaya başladı.
Televizyon ekranlarında veya gazete köşelerinde ne zaman konuşmaya başlasalar...
Yalnızca eksiklikleri, kusurları, zayıflıkları dinlemeye maruz kalıyoruz.
Oysa bu bakış açısı, oryantalist marjinaller tarafından üretilmiş ve 'zihniyet kalıbı' olarak Türk entelektüelinin başına geçirilmiş bir çoraptan ibaret.
Bu çorabı çıkartıp attığımızda ve bu zihniyet kalıbını kırdığımızda bambaşka bir resim ile karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz.
Alalım bir dünya haritası karşımıza ve Türkiye'nin konumuna bakarak düşünelim...
85 yıldır komşularının istikrarsızlaştırma çabaları ve tehditlerine karşı ayakta kalabilen bu devlet değil mi?
Amerika-Rusya soğuk savaşı sırasında doğru pozisyon alabilen ve bu gerilimden mümkün olduğu kadar az hırpalanarak çıkan bu devlet değil mi?
Dış destekli ayrılıkçı terör ile uzun yıllardır başarıyla mücadele eden bu devlet değil mi?
Uluslaraşırı sermaye ile muhatap olmak zorunda kalan ve bağımsızlığını tehlikeye atmadan ekonomisini ayakta tutabilen bu devlet değil mi?
Küresel teröre karşı direnç noktaları üreten bu devlet değil mi?
Bütün imkansızlıklara rağmen halkın eğitim ve refahını bir çizginin altına düşmeden koruyan, sosyal adalet üretmeye çalışan bu devlet değil mi?
Hukuk normlarını vazgeçilmez kılan bu devlet değil mi?
Önümüzdeki haritaya bakarak cevabını verelim; bu bir başarı hikayesi değil de nedir?
Ama daha önemlisi...
Bütün bu faktörler içinde demokrasi tesis edebilmek ve bu demokrasiyi her geçen gün daha yüksek seviyede muhafaza edebilme kabiliyetine sahip olmak, bugün Türkiye Cumhuriyeti'nin dünya tarihi içinde bir 'sıçrama' noktasında olduğunu göstermiyor mu?
Türkiye gibi bir coğrafi konumda olan, Türkiye kadar istikrarsızlaştırıcı faaliyetlere direnen, Türkiye kadar tehdide maruz kalan ve buna karşın demokrasisini kurumsallaştırabilen ve güçlendirebilen ikinci bir ülke örneği gösteremeyen kimse...
'Türkiye Cumhuriyeti Devleti' başarısızdır, demesin.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, demokrasinin savunma silahı işlevi de gördüğü dünyadaki birkaç başarılı ülke içinde; bu coğrafyadaki tek örnektir. Mucizedir!
Bu devletin 'ön alma' yeteneği vardır.
Bu yüzden, Türkiye Cumhuriyeti'nin dış zorlamayla değil ama kendi belirlediği zaman ve zeminde yaptığı demokratikleşme girişimleri, kendi devlet felsefesi içinden ürettiği özgürlük ve yenileşme çalışmaları Türkiye'yi zayıflatmıyor, bilakis güçlendiriyor.
Daha net ifade edelim:
Örneğin, 10 yıl önce Türkiye'ye tehdit olabilecek Kürtçe TV, bugün niçin Türkiye'nin gücüne güç katıp Kürt vatandaşlarımızı sevindirirken, ayrılıkçıları çileden çıkartıyor dersiniz?
Ergenekon'da para mercek altında...
22 Aralık günü yazdığımız makalenin başlığı 'TSK ve Hükümet, darbe provokasyonlarına birlikte direndi,' idi.
Dünkü Ergenekon dalgasının rütbeli askerleri de içermesi TSK'nın bu konunun soruşturulmasından asla rahatsız olmadığını, bilakis iddiaların soruşturulmasını istediğini gösteriyor bize. Zira aksi mümkün olamazdı.
Ancak, dünkü dalganın önemi, gözaltına alınan askerlerde ve medyatik isimlerde değil. Baskınların oluşturduğu kompozisyona baktığımız zaman, operasyonun artık 'boru hatları'nı, yani 'para akışı'nı da mercek altına almış olduğunu görüyoruz.
Suç vardır ya da yoktur. O suçludur, bu değildir. Ona yargı karar verir. Ancak, Ergenekon Operasyonu'nun 'para'yı mercek altına alması işin özüne yaklaşıldığını düşündürtüyor.