AKŞAM GAZETESİ | İsmail Küçükkaya | 2009-01-14
'Ankara'nın kazılarına bak'. Tarihin tozlu raflarında çürümeye terk edildiği sanılan 'Susurluk'un kirli dosyaları' bu kez Ergenekon'a çarptı.
Evet, 'yeniden Susurluk.'
1996'da yarım kalmış hesap, 13 yıl sonra bugün, 2009'un Türkiye'sinde ödenmek üzere bir kez daha masada. Takvim yaprakları, Erbakan'lı-Çiller'li-Ağar'lı günlere doğru geri işliyor.
Susurluk'un ortaya çıktığı dönemde 'halkın bütün katmanlarının tam desteğine rağmen' hükümet ve devlet istemediği için hesaplaşma yapılamamıştı, temizlik harekatı yarım kalmıştı.
Böyle büyük bir fırsat şimdi ikinci kez karşımıza çıktı.
En başından beri 'Demokratikleşme söylemlerini kullanan' AKP Hükümeti, bu zor dosya karşısındaki sınavıyla hem tarihi bir sorumlulukla karşı karşıya hem de kendisi ve ülkemiz açısından tehlikeli bir görevi omuzlamış durumda.
Titiz, çok titiz bir yargılama sürecine her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Soru ve sorun, Ergenekon'la Susurluk arasında ilgi, ilinti, ilişki veya ilgisizlikte yatıyor. Bağlantı var mı yok mu? Bunu merak ediyoruz.
Toplumsal algıyı ve kolektif vicdanı etkileyecek, rahatsız edecek görüntü mühendisliklerinden, kurgulardan uzak durulmalı. Fotoğraf net olarak ortaya konulmalı. Öyle temiz iş yapılmalı ki; ülkesini ve devletini seven herkes tatmin olmalı, 'hiç kimse intikam alınıyor duygusuna' kapılmamalı. Fırsat bu fırsattır anlayışıyla yargılama süreci 'tasfiye operasyonuna' dönüştürülmemeli, 'rövanşist zihniyet kuşkusu'na izin verilmemelidir.
Susurluk konusunda Türk halkının ne düşündüğü bellidir. Orada hiçbir şüphe yok. Ergenekon soruşturmasında gözaltına alınan, cezaevinde yatanlar arasında 'suçlu olduklarına herkesin inandığı isimler' kolayca tahmin edilebilir. Yargı karar verir ama toplumun da bir kanaati vardır. O da yanılmaz.
Toplumun kafasının karışık olduğu alan Ergenekon'la ilgili iddialardır. Özellikle Danıştay saldırısı çok kritik bir önemde. Şahsi, kurumsal veya toplumsal kanaatleri Danıştay belirleyecek.
ERGENEKON'LA BAĞLANTI VAR MI?
Susurluk benzeri çeteler daima belli ideolojilere sığınarak yapılanır. Böyle suç örgütlerine ve dosyalarına yönelik mücadele ise ideolojisizliğin özgür bakışıyla sağlıklı gerçekleşir.
Geçmişte, Susurluk'la yüzleşmeyi engelleyen 'konjonktür bugün tamamen değişti.'
Şu anda devlet yapısı 'Susurluk yükünden kurtulmak' istiyor. Adil yargılama binlerce faili meçhulün sorumlularını ortaya çıkarabilir. Türkiye bu şansa sahiptir.
Bu yapıların günümüzle ilgisi varsa çok açık biçimde gündeme getirilmelidir. Sürecin bundan sonraki safahatında, Ergenekon'a başından beri kuşkuyla bakan kesimlerin endişeleri de gözetilmeli. Bu özen, birbirine hiç uymayan görüntülerin, asla yan yana görünmeyecek isimlerin açıklamasını yapabilmenin yolunu açar.
Sabih Kanadoğlu'nun, mahkum ettirdiği İbrahim Şahin'le aynı gün uğradığı muamele herkesi rencide etmiştir. Çok üst düzey askeri personelle ilgili de vatandaşların kafalarında çok ciddi kuşku bulutları var. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin en üst rütbelerine kadar yükselmiş emekli paşaların tutuklanmış olmaları tam manasıyla bir travma yaratmıştır. Bu da doğaldır. Büyük bir millet, ordu komutanlığını teslim ettiği askerlerinin çete üyesi olduğunu kolay kabullenemez.
Evet, kimse suç işleme imtiyazına sahip değildir. Eğer suç işledilerse, her kim olursa olsun mahkemede delilleriyle ortaya konulmalı, hızlı ve adil yargılama yapılmalıdır. Toplum vicdanı ülkelerin, devletlerin gücünün sigortasıdır.
45-50 yıl boyunca terörle mücadele etmiş komutanlar, bizzat terör örgütü üyesi olmuşlar mı olmamışlar mı, kanıtlara bakalım; hakimleri dinleyelim, öğrenelim. Kim suçlu, kim masum bir an evvel görelim.
Milletin kafası Susurluk konusunda net, hem de 13 yıldır. Bulanık olan şey Ergenekon'dur. Susurluk'la Ergenekon'un yolu bir yerde kesişiyorsa, nerede, kimler aracılığıyla? Bunları merak ediyoruz. Son sözü tekrar edelim: Danıştay. O hain saldırıyı kim organize etti, kimler biliyordu? Kilit burası.