Siyasi yazılardan ve gündemden mümkün olabildiÄŸince uzak duracaktım. KöÅŸe yazılarıma bakanlar, benim siyaset ile hiç ilgim olmadığını sanabilir. Halbuki hayata bilinçli bakmaya baÅŸladığım andan itibaren Marksist oldum. Teorisini oldukça iyi öÄŸrendim ama pratiÄŸini maalesef yapamadım. Stil yazıları yazarım, mizah yazarım ama Marksist bakış açısını hiç terk etmedim. DüÅŸünce sürecimde hep Marksist metodoloji vardır.
Toplumsal yaÅŸama sınıflar arası iliÅŸkiler açısından bakmanın insanın beynine netlik getirdiÄŸini biliyorum. Åžematik olmazsanız çok da yaratıcı ÅŸeyler düÅŸünebilirsiniz bu yöntemle. Dolayısıyla ne kadar uÄŸraÅŸsam da siyaset hakkında düÅŸünmeden edemiyorum.
Son günlerde aklıma gelip de bir türlü çıkamayan bazı konuları bugün toplu halde maddeler olarak yazacağım. Bunların her biri kendi başına yazı konusu olabilirdi ama ben yazı alanını bunlarla israf etmek istemiyorum. Bir günde tümünü tüketip geçeceÄŸim:
1- Gazze'de yaÅŸananlar sürerken Türk Musevi Cemaati bence büyük ve tarihi bir fırsatı kaçırıyor. DoÄŸal olarak tüm İslam aleminde olduÄŸu gibi Türkiye'de de İsrail'e karşı büyük tepki var. Ama tepki koymak için illa da Müslüman olmak gerekmiyor. Kendi dışına nasıl davranırsa davransın İsrail sonuçta demokratik bir ülkedir. Son günlerde kendi hükümetlerinin Gazze'de yaptıklarını protesto eden İsrail vatandaÅŸlarını gördük.
Türk Musevi Cemaati, İsrail'i protesto eden ve 'Çocuk ölümlerine dur' diyen bir yürüyüÅŸ yapsa şık olmaz mıydı?
Türk Musevilerinin ilginç bir tarihi vardır. Bu topraklar onlara daima kucak açıp koruyucu olmuÅŸtur. 'Pax Ottomana' bu koruma ve birlikte barış içinde yaÅŸama kültürünü geliÅŸtirmiÅŸtir. Türkiye'nin 'Pax Ottomana' bilincini devralmış olması gerektiÄŸini her zaman ummuÅŸumdur. Bazen umudumu kaybetmeme neden olan bazı geliÅŸmeler olsa da o umudumu hala ısrarla koruyorum.
Musevi Cemaati bir adım atarak hem toplumdaki barış ortamına katkıda bulunur hem de Türkiye'nin bölge ülkeleri arasındaki önemini ve farkını ortaya koyar.
2- Bu fikri düÅŸünmekte yalnız olmadığım anlaşıldı. İnternet ortamında sürmekte olan bir mektup kampanyasıyla 'ŞİMDİ VEFAKARLIK GÖSTERMENİN ZAMANI ŞİMDİ ULUSLARARASI DÜRÜST OLMA SIRASI SİZDE' baÅŸlıklı bir mektup gönderen Musevi Cemaati'nin üyelerinden bazıları mektuplarında cemaate çaÄŸrıda bulunuyor: 'Siz ey Türkiye Cumhuriyeti'nin saygıdeÄŸer Musevi vatandaÅŸları... Derin hafızanızı bir yoklayın. Zalimlerin münhasıran sizin için tutuÅŸturmuÅŸ oldukları yeryüzü cehenneminin kavurucu ateÅŸinden kurtarmıştı atalarınızı 'Mü'min Müslümanlar. Hiçbir karşılık beklemeden yeni ve güvenli bir vatan sunmuÅŸlardı atalarınıza. Hatırlayın' diye baÅŸlıyor mektup ve Gazze'de olanlara karşı cemaate suskun kalmama çaÄŸrısı yaparak bitiyor.
Bu mektubun içeriÄŸine katılmamak mümkün deÄŸil. Ortak aklı ancak bu tür giriÅŸimlerle bulacağız.Türkiye tarihine de bu yakışır zaten
3- Televizyon haberleri tabii ki görevlerini yapacak. Olan biteni tüm açıklığıyla, her yönüyle tabii ki anlatacaklar. Buna denilecek bir ÅŸey yok. Her savaÅŸta olduÄŸu gibi bu savaÅŸta da en masum olan çocuklar çok acı çekiyor. Bu da dünyaya anlatılacak elbette.
Ama ilgi çekmek amacıyla bunu sömürmemek gerekiyor.
ÖrneÄŸin; siz ekranda ilk önce ölen, yaralanan Filistinli çocukların filmini verip de hemen sonra sınırda olan biteni dürbünle seyredip mutlu olan İsrailli kadınların ve onların orada oynamakta olan çocuklarını gösterirseniz, bu çok fazla olmuyor mu? Onlar yok demiyorum ama kendi hükümetlerini çoluk-çocuk protesto eden İsrailliler de var.
Görüntüleri seçerken bu toplumun iç huzurunu da göz önüne almak gerekmiyor mu biraz?
4- Dünyada derin boyutu olmayan bir devlet katiyen yoktur. Çünkü devletlerarası iliÅŸkiler bir kural çerçevesinde yürümek zorundadır. Hatta savaşın bile net kuralları vardır. Ama özellikle büyük devletler bu kuralların dışına çıkabilmek için kendilerine bir 'Derin devlet' oluÅŸturur.
Her ülkede olduÄŸu gibi Türkiye'de de var 'Derin devlet.' Türkiye'nin etrafı kuralların dışına çıkmaya çok eÄŸilimli devletler ile çevrildiÄŸinden Türkiye'de 'Derin devlet' bir zorunluluk nedeniyle oluÅŸturulmuÅŸ bile olabilir.
Åžimdi 'Derin' olduÄŸu söylenilen yapıların üstüne kararlılıkla gidiliyor. Tabii ki gidilecek, çünkü 'Derin devlet'lerde yer alan insanlar bir süre sonra devlet için deÄŸil kendileri için çalışmaya baÅŸlar. Bu neredeyse bir trenddir. Amerika'da da olmuÅŸtur, İtalya'da da, Rusya'da da, Türkiye'de de oldu. Devlet yapıları bu tür insanların üstüne giderken yoldan çıkmış unsurları temizler ama kuralına göre oluÅŸturduÄŸu 'Derin Devleti'ni tamamen ortadan kaldırmamaya dikkat eder.
Bizde gördüÄŸüm kadarıyla tüm 'Derin devlet' yapısını ortadan silme gayreti var. Benim için sakıncası yok ama tehlikeli sonuçları olabilir. Bunu da görmek gerekiyor.
Korkut Eken'in demecini okumuÅŸunuzdur. Dedi ki; 'Bulunan silahlar Susurluk silahı deÄŸil. Susurluk silahları yurtdışında.' Ve devam etti: 'Bir yurtdışı operasyon için o silahları bir TIR'a ÅŸoförünün haberi olmadan yerleÅŸtirip yurtdışında da yine ÅŸoförünün haberi olmadan aldık.'
Peki ama ÅŸimdi bazı ülkelerin kafasında 'Acaba bize karşı mı kullandılar bunları?' sorusu doÄŸmaz mı bunu duyunca?
Bu tür ÅŸeylerin ortalıkta tartışılması sakıncalıdır.
Ergenekon soruÅŸturmasını bu tür konuların da açığa çıkmasını zorlayacak boyutlara getirmemek gerekiyor diye düÅŸünüyorum.
Yanlış anlaşılmasın bu benim arzum deÄŸil. Ben Marksist düÅŸünce ekolünden gelen bir insan olarak açığına da derinine de, her türlü devlete temelde karşıyım. Sadece eÄŸer gerçekçi olunacaksa ve eÄŸer yoldan çıkanlar temizlenecekse dikkatli olunması gerekiyor. Bunu hatırlatmak istedim
5- Yazıya baÅŸlarken bugün canımın sıkılacağını tahmin ediyordum. Yanılmamışım. Bugün yazarken içim fena halde daraldı. Oysa ki ben genelde yazının başından içim ferahlamış olarak kalkarım. Yarın bunu saÄŸlayacak bir konuda yazmayı düÅŸünüyorum.