Bir kere adres sorduÄŸunuz her kiÅŸi ilk önce çok ÅŸaşırmış ve bu hayatında duymuÅŸ olduÄŸu en saçma ve olabilemez adresmiÅŸ gibi tavırlar alır. Sizi kınar filan... Hatta kendisini tutmasa sizi dövecekmiÅŸ gibi tavırlar da alır.
İster inanın ister inanmayın; 50 yıl kadar yaÅŸadığı mahalledeki adresi sorduÄŸunuzda bile 'hiç duymadım' diye cevap verene bile rastladım ben.
Bu kategoriye giren insanların mahsustan bilmez gibi davrandıklarını düÅŸünüyorum. Çünkü hiçbir insan onlar kadar aptal olamayacağına göre ya mahsus 'bilmiyorum' diyorlardır ya da 'ya eÄŸer doÄŸru tarif edersem başıma bu yüzden iÅŸ gelirse' diye de düÅŸünüyor olabilirler. Çünkü bizim memlekette hemen her rutin davranıştan dolayı insanların başına her an olmadık iÅŸler gelebilir.
BildiÄŸi adresi bilmediÄŸini söyleyenlere veya her soruya 'bilmiyorum' cevabını verenlere alışığım da adres tarifi meselesinde bugüne kadar yaÅŸadığım en travmatik olay başıma geçtiÄŸimiz cumartesi geldi.
O gün tuhaflıklar olacağı daha sabahtan belliydi. OÄŸlanı arkadaÅŸlarına bırakıp bir adrese Rana ile birlikte gidecektik. OÄŸlan tam giderken birden geriye dönüp 'Ben yokken sakın ha boÅŸanmayın' dedi.
Biz, oÄŸlan 'durup dururken bu lafı neden etti?' diye düÅŸünürken arabanın içindeyken gideceÄŸimiz yer Kadıköy Evlendirme Dairesi'nin yanında diye konuÅŸmuÅŸtuk.
OÄŸlan 'bunlar birbirleriyle zaten evli olduÄŸuna göre yine daireye gidiyorlarsa bu olsa olsa boÅŸanmak için olmalı' diye mantık yürütmüÅŸ.
Annesi boÅŸanmanın nasıl olabileceÄŸini çok detaylı bir ÅŸekilde ona anlattı. Bu kadar detaylı, tüm prosedürleriyle boÅŸanmayı ancak buna gerçekten hazırlanıp, planlar yapmakta olan birisi bilebilirdi.
Bir ara plan yapmış ve ÅŸimdi vazgeçmiÅŸ olsa bile benim için yine bir umut var yani. 'Belki ileride planı tekrar uygular ve bu sefer sonuna kadar gider' ÅŸeklinde düÅŸündüm diye. Bu hayatta umudu hiç yitirmeyeceksin.
Ben yine kendimi tutamadım. 'Merak etme çocuÄŸum, boÅŸanmıyoruz. Sadece annen beni kendi elleriyle ikinci karımla evlendirmeye götürüyor' dedim.
OÄŸlanın zeka düzeyi, Türkiye'de geçerli olan ortalama köÅŸe yazarı zeka düzeyinin hayli üstünde olduÄŸundan bu espriyi anladı ve sadece güldü.
Kadıköy'e doÄŸru yola çıktık. Bir yerde durup benim bütün itirazlarıma raÄŸmen yine de adresi sormaya karar verdik.
Rana bir keresinde Üsküdar'dan Taksim'e gelirken beni cep telefonuyla Anadolu Kavağı'ndan arayıp 'galiba kayboldum' demiÅŸti. O öyle durumda, ben ise İstanbul'da her sokaÄŸa çıkışımda yeni bir ÅŸehre gelmÅŸ gibi turistik bir zevk duyuyorum, hiçbir semti hiçbir zaman hatırlamıyorum.
Dolayısıyla ikimiz bir arada olunca adres bulmamız mümkün deÄŸil ama çok iyi tarif ederiz. Çünkü tarifi dinleyen insan bizden uzaklaşınca ortadan tamamen kaybolursa da bunu dert etmeyiz.
İstanbul'da çok sayıda insan ortadan sır olup tamamen kayboluyor ya; bunların önemli bölümünde bizim adres tariflerin de payı vardır mutlaka.
Bir adamcağızın yanına yaklaÅŸtık ve arabanın penceresini açtım. Lokal görünümlü bir insandı ve bu yüzden 'adresi iyi bilir' diye düÅŸündüm. 'Kadıköy Evlendirme Dairesi nerede?' dedim. Adam o an hiç sektirmeden bana sırtını döndü ve tamamen sessiz kaldı. Bir ara ayaktayken 'öldü' diye korkmaya baÅŸladım. O kadar mutlaktı sessizlik yani.
'Tipim o kadar mı bozuk veya bilmeden bir terbiyesizlik mi yaptım?' diye de düÅŸünmeye baÅŸladım. Ben arabanın içinde adamın sırtına bakıyorum. Adam ise komaya girmiÅŸ gibi tamamen sessiz. Bir dakika filan öyle kaldık. Bende zihinsel hiperaktivite olduÄŸundan ve atalet içinde katiyen bir dakikadan fazla kalamadığımdan sonunda dayanamadım; 'Herhalde blmiyorsunuz, biz gidelim o zaman' dedim ve bunu der demez adam büyük bir öfkeyle döndü bana ve sohbetimiz baÅŸladıktan üç dakika sonra nihayet yüzünü görmeyi baÅŸardım. 'NİYE BİLMEYECEK MİŞİM, TABİİ Kİ BİLİYORUM' diye azarladı beni.
'Peki rica etsem bize de anlatır mısınız, bizimle paylaşır mısınız bilginizi?' dedim ve adam konuşmaya, anlatmaya başladı.
Anladığım kadarıyla daha önce suskunken adresi kafasında canlandırıyormuÅŸ. Vücudu bu kadar fazla yoÄŸun soyutlamayı kaldıramadığından tamamen durmuÅŸtu galiba.
Bir beynin bu kadar ÅŸeffaf olarak çalışmasına ilk defa ÅŸahit olmuÅŸtum. Soyutlama yapmaya çalışırken duran beyinlerin olduÄŸunu teorik düzeyde biliyordum ama ilk kez soyutlama yaparken duran beyni, durmayı bırakın geçici olarak ölebilen beyni de sonunda somut biçimde görmüÅŸtüm. Bu da benim kaldırabileceÄŸim bir somutluk düzeyi katiyen deÄŸildi.
Neyse; sonra geri döndük ve ben günün kalan bölümünü 'babacan' diye bir kelimenin var olabildiÄŸi bir dünyada 'annecan' kelimesinin de olması gerektiÄŸini iddia eden oÄŸlumla münakaÅŸa ederek geçirdim.