AKŞAM GAZETESİ | Ahmet İnam | 2009-01-15

kategori2

Ülkemin bahçesinde hoyratlar

Ülkem, bir bahçesin. Üç yanın deniz. Nice hoyratlar girmiş bahçene, gülünü dererken dalını kırmış. Tıpkı Pir Sultan'ın dediği gibi:

Bir hoyrat gelse de bağına girse
Dermeyi bilmese dalını kırsa

Nice hoyrat giriyor birbirine bahçende. Öylesine edepsiz öylesine kaba insanlar, çiğnedikleri yerlerde ot bitmiyor. Bağırışlarından topraklarındaki çiçekler utanıp, soluyorlar. Börtü böcek kaçacak yer arıyor. Behçet Hoca'mın (Behçet Necatigil) güzel söyleyişiyle:

Ne hoyrat kullanmışlar
Sevincin sesi çıkmıyor

Hoyratlık almış başını gidiyor. Değişik görüşteki insanların tepiştiği topraklarında, kabalık yönetimi ele geçirmiş. Yöneten perişan, yönetilen perişan. Özgürlükten yana olanların basitleşiyor, dindarların dinin onlara kazandırması gereken manev” güzelliklerinden nasiplerini alamamış, saldırgan, haddini bilmez, değer tanımaz, insafsız insanlar haline gelmişler. Aydınların ışıklarını yansıtabilecek incelikleri küçümsedikleri için, kararmaktalar.

Bu çağda yaşamak, ayakta kalabilmek için, güç mücadelesi gerekir, diyorlar. Güç mücadelesinde başarı kabalıkla gerçekleşir sanıyorlar. Cehenneme çevirdik seni, benim güzel ülkem, sevinç bahçem! Artık sendeki hayat hoyratların istilası altındadır. Aklıevvel kabalar bu sözlerime gülecek, dalgalarını geçecekler: 'Üzmeyin Hoca'yı çocuklar!' diyecekler. Sevincin sesi çıkmayacak bahçenden: Silah sesleri duyulacak: Kavga mı ediyorlar yoksa bir şeyi mi kutluyorlar anlayamayacaksın. Senin çiçeklerinin üstünde tepine tepine seni sevdiklerini söyleyecekler. Söyle bana güzel ülkem: Bunlar sana reva mıdır?

Hoyratlarını bir bölümünü yazdım ben. Adlarını hıyar  koydum. Her yerdeydiler: Okullarda, üniversitede, devlet kurumlarında, maneviyatı yaşamamız gereken kutsal mekanlarda, nerede bir kutlama, nerede bir eğlence, nerede bir yas varsa. Yönetimdeydiler. Yoksulların  girdiği kuyruklarda, gazete sayfalarında, televizyon ekranlarında.
Hoyrat kelimesi, ilginçtir Yunan dilinden geliyor: Kh™riats'ten. Eski Türkçe metinlerde horyat olarak geçen bu sözcük zamanla 'hoyrat'a dönüşmüş. Yunanca'da görgüsüz, kaba insanlara yüklenen bir sıfat, bir yanıyla kent yüzü görmemiş köylüyü, kır insanını anlatıyor. Khori™ köy demek. Eski Yunanca'dan gelen kh™ris,  farklı olanı, eksik, özürlü olanı gösteriyor, edat olarak Türkçe'ye 'siz, sız' gibi çevirebileceğimiz  kullanımları var: Örneğin kh™ris filous, dostsuz, arkadaşsız demek. İşte bu hoyrat seni sevinçsiz, seni bahçesiz bırakıyor, güzel ülkem.

Hoyratlar paylaşmışlar verdiğin ürünleri, bahçeni parsellemişler. Çiçeklerini pazarlamaya kalkan Türk Kültürünü Pazarlama kurumları var. Turistlere pazarlıyorlar güzelliklerini. Okullarında bahçenin güzelliklerini anlatıyorlar da, onları pek gören yok. Behçet Hoca'm gibi söylersem: Pek hoyrat kullanmışlar, sevdanın sesi çıkmıyor.

Hoyratlık kimselerin gündeminde değil. İnsanların ruhlarının bencillikle dolu kabalığını büyük kentlerde trafiğe çıkınca görüyorsun. Bir arada yaşamayı beceremeyişimizin temelinde yatan kabalıkları göremeyecek denli kabayız. Sanıyoruz ki birtakım davranış inceliklerini, onların anlamlarını anlamadan, yaşamadan, yerine getirirsek, yontulmamışlığımız ortadan kalkabilir. Oysa Yunan'ın Kh™riatia dediği görgüsüzlük, bizim dilimizde edepsizliktir. Edepse, hayata belli bir duruşla yaşanan bir anlam yaşantısıdır. Kesinlikle papağan gibi ezberlenerek yaşanamaz. İnsanlara edepsizlik yaparak onları edep yoluna sokamazsınız. Hoyratlık, hoyratlıkla önlenemez. İnsanları sille tokat döverek, onlara baskı uygulayarak, 'doğru' sandığınız yola onları sokmak kadar edepsizce bir yol düşünemiyorum. Sen düşünebiliyor musun güzel ülkem?

Kimileri işin eğitimle düzeleceğini savunurlar. Peki, hangi eğitimle? Ey hoyrat! Söyle bana, seni hangi eğitimle eğitmeli? Hoyrat kardeşim sana nasıl yanaşmalı? Sana seni nasıl anlatmalı?
Güzel ülkem, sevinç bahçem, şimdi de sen söyle bana: Başına neler geldi ki böyle hoyratlar bitti topraklarında, ne varsa güzellik olarak sende, yiyip bitirmeye çalışıyorlar? Ne günah işledin? Ne gibi bir masum duruşun bu hoyratları başımıza getirdi?