AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2009-01-15

kategori2

Siyasi ve sıkıcı düşünceler

Siyasi yazılardan ve gündemden mümkün olabildiğince uzak duracaktım. Köşe yazılarıma bakanlar, benim siyaset ile hiç ilgim olmadığını sanabilir. Halbuki hayata bilinçli bakmaya başladığım andan itibaren Marksist oldum. Teorisini oldukça iyi öğrendim ama pratiğini maalesef yapamadım. Stil yazıları yazarım, mizah yazarım ama Marksist bakış açısını hiç terk etmedim. Düşünce sürecimde hep Marksist metodoloji vardır.
Toplumsal yaşama sınıflar arası ilişkiler açısından bakmanın insanın beynine netlik getirdiğini biliyorum. Şematik olmazsanız çok da yaratıcı şeyler düşünebilirsiniz bu yöntemle. Dolayısıyla ne kadar uğraşsam da siyaset hakkında düşünmeden edemiyorum.
Son günlerde aklıma gelip de bir türlü çıkamayan bazı konuları bugün toplu halde maddeler olarak yazacağım. Bunların her biri kendi başına yazı konusu olabilirdi ama ben yazı alanını bunlarla israf etmek istemiyorum. Bir günde tümünü tüketip geçeceğim:

1- Gazze'de yaşananlar sürerken Türk Musevi Cemaati bence büyük ve tarihi bir fırsatı kaçırıyor. Doğal olarak tüm İslam aleminde olduğu gibi Türkiye'de de İsrail'e karşı büyük tepki var. Ama tepki koymak için illa da Müslüman olmak gerekmiyor. Kendi dışına nasıl davranırsa davransın İsrail sonuçta demokratik bir ülkedir. Son günlerde kendi hükümetlerinin Gazze'de yaptıklarını protesto eden İsrail vatandaşlarını gördük.
Türk Musevi Cemaati, İsrail'i protesto eden ve 'Çocuk ölümlerine dur' diyen bir yürüyüş yapsa şık olmaz mıydı?

Türk Musevilerinin ilginç bir tarihi vardır. Bu topraklar onlara daima kucak açıp koruyucu olmuştur. 'Pax Ottomana' bu koruma ve birlikte barış içinde yaşama kültürünü geliştirmiştir. Türkiye'nin 'Pax Ottomana' bilincini devralmış olması gerektiğini her zaman ummuşumdur. Bazen umudumu kaybetmeme neden olan bazı gelişmeler olsa da o umudumu hala ısrarla koruyorum.
Musevi Cemaati bir adım atarak hem toplumdaki barış ortamına katkıda bulunur hem de Türkiye'nin bölge ülkeleri arasındaki önemini ve farkını ortaya koyar.

2- Bu fikri düşünmekte yalnız olmadığım anlaşıldı. İnternet ortamında  sürmekte olan bir mektup kampanyasıyla 'ŞİMDİ VEFAKARLIK GÖSTERMENİN ZAMANI ŞİMDİ ULUSLARARASI DÜRÜST OLMA SIRASI SİZDE' başlıklı bir mektup gönderen Musevi Cemaati'nin üyelerinden bazıları mektuplarında cemaate çağrıda bulunuyor: 'Siz ey Türkiye Cumhuriyeti'nin saygıdeğer Musevi vatandaşları... Derin hafızanızı bir yoklayın. Zalimlerin münhasıran sizin için tutuşturmuş oldukları yeryüzü cehenneminin kavurucu ateşinden kurtarmıştı atalarınızı 'Mü'min Müslümanlar. Hiçbir karşılık beklemeden yeni ve güvenli bir vatan sunmuşlardı atalarınıza. Hatırlayın' diye başlıyor mektup ve Gazze'de olanlara karşı cemaate suskun kalmama çağrısı yaparak bitiyor.
Bu mektubun içeriğine katılmamak mümkün değil. Ortak aklı ancak bu tür girişimlerle bulacağız.Türkiye tarihine de bu yakışır zaten

3- Televizyon haberleri tabii ki görevlerini yapacak. Olan biteni tüm açıklığıyla, her yönüyle tabii ki anlatacaklar. Buna denilecek bir şey yok. Her savaşta olduğu gibi bu savaşta da en masum olan çocuklar çok acı çekiyor. Bu da dünyaya anlatılacak elbette.

Ama ilgi çekmek amacıyla bunu sömürmemek gerekiyor.
Örneğin; siz ekranda ilk önce ölen, yaralanan Filistinli çocukların filmini verip de hemen sonra sınırda olan biteni dürbünle seyredip mutlu olan İsrailli kadınların ve onların orada oynamakta olan çocuklarını gösterirseniz, bu çok fazla olmuyor mu? Onlar yok demiyorum ama kendi hükümetlerini çoluk-çocuk protesto eden İsrailliler de var.
Görüntüleri seçerken bu toplumun iç huzurunu da göz önüne almak gerekmiyor mu biraz?

4- Dünyada derin boyutu olmayan bir devlet katiyen yoktur. Çünkü devletlerarası ilişkiler bir kural çerçevesinde yürümek zorundadır. Hatta savaşın bile net kuralları vardır. Ama özellikle büyük devletler bu kuralların dışına çıkabilmek için kendilerine bir 'Derin devlet' oluşturur.
Her ülkede olduğu gibi Türkiye'de de var 'Derin devlet.' Türkiye'nin etrafı kuralların dışına çıkmaya çok eğilimli devletler ile çevrildiğinden Türkiye'de 'Derin devlet' bir zorunluluk nedeniyle oluşturulmuş bile olabilir.
Şimdi 'Derin' olduğu söylenilen yapıların üstüne kararlılıkla gidiliyor. Tabii ki gidilecek, çünkü 'Derin devlet'lerde yer alan insanlar bir süre sonra devlet için değil kendileri için çalışmaya başlar. Bu neredeyse bir trenddir. Amerika'da da olmuştur, İtalya'da da, Rusya'da da, Türkiye'de de oldu. Devlet yapıları bu tür insanların üstüne giderken yoldan çıkmış unsurları temizler ama kuralına göre oluşturduğu 'Derin Devleti'ni tamamen ortadan kaldırmamaya dikkat eder.
Bizde gördüğüm kadarıyla tüm 'Derin devlet' yapısını ortadan silme gayreti var. Benim için sakıncası yok ama tehlikeli sonuçları olabilir. Bunu da görmek gerekiyor.
Korkut Eken'in demecini okumuşunuzdur. Dedi ki; 'Bulunan silahlar Susurluk silahı değil. Susurluk silahları yurtdışında.' Ve devam etti: 'Bir yurtdışı operasyon için o silahları bir TIR'a şoförünün haberi olmadan yerleştirip yurtdışında da yine şoförünün haberi olmadan aldık.'
Peki ama şimdi bazı ülkelerin kafasında 'Acaba bize karşı mı kullandılar bunları?' sorusu doğmaz mı bunu duyunca?

Bu tür şeylerin ortalıkta tartışılması sakıncalıdır.
Ergenekon soruşturmasını bu tür konuların da açığa çıkmasını zorlayacak boyutlara getirmemek gerekiyor diye düşünüyorum.
Yanlış anlaşılmasın bu benim arzum değil. Ben Marksist düşünce ekolünden gelen bir insan olarak açığına da derinine de, her türlü devlete temelde karşıyım. Sadece eğer gerçekçi olunacaksa ve eğer yoldan çıkanlar temizlenecekse dikkatli olunması gerekiyor. Bunu hatırlatmak istedim

5- Yazıya başlarken bugün canımın sıkılacağını tahmin ediyordum. Yanılmamışım. Bugün yazarken içim fena halde daraldı. Oysa ki ben genelde yazının başından içim ferahlamış olarak kalkarım. Yarın bunu sağlayacak bir konuda yazmayı düşünüyorum.