AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2009-01-19
Biz dünyaya salt siyaset gözlüğü ile bakan, klişelerle yaşayan ve analize önem vermeyen bir toplumuz. Bu nedenle gerçekleri görme becerimiz az. Başka türlü nasıl bu ülkede 'mezarda emeklilik' diye bir kavram olabilirdi, ortalama emeklilik 45-46 yıl iken ve bebek ölümleri çıkarıldıktan sonra ortalama hayat beklentisi 77 yıl civarında iken (doğarken veya erken ölen bebekler çalışmıyor biliyorsunuz)?
Benzer klişeler para politikası konusunda da mevcut. Burada da 'yüksek faiz düşük kur' klişesi değerli Ege Cansen Ağabeyim ve müritleri tarafından Ayşe Teyze-Ali Rıza Bey Vakfı'nın temel gündemi olarak topluma uzun süre pazarlandı, vatandaş da çok sevdi! Alt tarafı, faizin düşmesi kime yaramaz ki diye düşünülüyor ve 'ekonomi şirkete benzer' yaklaşımı içinde bulunuluyorsa sürpriz mi var ?
Ancak Merkez Bankası bugünlerde çok ayıp etti, klişeyi çöpe gönderdi ve oyunu bozdu. Kalktı peş peşe faiz indirimleri yaptı ve sonunda da geçtiğimiz günlerde 2 puan birden indiriverdi. Merkez Bankası her raporunda sürekli bağırıyor 'Ben enflasyon hedeflemesi kuralları çerçevesinde en başta enflasyondan sorumluyum, dalgalı kur sistemi icabı da hiçbir kur hedefim yoktur, sadece volatilite arttığı zaman rüzgara karşı direnir, küçük alım satım müdahaleleri yaparım, sadece enflasyon düşme trendine girdiğinde ve enflasyon beklentilerinin de değiştirilmesi gerektiği zaman faizleri indiririm!' diye.
Düşünün, bugünlerde dünyada ve ülkemizde dış talep ve iç talep zayıf, yani ortam enflasyonist değil. Dünyada da enerji, gıda ve emtia fiyatları düşüyor, bu da enflasyonu hızla aşağıya çekiyor. Bütün ekonomiler de yavaşlıyor. Bu arada ülkemizden sermaye çıkışı da oldu. Kurlar da yükseldi ve şimdi de dalgalanıyor. Böyle bir ortamda kuru tutmak isteyen bir Merkez Bankası faizi hızla indirir mi? Yoksa yükseltir mi? Böyle bir ortamda ancak dövizden korkmayan, kurdan korkmayan ama enflasyonun düşmesini fırsat bilen, Merkez Bankası faizi indirir. Kaldı ki son yıllarda Merkez Bankası 50-60 milyar dolar ek döviz rezervi biriktirdi. Döviz rezervi biriktirmek dövize talep yaratmak demek değil mi? Talebi artan dövizin değeri yükselir, TL'nin değeri de düşer değil mi? Kaldı ki Merkez Bankası bilançosunu doğru okumayı bilenlerin derhal göreceği gibi Merkez Bankası bu yılın ilk yarısından beri piyasadaki likiditeyi artırmakta, bu da kuru frenlemez, tersine TL'yi değer kaybına iter (diğer şeyler ayni kalırsa tabii). Ama klişeciler ölür, vazgeçmez!
Şimdi para politikasından çıkalım ve gelelim makroekonomik politikaya. Milli gelir hesaplarının harcama bölümüne bakan her kişi, 2008 yılının üçüncü çeyreğinde özel tüketim ve özel yatırımın yere çakıldığını, buna karşılık kamu tüketimi ve kamu yatırımında pozitif artış nedeni ile üçüncü çeyrek reel büyüme sayısının yüzde eksi 1 civarında olacak iken 1.5 puan artışla yüzde artı 0.5 olarak gerçekleştiğini görebilir. Yani maliye politikası da gevşetilmiş. Dördüncü çeyrekte de böyle bir durum gerçekleşmiş olabilir ama henüz sayıları bilmiyoruz.
Hükümet 2008 ikinci çeyreğinde IMF'den boşandı ve bu nedenle de 2008 üçüncü çeyreğinde harcama yapabildi, maliye politikasını gevşetmeye başladı (Belediyelere transferler ve TOKİ faaliyetleri gibi şeyler bunlar).
Şimdi de mart seçimleri öncesine kadar, harcama yapabilmek için, IMF ile anlaşmayı pazarlık sürecinde tutuyor. Bu da reel daralmayı frenleyen ve abartılmazsa aslında olumlu bir şey. Her devlet harcama yapıyor ya, hepimiz Keynesyen olduk ya!
Kaldı ki IMF'in de hemen anlaşıp, paraları derhal ve hızla aktaracak gücü olduğu kanısında da değilim. I.Herald Tribune gazetesinde 16 Ocak Cuma günü yayınlanan P. Bowring imzalı yorumda, IMF'in bizim gibi destek isteyen gelişen ülkelere ve de çok yoksul ülkelere aktarması gereken fon, şu anda minimum 150 milyar dolar civarında ve bu miktar kasada yok, toplanmaya çalışılıyor (yoksullar mesela Afrika ülkeleri). Diğer yanda da ABD, Avrupa, Çin ve Japonya trilyonlarca dolara varan destek paketi ilan ediyorlar ama IMF 150 milyar dolar bulmakta zorlanıyor. Biliyorsunuz, IMF para basmıyor, borçlanıyor ve bize aktarıyor.
150 milyar dolar Çin döviz rezervlerinin sadece yüzde 8 kadarı ve 6 adet, güçlü rezerv birikimi olan Doğu Asya ülkesinin toplam rezervlerinin sadece yüzde 4'ü civarında. Dünyadan IMF'in talebi olan 150 milyar dolar aslında çok küçük bir talep ve dikkatli bakılırsa G.Kore bile 200 milyar dolar döviz rezervi ile bugünün sürekli çalkalanan piyasalarında zorlanıyor. Ama Çin, Japonya, Tayvan ve Singapur gibi ülkeler bir bölgesel yardımlaşma kurumsallaşması çerçevesinde (Asya Kalkınma Bankası kredileri ile ve Asya Merkez Bankaları arasında swap anlaşmaları ile) yavaş yavaş bir bölgesel birlik kurma ve Batı'dan uzaklaşma peşinde !
Bu şartlarda IMF yeniden Special Drawing Rights denen mekanizmayı çalıştırmak peşine düşebilir. Bu arada, bize vermeye çalıştığı fonu da, sanılandan daha zor bulabilir.