AKŞAM GAZETESİ | Ahmet İnam | 2009-01-19

kategori2

Türkü-ye

Sevgili Hocam İlhan Başgöz, Amerika'dan Türkiye'yi güllük gülistanlık görme eğilimine girince, kendisine şöyle bir mani yazıp gönderdim:

Düş bahçemdi Türkiye,
İnsana varam diye.                                 
Şimdi bir ses içinden
Der: Ey ülke,Türkü ye!

Kendini yiyen bir ülkeye dönüşüyor Türkiye'm. Kimi memnun, keyifli vatandaşlar, 'sen de mi paranoyaya kapıldın Hoca?' diyecekler. 'Hayrola, Türkiye'nin gidişinden neden rahatsız oluyorsun; ülke, üzerindeki gizli güçlerden kurtuluyor, şeffaflığa doğru gidiyoruz. Türkiye özgürleşiyor. Halkın sesi duyuluyor her yerde, yıllarca susturulmuş, asker sivil laikçi bürokratların elinde inim inlemişti. Halk dinini, inancını yaşıyamaz olmuştu. Ne güzel günler bekliyor bu ülkeyi. Bu dar kafalı, yaratıcılıktan, beceriden yoksun zihniyet ülkemizden kovuluyor. Artık eski dönem bitti, bizim dönemimiz başlıyor' seslerini duyar gibiyim. Sevinçlerini dinliyorum.
Tazelenmeyen, değişen olgularla beslenmeyen, kendisiyle eleştirel bakışla hesaplaşamayan düşünceler kokuşmaya mahkumdur. Türkiye, Anadolu topraklarında yaşanmış binlerce yıllık kültür hazinesinin üzerinde yaşıyor. Bu hazine yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde Türkiye Cumhuriyeti'ne devredildi. Bu kültürü, bunca yıl geçti aradan, hala etkin biçimde değerlendiremedik. Cumhuriyetimizin temel ilkelerini, bu ilkelerin dayandığı dünya görüşünü düşünsel açıdan yeterince irdeleyemedik. Anadolu'nun farklı bölgelerinde yaşayan yurttaşlarımız arasında, ortak yaşamımızı anlamlı kılacak değerleri güçlü biçimde oluşturamadık. Bu ülke, bu ülkeyi bu ülke kılacak, içine aldığı halkların bir arada yaşamasını sağlayacak, dinamik bir anlam dünyası oluşturamadı. Cumhuriyetin kuruluş değerlerini yeterince anlayamadı, benimseyemedi, canlı ve etkin kılamadı. Oysa o değerlerden dipdiri, kendi sorunlarıyla baş edebilecek güçte, kendini sürekli yenileyebilen bir anlam dünyası, değerler dünyası oluşturulabilirdi. Hala oluşturulabilir.
Bu ülkeyi yalnızca ait oldukları inanç öbeklerinden görenler, böylesine devingen, canlı, dayanışmayı sağlayıcı anlam dünyasının, değerler dünyasının oluşumuna katkıda bulunamazlar. Kendilerini halkın, çoğunluğun, inananların, özgürlüğün sesi sayanlar böyle bir anlam dünyasını hep dar açıyla görmeye mahkumdurlar. Karşı çıktığınız anlayışlarla mücadele ederken, onların eleştirdiğiniz düşünme biçimlerini ve yöntemlerini uygularsanız, bu ülkeye yeni hiçbir şey getiremezsiniz. Özgürlük adına, anlama isteğinden yoksun totaliter bir zihniyetle ülkeye baktığınızda bu ülkeye adı değiştirilmiş bir başka rejimi getirirsiniz.
'Artık bizim zamanımız geldi' diyorsunuz. Hazır mısınız? Bu topraklardaki kültürel hazineye yakışan hangi düşünsel, bilimsel, kültürel donanımla 'zamanınızı' kuracaksınız? Ne bakımdan yeni, ne bakımdan şeffaf, ne bakımdan insana saygılı olacaksınız? Yoksa sizin amacınız ne pahasına olursa olsun bu ülkeyi ele geçirmek mi? Ne yapacaksınız da bu ülke, ne demekse o, daha demokratik, daha özgür, insan haklarına daha saygılı ülke olacak?
Bu ülke öyle zengin bir yaşama dünyasına sahiptir ki, orada kimsenin zamanı gelemez. Geçici olarak iktidarlar ele geçirilebilir, eğitim kurumları medya baskı altına alınabilir. Anadolu'nun yaşama dünyası kendisini ele geçirmeye çalışanları ele geçirir. Kurmaya çalıştığınız anlam dünyasına aykırı dünyaları oluşturur hep.
Türkiye, Türkü-ye değildir. Türkiye, Türkiyelilerin ait olmaktan mutlu olacakları, onur duyacakları bir ülke olmalıdır. Bunun için farklılıklarımızı oturtacağımız ortak anlam zeminleri oluşturmalıyız. Bu nasıl olur? Birbirimizi dinlemeye hazır olarak. Oysa Türkiye'deki inanç öbekleri birbirlerini genellikle düşman olarak görmekteler. Herhalde pek çoğu 'bizim de zamanımız gelecek' beklentisi içindedir. Ne olacaktır zamanları gelince? Kendi zamanlarına uymayanları ezecek, susturacaklar. Şunu anlamıyorlar: Sizin zamanınıza uymayan insanları dinlemeden, anlamadan, onlardan öğrenmeden varolamazsınız. Zamanını bekleyen öbeklerin üzerinde bir zaman vardır ki onu oyuna getiremezsiniz. 'Bu dünyada bir tek haklı, bir tek doğru benim, benden farklı olanlar hep yanlıştır' görüşü, sizin haklılığınızı mahveder. Neye inanıyorsan inan, bu ülkenin senin gibi inanmayanlarını dinlemekten anlamaktan vazgeçersen, inancınının haklılığı yara alır. Yazık ki bu ülkede özgürlükçü liberal yobazlar var.
Anadolum ne zenginsin, özgürlüğün bile yobazı olan insanlar yetiştiriyorsun.(Namık Kemal'in 'füsunkar' hürriyetiyle karıştırılmamalı!)
Ey haklı olduğunu sananlar! Sizin haklılığınızda sizden farklı düşünen benim de hakkım vardır!