AKŞAM GAZETESİ | İsmail Küçükkaya | 2009-01-19
Bir süredir 'Ergenekon rüzgarına' kapıldık, ülkemizin bütün enerjisini soruşturmayla ilgili heyecanlı gelişmelere harcıyoruz ama ben yine de her fırsatta 'ekonomi nereye gidiyor?' sorusunun yanıtını arıyorum.
Siyasetten bürokrasiye, iş dünyasından reklam sektörüne kadar konuştuğum herkesin 'ekonomik öngörülerini öğrenmeye' çalışıyorum.
Çok önemli ve kayda değer bulduğum 'olumlu ve olumsuz göstergeleri' dikkatlerinize sunmak isterim. En sıcak haberle başlayalım:
Hazine'ye yapılan 'yatırım teşvik başvurularında keskin bir düşüş' yaşanıyor. Burada bir 'alarm zili' söz konusu...
Şirketlerin yatırım teşvik başvuruları 'ekonominin geleceğine dönük en önemli göstergelerden biri'dir. Hazine yetkililerine teşvik rakamlarını sordum, aldığım bilgiler teşvik başvurularının 'bıçak gibi kesildiğini' gösteriyor. Yetkililer, 2008'in son bölümü ile 2009'un Ocak ayı verilerini 2001 krizindeki rakamlara benzetiyorlar. Oysa 2002-2006 arasında ivme hep yukarıya doğruydu.
Teşvik başvuruları, işadamlarının ve sanayicinin yatırım yapma kararını ve iştahını gösterir. Piyasaya olumlu bakıp bakmadıklarını oradan anlarız. Rakamları yorumlayınca, işadamlarının 2009'u 'beklemede' geçirmek istediklerini, yeni yatırımlara başlama heveslerinin kaçtığını anlıyoruz. Besbelli önünü göremedikleri için yatırım kararlarında 'frene' basıyorlar. Burada konunun psikolojik boyutu ve beklentiler belirleyici. Krizin psikolojik etkilerinin yönetilmesi şu an çok önemli.
Malum, bir yatırımın ortalama iki ila beş yıl arasında 'gerçekleşme süreci' var. Yatırıma karar verilirken o sürenin sonunda piyasaların nasıl olacağına ilişkin tahminlere bakılıyor. Teşvik belgesi alanlar yüzde 18 KDV'den muaf tutuluyorlar, birçok ülke için gümrük vergisi ödenmiyor, bazı şartlarda kaynak kullanım destekleme fonundan da kurtuluyorlar. Yani yaklaşık yüzde 25'e varan bir avantaj söz konusu. 2009'a dair belirsizlikler yüksek olduğu için işadamları böylesine büyük avantajlara rağmen yatırımlar konusunda heveslerini kaybetmiş durumdalar. Onlara yatırım iştahlarını tekrar kazandırmak lazım.
Bağış: Bankalara para enjekte etmeyen tek ülkeyiz
Bugün biz manşetimizi ekonomiye ayırdık, ne zamandır aradığım bir şeydi. Ford, nisan ayında ABD'ye 26 bin araçlık ihracatını her şeye rağmen gerçekleştiriyor. Bu güzel haber. Merkez Bankası ise cuma günü bir rapor yayımlamış, alışveriş merkezlerine ilişkin uyarılarda bulunuyor. O da çok önemli ve yerinde bir uyarı.
Ekonomiyi çok önemsiyorum, gerçek gündemin burada yattığına inanıyorum. İŞ-KUR Genel Müdürü son 12 gün içinde 30 bin kişinin işini kaybettiği gerekçesiyle kuruma başvurduğunu açıkladı.
Ekim ayı itibarıyla işsizlik oranı yüzde 10.9'a yükseldi. Ekim ayında işsiz sayısı 139 bin artışla 2 milyon 687 bine ulaştı. İşte, çözüm bulmak zorunda olduğumuz en önemli mesele budur.
Arkadaşlarımız hem Anadolu'da hem de dünyada ekonomik gelişmeleri titizlikle takip ediyorlar. Bu çalışmaları sizlere aktarmaya çalışıyoruz. İki haftadır pazar günleri 'Anadolu'nun ekonomisi', pazartesi günleri de 'dünyanın ekonomisi' köşeleriyle hem ülkemizde hem de küresel düzlemde neler yaşandığını dikkatlerinize sunmaya çalışıyoruz.
Yeni Başmüzakerecimiz Egemen Bağış, kısa süre önceki sohbetimizde 'Avrupa'da bankalarına para enjekte etmeyen tek ülke Türkiye'dir' demişti. Gerçekten de üç gün önce ABD'de iki banka daha battı, İrlanda'da bir banka daha devletleştirildi. Gelişmiş ülkelerin pek çoğunda finans kuruluşları çok ciddi darboğaza girdiler, küresel çaptaki kuruluşların bazıları iflas ettiler. Bizim finans sektörümüz ise bu sınavdan şu ana kadar büyük bir başarıyla geçmiş durumda. Bu da büyük bir kazanç...
Merkez Bankası Başkanı'nın sözleri
Bağış'tan iki-üç gün sonra da Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz'ı ziyaret etmiştik. Krizin ayak seslerinin duyulmaya başlandığı ilk günden beri yapıcı tutumu, pro-aktif önlemleri ve sakinleştirici yaklaşımlarıyla her türlü övgüyü hak eden Yılmaz, Başbakan başta olmak üzere hükümet üyelerinden ve piyasalardan da çok güzel değerlendirmelerle isminden söz ettirmişti. Başkan, 2009'da Türkiye'nin reel sektörünün zor günler yaşayacağını, piyasaların daralacağını belirtmiş, bununla birlikte finans sektörü için şu sözleri sarf etmişti:
'Türkiye'nin şu anda alması gerekip de almadığı hiçbir finansal tedbir yok. Batı ülkelerinin şimdi yaptığını biz 2001 yılında zaten çok güzel gerçekleştirmiştik. Onlar bizim o tarihte yürürlüğe aldığımız uygulamaları şimdi hayata geçiriyorlar. Bizim şu anda reel sektöre odaklanmamız gerekiyor.'
Maliye Bakanı Unakıtan ve Ulaştırma Bakanı Yıldırım, son üç gün içinde reel sektöre dönük önlemlerin hazırlanmakta olduğunu açıkladılar.
Evet, ekonomi cephesinden olumsuz sinyaller var, bir takım olumlu haberler de geliyor. IMF de şu anda Ankara'da. Seçime gidiyor olmamız, tam da küresel krizin en derin hissedileceği 2009'un ilk çeyreğine denk geldi. Bu, iyi yönetilirse belki de Türkiye'nin yararına olacak. KOBİ'lere biraz eğilip, yatırımların önü bir ölçüde açılabilirse bu krizin üstesinden gelinir. Ekonomi, iyimserlik temeli üzerine bina edilir. Bense her zaman 'ihtiyatlı bir iyimserliği' tercih ederim. Hele söz konusu ekonomi ise...