AKŞAM | CUMARTESI | 17 OCAK 2009, CUMARTESİ

Estetiğin doruğunda ve masum bir 'ACI'

Tiyatro Ayna, Stephen King'in en ünlü eserlerinden olan ve filme de uyarlanan 'Misery'i Hollywoodvari unsurlardan arındırarak 'Acı' adıyla Türk tiyatroseverlerle buluşturuyor.

Stephen King, korku ve gerilim romanları tutkunları arasında çok farklı bir yere sahip. Ne de olsa korku ustasının yazdığı kitaplar, dünya çapında her zaman en çok satanlar listesinde yer alıyor, hatta birçoğu filme çevrilip okuyucuyu olduğu kadar seyirciyi de gerilim girdabının içine alıyor. King'in en çok bilinen romanlarından biri olan 'Misery', 20. yüzyılın en iyi romanları arasında gösterilirken, 1990'da William Goldman tarafından sinemaya uyarlandı ve Kathy Bates buradaki rolüyle Oscar kazandı. Bates'in James Caan ile başrolü paylaştığı film, romanın dünya çapında büyük üne kavuşmasına katkıda bulunmuştu. Ancak filmin, talihsiz bir kaza sonucu kendini Annie Wilkes isimli psikolojik sorunları olan bir hayranının evinde bulan ve sonrasında kadının türlü işkencelerine maruz kalan yazar Paul Sheldon'un ve 'celladı'nın ruh dünyalarını yeteri kadar yansıtıp yansıtmadığı sorusuna cevap bulabilmek için tiyatro uyarlamasını izlemek gerek. 1992'de yazar, tiyatro, sinema ve televizyon yönetmeni Simon Moore tarafından tiyatroya uyarlanan ve ilk kez Londra'da sahnelenen 'Misery', Türkiye'de de ilk defa usta oyuncu Dilek Türker'in Tiyatro Ayna'sında 'Acı' ismiyle sahnelenmeye başlandı.

BU OYUNA åŞIK OLDUM

Selma Yeşilbağ'ın çevirdiği oyunun yönetmeni Mahmut Gökgöz. Dekor tasarımı ise Osman Şengezer'e ait. Oyunun başrollerini paylaşan Dilek Türker ve Kazım Akşar, tiyatro seyircisini şaşırtacak bir 'Acı'yla perde açarken, oyunu nasıl yorumladıklarını bizlerle paylaştı.

Dilek Hanım bu oyunu seçmenizdeki en önemli etken ne oldu?

Türkiye'de tiyatromu kurmadan 1 sene önce Almanya'da 'Misery'i seyrettiğimde 'bu eser mutlaka sahneye konmalı' demiştim. 'Misery'de iki kişilik ilişkideki sevgi, tutku ve aşk adına inanılmaz bir insani ve trajik durum var. Yalnızlığın, sevgisizliğin, şiddetin insanoğlunu nasıl paramparça ve çaresiz bir hale getirdiğini inanılmaz bir ikili ilişki içinde anlatıyordu. Bu şimdiye kadar benim pek rastlamadığım bir şeydi. Filmin biraz fazla gerilim ve şiddet ağırlıklı olduğunu düşünmüştüm fakat bu rolü hep oynamak istedim. Amerikalı Simon Moore eseri oyunlaştırmış, araştırınca Türkçe'ye de çevrilmiş olduğunu öğrendim ve çok şaşırdım. Şimdiye kadar pek çok ekip oynamak istemiş ama sahnelenememiş. Biz de hemen Simon Moore'dan oynama iznini aldık.

'Misery'nin filmi büyük ses getirdiği için seyircinin kafasında oluşan bir imaj var. Eseri sahneye taşırken bundan tedirginlik duydunuz mu?

Böyle şeylerden hiç tedirginlik duymam. Ben bir aşığım. Her an aşkla dolu olarak bu işi yapıyorum.  Bu piyese de aşık oldum. Teksti okuduğum zaman çok heyecanlandım. Biz insana, sisteme ait bir sürü şey söyleyeceğiz. Çok rafine bir şekilde, estetiğin doruğunda bir iş yapalım istedik. Sistemin sevgisizliğe mahkum ederek kurban etmeye karar verdiği insani değerlerin şiddete nasıl dönüştüğünü ama bir yerde sevginin hep durduğunu, kaybedilemediğini anlatan bir oyun bu.

SANATTA MASUMİYET ÖNEMLİ

Filmde gördüğü şiddet sahnelerinden arındırılmış bir oyun mu izleyecek seyirci?

Hollywood'un ticari kaygılarla yaklaştığı, tamamen korku ve şiddet yaratarak seyircinin ilgisini çekmesi başka bir şeydir, bütün bu kaygılardan arınarak bu yazımın altında ne söylenmek istediğini ve insanın derinliklerinde yaşadığı travmaların ne gibi sonuçlar getireceğini düşündürmek farklıdır. Bütün ticari kaygılardan, Hollywood'a has bir takım öğelerden arındırılmış, daha masumiyetini korur bir şekilde sahneleniyor oyun. Ben sanatta masumiyetin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çok güzel bir iş çıktı ortaya, insanlar çok düşünecekler ve şiddetin şiddeti doğurduğunu da görecekler.

Film bu psikolojik tahlillerden yoksun muydu sizce?

Filmde öne çıkarılan, yapay bir psikolojik korkuydu. Halbuki burada şiddeti uygulayan da uygulanan da aynı şekilde kurban. Ve  insanoğluna layık değildir şiddet. Bunu da anlatmaya çalıştık. Yani sevgisizlik görmenin bedeli şiddet yaratmak olmamalı, insanoğlu ancak şiddetten uzaklaştıkça insanlaşabilir. 

Kazım Bey siz Paul Sheldon karakterini nasıl işlediniz?

Onun bir cümlesinden yola çıkarak karaktere yaklaşmaya çalıştım. 'Bu karmaşa ve şiddet dolu dünyada yeteri kadar romantizm olduğunu düşünmüyorum' diyor. Onun için role yaklaşırken Annie'nin bana ve romanlarıma duyduğu tutkusunu ve haşin romantizmini sonuna kadar anlamaya ve itmemeye çalıştım. Filmde nefret vardı, ben o nefreti de ara ara yaşadım ama bu kadın beni seviyor ve geçmişte yaşadığı travmalar yüzünden - ki bu oyunda çok güzel anlatılıyor - galiba biraz affedilmeye muhtaç yanı var. Filmde kadının neden bu travmaları geçirdiği anlatılmıyor. Zaten Simon Moore'un da en büyük başarısı bu eksikliği doldurmak olmuş.


AHU UZ-ahu.uz@aksam.com.tr

  • Diğer Haberler

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3