Ali Ulusoy ali.ulusoy@aksam.com.tr

kategori2

İnşallah suçludurlar!

Ergenekon operasyonunun geldiği nokta kamuoyunda dikkatle izleniyor. Suçlayan tarafın temel iddiası, suçlananların hükümeti illegal yollarla devirmek için yasadışı örgüt kurdukları ve buna yönelik eylemler hazırlığında olmaları. Suçlananların temel savunması ise, hükümete muhalif olmalarına karşın suç oluşturacak herhangi bir fiil işlemedikleri; hukuki değil siyasi nedenlerle suçlandıkları ve bunun gerçekte hükümetin siyasi muhaliflerini korkutup sindirmeye yönelik bir operasyon olduğu.
Hangi tarafın haklı olduğu yargılama bütünüyle sonuçlandığında belli olacak. Bu konuda şimdiden kesin bir tahminde bulunmak hem çok güç hem de başlamış yargılama sürecini etkileyebileceğinden hukuki ve etik değil.
Buna karşın, en çarpıcı ortak özellikleri hükümete katı biçimde muhalif olmaları gibi görünen bir sürü tanınmış ve önemli şahsiyete böylesine ciddi bir suçlama yöneltmek için gerçekten somut ve tatminkar kanıtların varolması gerektiğini söylemek için hukukçu olmaya da gerek yok. Eğer sonuçta 'dağ fare doğuracaksa', böyle bir yargılama neticesini ülkenin hazmetmesi çok güç olabilir. Bunda da en kilit nokta, suçlananlar aleyhinde varsayımlara dayalı ve soyut değil, gayet net ve somut kanıtlar ortaya konabilmesi.
Hiçbir ciddi kanıta dayanmasa bile, bir yıl iddianame hazırlığı bir yıl da yargılama süreci olarak düşünüldüğünde, kabaca iki yıl süresince en sert muhaliflerin tutuklanma tehdidiyle rahatlıkla zan altında tutulabilmesinin tek örneğinin dahi yaşanması her demokratik hukuk devletinde çok ağır bir travma yaratır.
Ülkenin böyle bir 'hukuk travması'na muhatap olmaması için, suçlananlardan ve yakınlarından çok özür dileyerek, içtenlikle umuyorum ki aleyhlerinde somut ve tatminkar kanıtlar vardır ve suçlu bulunurlar!

Nazım Hikmet aslında  hukuken yok muydu?
NAZIM Hikmet'in vatandaşlığı ya da 'iade-i itibarı' konusunun hukuksal boyutu şöyle:
Bakanlar Kurulu 1951 yılında Nazım Hikmet Ran'ın vatandaşlıktan çıkarılmasına dair bir karar alıyor. Ancak gerçekte nüfus kütüğüne kayıtlı böyle biri yok! Şair'in kütükteki gerçek adı Mehmet Nazım Ran. Daha sonra kütükteki bu Mehmet Nazım Ran'ın bildiğimiz Şair Nazım Hikmet olduğuna dair bir mahkeme kararı alınıyor ve Mehmet Nazım Ran da kütükten siliniyor.
Bugünlerde Bakanlar Kurulu'nda imzaya açılan kararname Nazım Hikmet'e yeniden vatandaşlık vermiyor. 1951 yılında alınan vatandaşlıktan çıkarma kararını iptal etmekle yetiniyor. İmzalar tamamlandığında Resmi Gazete'de yayınlanıp yayınlanmayacağı tartışma konusu olan bu kararname yürürlüğe girince, mirasçıları nüfus idaresine gidip Nazım Hikmet'in ya da hukuken varolan ismiyle Mehmet Nazım Ran'ın nüfus kütüğüne yeniden kaydını talep edecekler. Ölmüş bir kimseyi vatandaşlığa almak hukuken mümkün değil ama nüfus kütüğünden silindikten sonra tekrar kaydetmek mümkün. Ölülerin dahi T.C. kimlik numaraları bulunuyor.
Sonuçta Bakanlar Kurulu'nca yapılan hukuksal açıdan Nazım Hikmet'e yeniden vatandaşlık vermek değil, nüfus kütüğüne yeniden kaydının yapılmasını sağlamak. Siyasi yönden ise bunun 'itibarın iadesi' anlamına geldiğinde kuşku yok. Zaten kaybolmamış bir itibarın iadesinin mümkün olup olmayacağı ise ayrı bir sorun.



Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3