Davalar ikiye ayrılır: İlki, önemli ve tanınmış kişilere veya kamuoyunda ses getiren olaylara ilişkin davalar. Ben bunlara 'Büyük Davalar' diyorum. Bizdeki Yassıada Davaları, AK Parti kapatma davası, Öcalan yargılaması ve şimdilerdeki Ergenekon yargılamaları gibi. Diğeri, toplumdaki sıradan insanlara veya sıradan olaylara ilişkin davalar. Bunlara da 'Küçük Davalar' diyelim.
Bir ülkede adil bir hukuk ve yargı sisteminin bulunup bulunmadığını anlamak için büyük davalara değil küçük davalara bakmak gerek. Büyük davalarda en azından adil yargılamanın 'şekli' ilkelerine uyulur. Tüm toplumun gözü bu davalarda olduğundan, yargılamanın 'esasa' yönelik ilkeleri kolayca göz ardı edilemez. Demokratik bir rejimde, yargıç da olsalar, devlet adına kasten hata yapanlardan ileride hukuksal bazda hesap sorulması genel kuraldır. Bu hesap vermenin büyük davalar için çok daha 'yakın tehlike' olacağını her yargıç hisseder. Küçük davalarda ise hukuksal hesap sorulması olasılığı çok daha düşüktür. Hukuk devleti olamamış ülkelerde yargı, 'ye kürküm ye' adaleti uygular. Daima güçlüler lehine yontar. Küçük davalarda adil yargılamanın garantisi yoktur.
Buna karşın, büyük davalarda 'sapla samanın ayrılamaması' tehlikesi küçük davalara göre daha fazladır. Adil yargılamada sonuçta en önemli husus, kılı kırk yaran bir titizlikle, haklıyı haksızdan ayrı tutabilmektir. Hukuk, 'sapla samanı' ayırabilme sanatıdır. Bunun için ise yargılamayı 'insan hakları' bazında ele almak gerekir. Büyük davalarda davanın kamuoyu nezdinde yaratması istenen 'imajı', hakikati bulma amacını ikinci plana iter. Bu tür davalarda yargılama bir tür tiyatro oyunudur. Yargılamanın ana ekseninde yargılanan kimseler bulunmaz. Başroldekiler davanın savcıları, avukatları ve yargıçlarıdır. Son bir yıldır hukuk öğrencilerinin en çok 'savcı' olmayı istediklerini gözlemlemem, özellikle savcıların toplumda 'sinema starları' gibi algılanmaya başlandığını gösteriyor. Büyük davalarda yargılananlar sadece figüran rolündedir. Ne tesadüftür ki Türk filmlerinde figüranlar sürekli dayak yemeleriyle tanınırlar!
Yassıada'dan Tahkikat Komisyonu'na bir 'Teşbih' denemesi
İlla benzetmek gerekirse, şimdiki Ergenekon soruşturmalarını Yassıada yargılamalarına mı, yoksa Tahkikat Komisyonu'na mı benzetmek daha doğru? Kısaca hatırlatalım. Yassıada'da Menderes iktidarı, esas olarak anayasal düzeni değiştirmekle suçlanıp, olağanüstü özel bir mahkemede yargılanmıştı. Tahkikat Komisyonu ise 27 Mayıs 1960 darbesinden hemen önce, orduyu darbeye teşvik edenleri soruşturmak amacıyla, ana muhalefeti ve basını baskı altında tutmaya yönelik olağanüstü yetkiler de tanınarak, Menderes iktidarınca kurulmuştu. Mevcut Ergenekon yargılamaları ve soruşturmaları ile bu ikisi arasındaki gerçek benzerlikler tartışmaya açık. Günümüzde hem Yassıada yargılamalarının hem de Tahkikat Komisyonu'nun 'hukuksal kepazelik' örnekleri olduğunda tereddütler az. Türk yargısı ve hukuk sisteminin artık o seviyeyi çoktan aştığında kuşku yok. Ancak en azından iddialar bazında Ergenekon gündemiyle bazı benzerlikleri dikkat çekici.
Bu arada küçük bir not: Yassıada yargılamalarında tam 592 sanık vardı. 6 Temmuz 1960'da soruşturmaları yapmak üzere Yüksek Soruşturma Kurulu kuruldu. Kurul, sorgulamaları 29 Ağustos 1960'da başlattı. Duruşmalar ise 14 Ekim 1960'da başladı. Kurulan özel mahkeme tam 19 ayrı davaya baktı. Nihai kararlar 15 Eylül 1961'de verildi. İddianamelerin hazırlanmasının sorgulamalarla başladığı kabul edilirse, iddianamelerin 1,5 ay içinde hazırlandığı anlaşılıyor. Ergenekon ile mukayese için başka bir veri daha.
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.