AKŞAM | MAGAZIN | 04 ŞUBAT 2009, ÇARŞAMBA
13 dalda Oscar adayı Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi cuma günü vizyona giriyor. Filmin hikayesi karmaşık ama mesajı kısa: KeÅŸke demeyin
'80 yaşında doğup peyderpey 18'imize gelsek, hayatımız son derece mutlu olurdu' dedi Mark Twain ve F. Scott Fitzgerald'ın 1922'de yazdığı 'Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi'ne ilham verdi. O da 2008 yapımı ve bu yılın 13 dalda Oscar adayı aynı isimli şaheser filmine...
BaÅŸrollerini Brad Pitt ve Cate Blanchett'in paylaÅŸtığı, yönetmenliÄŸini 'Se7en' ve 'DövüÅŸ Kulübü' gibi kült filmleri bize kazandıran David Fincher'ın yaptığı filmde, 80'li yaÅŸlarında doÄŸup geriye doÄŸru yaÅŸlanan bir adamın hayatı anlatılıyor. Filmin, 'Forrest Gump'a benzediÄŸine dair laflar dönüyor ve senarist Eric Roth (Kendisi Forrest Gump'ın da senaristi) eleÅŸtiriliyor.
Politik söylem yok
Bu yersiz eleÅŸtirileri yapanlara, Almanya'da ortaya çıkan 'bildungsroman' yani 'oluÅŸum romanı' denilen tür neymiÅŸ okuyup araÅŸtırmalarını tavsiye ediyorum. Kahramanın çocukluktan yetiÅŸkinliÄŸe geçiÅŸi, bu esnada çıktığı hayat yolculuÄŸunun önemli bir sebebi olması, olgunluÄŸa eriÅŸmenin kademe kademe olması ve uzun sürmesi zaten türün özellikleri arasında. Dolayısıyla, bu eleÅŸtirilere maruz kalması doÄŸru deÄŸil. Zaten Benjamin, Forrest gibi zihinsel problemli deÄŸil ve filmde Forrest Gump'ta olduÄŸu gibi politik söylemler yer almıyor.
Yaşlanmayı kabul etmek, etmemek!
FİLME gelince... OÄŸlunu I. Dünya Savaşı'nda kaybeden bir adam, New Orleans'ta tren istasyonuna asılması için bir saat yapıyor. Açılış töreninde, bakıyoruz ki saat geriye doÄŸru gidiyor ve adam, 'Bilerek yaptım, belki böylece savaÅŸta kaybettiÄŸimiz evlatlarımız ayaÄŸa kalkıp aramıza döner' diyerek en baÅŸtan aslında filmin günümüzle de alakalı olduÄŸunun sinyallerini veriyor. Savaşın son günü dünyaya gelen Benjamin Button'ın hayatıyla olan paralelliÄŸi gösteriyor.
Tuhaf görüntüsü yüzünden babasının bir yaÅŸlılar evine bıraktığı Benjamin, bakıcı Queenie tarafından büyütülüyor. O evde kalan babaannesini ziyarete gelen özgür ruhlu, geleceÄŸin bohem dansçısı Daisy (Cate Blanchett) ile de ömür boyu sürecek arkadaÅŸlığı bu ÅŸekilde baÅŸlıyor.
ÇocukluÄŸundan beri ömrünün çok uzun olmadığı kendisine açıkça anlatılan Benjamin, hayatını dolu dolu yaÅŸamaya çalışıyor. Filmin teması da bu zaten: YaÅŸamak. Çok geç olmadan hayatın tadını çıkarmak, 'KeÅŸke' dememek.
'Başına gelenler seni kuduz köpek gibi çıldırtır. Küfredersin, kaderine lanet eder, yaptığın her ÅŸeyden piÅŸman olursun. Ama son yaklaÅŸtığında. BoÅŸ vermeye mecbursun' diyor bir sahnede Benjamin, babasıyla güneÅŸin doÄŸuÅŸunu izlerken...
Bir yerde karşı koymayı bırakmalı insan çünkü aslında yaÅŸamın kendisi bir mucize. YaÅŸlanıyoruz ve bunu kabul etmeliyiz ama insanoÄŸlu için zor ÅŸey kabul etmek. Filmde Daisy'nin bir noktada 'YaÅŸlanmak hoÅŸuma gitmiyor' demesi gibi.
Teknoloji, zaman ve varlık algımızı aslında nasıl da tahrip etmiÅŸ. Çünkü Daisy gibi yaÅŸlanmaktan hoÅŸlanmayan 60-70 yaşındakiler 20 yaşında gibi ÅŸimdilerde. İfadesiz bir sürü insan etrafta...
Filmde etkisini görmediÄŸimiz ama adı sık sık geçen Katrina kasırgasına engel olmayacağımız gibi, zamanın da akışına engel olamayız.
Her anın kıymetini bilin
FITZGERALD, 'Caz Çağı'nda, melon ÅŸapkaların, yeleklerin, inci kolyelerin zamanında yazmıştı hikayesini ve bildiÄŸimiz üzere Caz Çağı, Büyük Buhran'la sona ermiÅŸti. Aynı ÅŸekilde film de, sonuna dek görmesek de Katrina Kasırgası'yla son buluyor. Yani her karesinde 'engel olamazsınız' diye fısıldıyor kulağımıza.
Zaman beklemiyor kimseyi. Filmin gerçek aÅŸk olmak, kaybetmek ve piÅŸmanlık dışında verdiÄŸi esas mesaj bu; anın kıymetini bilmek. Daha fazla güzelliÄŸi bozulmasın, gelir gelmez gidip izleyin...
Deniz SOYSAL