AKÅžAM | PAZAR | 01 ÅžUBAT 2009, PAZAR
Mübadil torunuyum ben. Çocukken anneannem neler neler anlatırdı memleketi Alasonya ile ilgili. Selanik'ten gemilere binip geliÅŸlerini, orada yaÅŸadıkları acıları, eÄŸlenceleri anlatırken araya Rumca sözcükler koyardı. Rum çetecilerin baskınlarını, bu baskınlarda Rum komÅŸularının onları korumasını, yemekli sohbetleri bir solukta anlatırdı. Kızdığında da Rumca bir ÅŸeyler mırıldanırdı, saklayamam. Ne vakit 'memleketini' anlatsa, sesi hep titrerdi de ben çocuk aklımla, 'YaÅŸlı ya anneannem; sesi ondan gidip geliyor' sanırdım. Öyle deÄŸilmiÅŸ meÄŸer o sesi titreten yüreÄŸinde büyüyen memleket hasretiymiÅŸ.
Olayları, yaÅŸananları anlayacak yaÅŸa geldiÄŸimde anneannem çoktan 'gitmiÅŸti'. Åžimdi, televizyonda o çok sevilen 'Elveda Rumeli' dizisini seyrederken neredeyse her sahnede anneannemi, o günleri, mübadeleyi yaÅŸayanları anıyorum ama ekrana aklımda hep bir soruyla bakıyorum: Sahi, 'Elveda Rumeli' demek ne kadar mümkün? 'Elveda' kelimesinin içinde gizlenmiÅŸ hüzün, o yenilmiÅŸlik, o kopuÅŸ, savruluÅŸ, yüreklerdeki özlemi, 'oraları bırakır gibi yapıp bırakmayanların' hasretini açığa vurmuyor mu zaten? Kendimce cevaplarım var elbette. Ama daha fazlasını öÄŸrenmek için, Lozan Mübadilleri Vakfı'nın BeyoÄŸlu Ayhan Işık Sokak'taki binasına gittim. Vakıf BaÅŸkanı Sefer Güvenç'le sohbet ettim. 100 yıllık tahta iÅŸlemeli kapı sürekli açılıp kapandı, mübadil çocukları, torunları sanki memleketlerini ziyaret eder gibi Vakıf'ta soluklandılar. Bir ara masa başında toplandık; sordum: 'Rumeli'ye elveda dediniz mi?' Yanıt anında geldi: 'Mümkün mü? Köklerimiz orada. Anamız, babamız orada doÄŸmuÅŸ, yaÅŸamış, aÄŸlayarak gelmiÅŸler buraya.'
ELVEDA DEMEK İSTEMİYORUZ
Vakfın çeÅŸitli faaliyetleri var ama en gözde olan, en coÅŸkulu yaÅŸanan hiç kuÅŸkusuz bahar aylarında Yunanistan'a, mübadelede bırakılıp gelinen köylere, kasabalara yapılan geziler. Sefer Güvenç, 'O gezilerde hem kahkaha hem gözyaşı hiç eksik olmaz. Türkiye'yi bırakıp gidenler mübadil torunlarını, çocuklarını öyle güzel ağırlar ki anlatmak mümkün deÄŸil. Herkes Türkçe-Rumca karışık konuÅŸarak hasret giderir. Yazık ki Cumhuriyet'ten sonraki dönemde geçmiÅŸle baÄŸlantı koparıldı. Mübadele yok sayıldı. Balkanlar, orada yaÅŸananlar, mübadele ve daha gerilerdeki Balkan Savaşı'nın insan” boyutu unutturulmak istendi.' Kendisi de bir mübadil çocuÄŸu olan Sefer Güvenç, babasının memleketi Langaza'ya 1999'da gitmiÅŸ. Vakfı kurmaya bu gezide karar vermiÅŸ: '1926'dan sonra oralardaki köy-kasaba isimleri Yunanca oldu. Köyün adını öÄŸrenmek için neler çektim. Kayıt yok, ÅŸimdiki adı ne bilen yok. Selanik'e yürüme mesafesi ne kadar kestiren yok. Sonunda bulup gittim bir de baktım ki buradan giden Rumlar, neredeyse her kasabada ayrı ayrı dernekler, vakıflar kurmuÅŸ, irtibatlarını, kültürlerini, tarihlerini kaybetmemiÅŸler. Diziyi seyretmiyorum; hem vaktim yok hem elveda demedim. Bu mümkün deÄŸil zaten. Nasıl olur ki bu; her gün evlerimizde, sohbetlerimizde, dilimizde, ÅŸarkılarmızda Rumeli, memleket yaşıyorken...'
Sohbetin burasında İzmir'de yaÅŸayan, bir gün önce geldiÄŸi İstanbul'da ilk iÅŸi Vakfı ziyaret etmek olan Girit mübadili çocuÄŸu Saadet Güven söze giriyor: 'Urla'da bir markete girdiÄŸimde hemen anlarım Giritli kimdir. İlk karşılaÅŸmamızdır ama dost oluruz. Bellidir iÅŸte, yüzünden, bakışından, giyiminden... Annem-babam Giritli. Girit Rumcası bilirim. Girit yemekleri yaparım. Kızım da öÄŸrendi. Bizim evde Girit denmez pek, 'memleket' denir. Kimse memleketine elveda demez yavrum, ÅŸartlar gereÄŸi bırakıp gelmiÅŸiz ama köklerimiz o topraklarda. Babamın yaÅŸadığı evi görmek için gittim Girit'e, buldum da. Burnumun direÄŸi sızladı...'
HASRET GİTTİLER
Ümran Aydın alıyor sözü; 'Annem 6 günlükken gelmiÅŸ mübadelede. Bir hafta oldu vefat edeli; doÄŸduÄŸu yeri merak etti hep, ata toprağının hasretini çekti. Buraya gelip canlarını kurtardıkları için mutluydu elbette, geldikleri için piÅŸman deÄŸildi ama 'bir defacık da olsa memleketimi görebilsem, önce memlekete, sonra hacca gitsem' derdi. Köyünü anarken 'bizim oralar' demiÅŸtir hep' diyor.
Mübadeleyi anlatan kitaplar acıların, hasretin ortak olduÄŸunu da anlatıyor bize. Gazeteci İskender Özsoy'un 'İki Vatan Yorgunları' adlı kitabından birkaç satır seçtik: 'Selanik'ten gemilere binip geldik. Kat kat kuÅŸağına altın saklayıp getirdiydi annem de onları sata sata yaÅŸadık aylarca. Ölene kadar 'memleketim' diye Rumeli'yi sayıkladı.' 'Gelenler günlerce deniz üstünde sefil olmuÅŸlar. En çok da yaÅŸlılarla bebekler ölmüÅŸ. Denize atmışlar hastalık basmasın diye. Bir kadın ölü bebeÄŸini emzirir gibi göÄŸsünde tutmuÅŸ günlerce.'
Yazıma Alasonyalı anneannemle baÅŸladım, onunla bitireyim; memleket yemekleri, Türk kahvesinin yanına ya lokum ya kiÅŸiye özel kaşıklı marmelat koyardı; Rumca konuÅŸurdu arada, kızdığında Rumca söylenirdi. NeÅŸeli günlerinde 'Samyotissa'yı söylerdi, gözleri sık sık dalıp giderdi; yaÅŸananlara inat neÅŸeli, ÅŸen, özgür, tuttuÄŸunu koparan, hiç pes etmeyen ve korkusuz bir kadındı. GeldiÄŸinde 15 yaşındaydı, bu topraklarda geçti ömrü, çocuklarını bu topraklarda büyüttü ve bu topraklarda öldü ama ÅŸimdiki aklımla daha iyi anlıyorum ki o ve onun gibiler hep 'Rumeli'de yaÅŸadı...
Lozan Mübadilleri Vakfı (LMV) nedir?
TBMM Hükümeti ile Yunan Hükümeti arasında 30 Ocak 1923'te Lozan'da imzalanan Nüfus Mübadelesi SözleÅŸmesi ile Türkiye'de yerleÅŸik Ortodoks Rumlarla, Batı Trakya'da yerleÅŸik olanlar hariç Yunanistan'daki Müslümanların zorunlu göçü öngörülmüÅŸtü. Anadolu'daki yaklaşık 2 milyon 200 bin Rum Yunanistan'a, Yunanistan'daki yaklaşık 500 bin Müslüman Türkiye'ye geldi. Mübadil Türkler daha çok Selanik Limanı'ndan gemilerle taşındı. LMV bu mübadillerin kültür ve sanat deÄŸerlerini korumak, yaÅŸatmak için çalışmalar yapıyor. Vakfın internet adresi: www.lozanmubadilleri.org.tr