AKŞAM GAZETESİ | Atılgan Bayar | 2009-02-04
Amerikan 'devlet aklı' terörle mücadele sürecinde çok önemli bir gerçekle yüzleşti.
'Corruption,' yani devlet içindeki çürüme ve yolsuzluklar, terörü ve organize suçları besleyen en önemli kaynaktı.
O yüzden, İslam dünyasında laikliği ön plana çıkartmaya çalışan 'Neo-Con'ların da, İslam dünyasına 'Ilımlı İslam' modelini öneren Richard Holbrook gibi demokratların da ortak noktası Ortadoğu ve Orta Asya'da çürüme ve yolsuzlukla mücadele olarak berraklaştı.
Daha önce Türkiye ile de ilgilenen Demokrat Richard Holbrook'un, Obama'nın Pakistan ve Afganistan Özel Temsilcisi olarak atanması da...
Neo-Con'ların ateşli mücahidi Michael Rubin'in Kuzey Irak'ta özellikle Barzani'ye karşı giriştiği yolsuzluk deşifrasyonu savaşının ardında da bu gerçeklik var.
Nasıl bu kadar emin olabilirsin, içine mi doğdu diye sorabilirsiniz.
Açıkçası pek öyle olmadı. Holbrook'un 11 Temmuz günü Bloomberg'e verdiği mülakatta söyledikleri, Yeni Amerikan Dış Politikası'nın ipuçlarını zaten gözler önüne sermişti.
Bloomberg'deki mülakatında Holbrook, Afganistan'da 'Amerika'nın Adamı' olarak bilinen Karzai'nin hiçbir 'Uyuşturucu Lordu'nu, kimlikleri herkes tarafından bilinmesine rağmen tutuklamamasından şikayet ediyordu.
Holbrook'un tezi şöyleydi:
Afganistan'da hükümet zayıf, organize suç ve bunun devlet kadrolarına sirayeti ile yeteri kadar mücadele edilmezse, El Kaide ve Taliban terörü yeniden dirilir. Amerika'nın böyle bir lüksü yok.
Aynı mülakatta Holbrook, Afganistan'ın Pakistan ve Irak ile olan uyuşturucu trafiğine de değiniyor... Yani sadece Afganistan'da değil, uyuşturucu trafiğinin aktif olduğu bütün bir rotada Amerika'nın yolsuzlukla mücadele edeceğinin ipuçlarını veriyordu.
Şimdi geldik mi, Obama'nın Afganistan ve Pakistan Özel Temsilcisi Demokrat Holbrook'un, Kuzey Irak'taki çürümeye (corruption) savaş açan Neo-Con Michael Rubin ile buluştuğu yere.
O zaman tezimizi yeniden yazabiliriz:
Amerika Birleşik Devletleri'nin Obama döneminde terörle mücadeledeki önceliği yolsuzluk ve devlet kadrolarına sızmış suç olacaktır.
Bu sadece Orta Asya ve Ortadoğu'da değil; bütün dünyada öyle olacaktır.
Buna şüphesiz Türkiye de dahil!
Çünkü Holbrook'un Bloomberg röportajından da anladığımız gibi, Amerika; terörü de, devlet totaliterizmlerini de, derin devlet çetelerini de besleyen yegane şeyin devletlere sızmış 'suç' salgını olduğu analizini yapmış.
Amerikan Devlet mekanizması çok yavaş ve ayrıntılı düşünerek karar alır. Ama karar bir kez alınmışsa, çok hızlı uygulamaya konulur.
Dünyada esmeye başlayan bu 'Temizlik Fırtınası'ndan Türkiye'nin de payını almaya başlamadığı veya başlamayacağı düşünülmemeli.
Yoksa CHP değişimi okuyabiliyor mu?
Kemal Kılıçdaroğlu'nun yıldızının parlatılması, bir 'yolsuzlukla mücadele prensi' olarak sunumu acaba tesadüf mü?
Yoksa CHP, Amerika'nın başlattığı 'değişim'i zamanında ve doğru okudu mu?
İkisi de mümkün olabilir.
Ancak, maalesef Kılıçdaroğlu'nun peşine düştüğü yolsuzluklar, Amerika Birleşik Devletleri'nin hedefe aldığı yolsuzluklar ile aynı niteliği taşımıyor.
Kılıçdaroğlu'nun hedefinde şimdiye kadar hep uluslaraşırı yolsuzluk ağlarının dışında kalan küçük, sembolik, yerel örnekler vardı.
CHP şimdiye kadar bunu ülkeye ve dünyaya hizmet amacından ziyade, AK Parti ile mücadele aracı olarak kullandı.
AK Parti ile rekabetinde kısmen başarılı olduğunu söyleyebiliriz ama görünen o ki, derin suç organizasyonlarıyla asıl mücadeleye girişmeye aday olan AK Parti gibi duruyor.
Bu iki partiden hangisi, gerçek uluslaraşırı suç ve onun Türk Devleti içinde sızmış aparatçikleri ile mücadeleye girerse, şüphesiz 'yakın gelecek'te Türkiye'yi bir üst seviyeye, terör ve organize suçtan temizlenmiş ülkeler kategorisine taşıyan iktidar olacak.