AKŞAM GAZETESİ | Ali Ulusoy | 2009-02-04

kategori2

'Kürtçü' taleplere anayasal bakış

Kürtlere verilen haklar hangi noktadan itibaren üniter yapıyı bozar?
Son günlerdeki bazı gelişmelerden örnekler: YÖK Başkanı, bazı üniversitelerde Kürt dili ve edebiyatı bölümleri kurulabileceğini söyledi. Konuyu tartışan bazı Üniversitelerarası Kurul üyeleri bunun Anayasa'ya aykırı olacağını iddia etti.  Varlık sebebini 'Kürtçülük' eksenine oturtmuş siyasi partinin en önemli belediye başkanı, 'sıranın topraklarını kabul ettirmeye geldiğini' ifade etti. Aynı partinin genel başkanı Avrupa Parlamentosu'nda Kürt sorununun çözümünü Kürtlere 'demokratik özerklik' tanınmasına endeksledi. Bu özerkliğin üç temel unsurunu ise, 'Kürtlerin kendi coğrafyasında kendilerini özgürce yönetebilmeleri', 'Kürt kimliğinin anayasal güvenceye alınması' ve 'ana dilde eğitim hakkı verilmesi' olarak belirledi. Bunların aynı zamanda ayrılıkçı terörün sona erme şartları olduğunu ifade etti.

Konuyu siyasi değil salt hukuksal boyuttan ele alalım. Öncelikle bilelim ki içeriği yukarıdaki şekilde belirlenen bir 'özerklik', hukuksal açıdan üniter devlet sistemi ile bağdaşan bir özerklik değil. Bu tür bir özerklik hukuksal yönden ancak federal devlet sistemi içinde mümkün olabilir. Zira, üniter devlet sisteminde belli bir bölgede yaşayanlarca seçilen yerel yöneticilere yasama ve yargıya ilişkin yetkiler hiç verilemez. Sadece yürütmeye ilişkin bir kısım yetkiler devredilebilir. 1982 Anayasası bunun kriterini 'mahalli müşterek ihtiyaçlar' olarak belirlemiş. Yani anayasal yönden, 'mahalli müşterek ihtiyaç' niteliğinde olan yürütmeye ilişkin yetkiler dışında hiçbir kamusal yetki seçilmiş yerel yöneticilere devredilemez. Aksi halde üniter yapı değil federal yapı söz konusu olur. Demokrat olmanın gereği olarak bu bağlamdaki anayasal hareket marjı, sadece bu 'mahalli müşterek ihtiyaç' kavramını biraz daha geniş yorumlamayla sınırlı. Örneğin Kürtçe TV kanalı, üniversitede Kürt dili bölümü bu 'demokratik marj' içinde görülebilir.
Öte yandan, 'Kürt kimliğinin anayasal güvenceye alınması' talebi anayasal üniter yapı ile en bağdaşmayacak talep. Bu taleple istenen aslında Kürt kimliğinin Türkiye Cumhuriyeti'nin (Türk kimliği ile birlikte) asli kurucu unsurlarından biri olduğuna bizzat Anayasa'da yer verilmesi. Yani Anayasa'da iki milletli bir devlet yapısı öngörülmesi. Üniter devlet ise doğası gereği iki milletli olamaz. Hatta yaşanan tecrübeler federal devletlerin bile iki milletli olamayacağını gösteriyor. Özellikle Belçika ve İspanya örnekleri göstermiştir ki, başta üniter devlet olarak kurulduktan sonra, etnik sorunların çözümü adına federal sisteme geçmek hiçbir etnik sorunu çözmediği gibi, ülkenin bölünmesini yakınlaştırmaktan başka bir işe yaramaz. Kaldı ki teknik hukuk yönünden, Anayasa'nın değiştirilemez nitelikteki 3. maddesi, devletin iki ayrı 'kimlik' yani 'millet' olarak bölünmesini imkansız kılıyor. Aynı şey 'Türk milletinin bütünlüğüne' vurgu yapan 5. madde açısından da geçerli.
'Ana dilde eğitim' konusunda ise Anayasa'nın 42. maddesinde açık bir engel var. Bu hükmün değiştirilmesine yönelik siyasi irade bulunması kaydıyla, bu husus kanımca üniter yapıyı ihlal etmeyecek demokratik marj içinde görülebilir.

Sonuçta 'Kürtçü cenah'tan gelen şekliyle 'demokratik özerklik' talebi gerçekte üniter yapıdan federal yapıya geçmeyi gerektiriyor. Buna da, siyasi yön bir yana bırakılsa dahi, hukuksal yönden Anayasa'nın değiştirilemez hükümleri engel. Demek ki birileri bizleri aptal yerine koyarak,  'barışçı çözüm' maskesi altında ve terörü durdurma 'şantajıyla' aslında federal sistem talebinde bulunuyor. Yerseniz...