AKŞAM GAZETESİ | Tolga Turgut | 2009-02-04
Emniyet, sağlık, savaş hali gibi belirli istisnalar hariç, daima her türlü yasağa karşı olmuşumdur. Zira bir konunun çözümünü üretip alternatif yaratmadan yasaklamak en kolay yoldur.
Ülkemizde 19 Mayıs 2008'den itibaren uygulamaya giren kapalı yerlerde sigara içme yasağı, havalimanı terminallerinde de uygulanıyor. Sonrasında ise ana kapıların önünde gruplaşmış yolcuların sigara içebilmek için terminale mümkün olduğu kadar geç girdiklerini gözler olduk. Peki, bunun sonuçlarını gözden geçirip, uygun çözüm arayışları olmayacak mı? Terminallere son dakika giriş yapan yolcular, 11 Eylül sonrası radikalleşen güvenlik kontrolleri nedeniyle zaten uzun olan kuyrukların daha da sıkışmasına sebep oluyor. Bu durumun tüm yolcular ve ilgili personel üzerinde yarattığı stres faktörü bir yana, bazen uçak saatlerinde aksamaya bile sebep oluşturduğunu biliyoruz. Daha da önemlisi, yolcuların Türkiye havalimanlarında yapacakları harcamaların yüzde 20 civarında bir bölümü varış yaptıkları ülkelere kayıyor. Terminallerde elde edilen yiyecek-içecek gelirleri azalıyor, daha az duty free alışverişi yapılıyor. Havalimanlarımızın özelleştirilmesi durumunda yatırımcı firmalar, yap-işlet-devret suretiyle tesisleri modernize edip, işlet-devret suretiyle 12 milyar doların üzerinde bir bedeli ülke ekonomisine kazandırmıyorlar mı? Hiçbirinin bu ihalelere girerken bir yasak yüzünden cirolarının düşeceğini hesapladığını zannetmiyorum. Tabii ki yolcuların konforunu ön planda tutmak, sigara yüzünden kimsenin rahatsız olmamasını sağlamak da gerekiyor. Günümüz teknolojisiyle herkesi memnun edebilmek bal gibi mümkün. Dünyada ABD'deki bazı havalimanları dahil olmak üzere, içmeyenleri rahatsız etmeden sigara içenler için çözümler üretildiği pek çok örnek mevcut. Seyahatlerimde Denver, Frankfurt, Münih, Bangkok, Singapur gibi birçok şehirde bu sorunun çözümlenebildiğini gördüm. Ayrıca bu köşenin düzenli okurları aylar önce bu hususu örnekler ve önerilerle ele aldığımızı anımsayacaklardır.
ÖZELLEŞTİRMELER SEKTEYE UĞRAR
Etkisi artmakta olan ekonomik durgunluktan ötürü, havalimanı işletmecileri havayollarının doğrudan ödediği bedellerde indirimler sağlamak zorunda ki havayolu iflasları veya maddi kayıpları olmasın. Öte yandan yolcunun konforunu sağlayacak hizmetleri artırarak yolcudan elde edilen geliri de artırmalı ki, kayıplar telafi edilsin. Dünya genelinde ilgililer şu anda havalimanı gelirlerini canlı tutmak için yaratıcılık peşinde koşarken biz ülke ekonomisine sağlayabileceğimiz geliri azaltıyoruz. Bir yandan IMF ile anlaşma olmaz da ekonomiye 25-35 milyar dolar girmezse ne olur diye kara kara düşünürken, diğer taraftan elimizin altındaki fırsatları basit çözümler üretmeyerek kaçırıyoruz. Çok merak ediyorum, acaba ticari geliri artırmaya sekte vuracak şekilde devam ederek bundan sonra havalimanı özelleştirmelerinde sağlanan başarı devam eder mi? Bana bu gidiş ve basit matematik devam ettiremez diyor. Önerimiz ise çok basit, bir şeyi yasaklamadan önce dengeli olalım, düşünmeden yasaklar koyarak kafamızı kuma gömmeyelim.
AIRFRANCE-KLM, ALITALIA'YI KURTARABİLİR Mİ?
Son yıllarda Avrupa'da en fazla zarar eden havayolu Alitalia'nın yeni ortağı tahmin ettiğimiz gibi AirFrance-KLM oldu. Alitalia Skyteam ittifakının bir üyesi. Dolayısıyla İtalyan pazarı ve Alitalia ile ilgili fazla bilgiye sahip olan ittifakın lideri konumundaki AirFrance-KLM, satış sürecinde diğer isteklilere göre çok avantajlı.
Alitalia'nın yüzde 25 hissesine 323 milyon Euro ödeyecek olan AirFrance-KLM Havayolu geleceğe dair umutlu. Neden olmasın ki, İtalya büyük bir nüfusa sahip olduğu gibi zengin bir G-7 ülkesi. Ayrıca Akdeniz'de komşuları olan İtalyanlar seyahat etmeyi severler. Alitalia, İtalyanların yönetim beceriksizliği ve AB'de uygulanan uçuş liberalleşmesinden dolayı her gün Avrupa'nın Ryanair, Easyjet gibi düşük maliyetli havayollarına (DMH) pazar payı kaybediyordu. AirFrance-KLM'in ortaklığı ile yaratılacak sinerji ve ekonomik konjonktür ile Alitalia birkaç yıl içinde daha iyi durumda olacaktır.
Yapılan anlaşmaya göre AirFrance-KLM, havayolunun borçlarına değil varlıklarına ortak oldu ve çalışanları ile yeni iş sözleşmeleri yapacak. Alitalia satışının ilginç bir boyutu ise, İtalyan Başbakanı Berlusconi'nin halkına verdiği sözü tutamaması oldu. Seçimlerden önce Alitalia'yı İtalyanlara satacağı vaadinde bulunmuş, oylarını artırmıştı. Politikacıların tipik özellikleriyle durumu sonrasında tahlil ederek milli havayolu Alitalia'nın bir kısım hissesinin Fransızlara satışını önleyemedi. Bu konu da çoğu politikacının dini, ırkı ne olursa olsun aynı derecede Pinokyo olduğunu adeta tescilliyor.