AKŞAM GAZETESİ | Burhan Ayeri | 2009-02-04
Erdoğan'ın Davos'taki çıkışı, partisi açısından tam anlamıyla puana dönüştürülmekte. Ortadoğu'daki birkaç ülkede sempati topladığımız da gerçek. Gördüğümüz kadarıyla Peres'e meydan okuma ve 'Geriye dönüş kararı'nın hemen sonrasındaki organizasyon müthişti. Cep telefonlarıyla haberleşme sonucu Atatürk Havalimanı'na gecenin geç saatine rağmen toplananların görüntüleri yerel seçime kadar artarak devam ettirilecek. İlk anda toplu taşıma araçlarının çalışma saatlerini, sabahın ilk ışıklarına kadar sürdürmek, Kadir Topbaş ve ekibinin başarısı. Filistinliler dahil, bayrak dağıtımı için 'Stokta vardı', diyebiliriz. Matbaalarda hazırlandığı belli olan 'Özel pankartlar' işin diğer parçası. 'Yavuz Sultan geliyor' diye bağıran tipleri de, sacayağına dahil edebilirsiniz. Hızla kurulan ses tesisatları, yine artılarından. İlk anda bizim bile şöven duygularımızı ayağa kaldıran 'Meydan okuma'nın, içpolitikaya kaydırıldığını kimse inkar edemez. Olaya yansız baktığımızda şaşırmıyoruz. Dün de sözünü ettiğimiz gibi bazı endişelerimiz artarak devam ediyor. Obama'nın Özel Temsilcisi'nin Türkiye ziyaretinin -Bir süreliğine de olsa- ertelenmesi, ABD-İsrail İşbirliği'nin parçasıdır. Kafa kafaya verip, yeni strateji düşündüklerinden eminiz. Dostluk ve ebedi müttefiklik mesajlarıyla havayı yumuşatma görüntülerine aldanmamalı. Madem nara atıp, işi köprüleri uçurmaya vardırdık, Başbakan'ın çok sevdiği deyimle 'Dik durmayı sürdürmek' zorundayız. Ama nereye kadar, işte bunu ölçmek güç.
...
Birkaç konuda uyarmak istiyoruz. Öncelik Erdoğan'ın. Başbakanlık görevini aldığı gün yazdıklarımızı tekrarlayacağız. Aradan yedi yıla yakın süre geçti. İngilizcesi 'One minute'ten -Bir dakika- öteye gidemedi. Hiçbir şey için geç değildir. Görünen o ki politik hayatı uzun soluklu olacak. Daha fazla gecikmeden dil sorununu halletmek zorunda. Sık sık yaptığı iki hatasını da yazacağız. İşine gelmeyen medyayı, meydanlara topladığı vatandaşa şikayetten, hedef göstermekten vazgeçmeli. Sonuçta öyle bir tablo ortaya çıkar ki, altından kalkamaz. Şişhane'deki törenden ekrana yansıyanları dehşetle izledik. Eski diplomatlardan 'Monşerler' diye söz etmesi, eksilerinden. Unutmamalı ki, uluslararası diplomasiyi yerden yere vurduğu takımla yürütmekte.
...
Son notumuz Emine Erdoğan'a. Türkiye Cumhuriyeti'nin 'İki Numaralı Bayanı'nı -Second Lady- gerçekten seviyoruz. İyi anne ve iyi eş. Merhametli, yardımsever. Sıkı Beşiktaşlı olmasından mutluyuz. Fakat, İsviçre'deki sözleriyle çizgiyi aştı. Ne olursa olsun, bir yabancı ülkenin cumhurbaşkanına 'Yalancı' deme hakkına sahip değil. Önemli uluslararası platformda sadece içten gelen gözyaşlarını dökmekle yetinmeliydi. Dileriz, bu çıkışı son olur. Bölümü 'Dost acı söyler' diyerek tamamlıyoruz.
***
Son günlerde Mehmet Ali Erbil'in Çarkıfelek'teki hali ilginçleşti. Stüdyoda görevli bir kameramandan yardım alarak yaptığı konuşmalara hız verdi. 'Herhalde TRT Şeş'te program yapmaya hazırlanıyor' -İşin şakası- diye düşündük. Hani arada, Doğubeyazıt'ta olduğu gibi 'Abi biz Azeriyiz' cevabı aldığı şişmelerine de tanık olmuyor değiliz.
...
Rap Star'ı izlemekte zorlanıyoruz. Belki de seri ameliyatlardan kafamız fazla gürültülü müziği kabul etmiyor. Rapçilerin Fantezi-Arabeskçi koçları da tuhaf gelmekte. Tam sağlıklı olsak, Öykü Serter ile özellikle Sibel Tüzün'ün göğüs dekolteleri hatırına izleyebilirdik.