AKŞAM GAZETESİ | İ.Hüseyin Yıldız | 2009-02-04
Başbakan'ın Davos'taki çıkışı 'ulusal gururumuzu' okşasa da ekonomide kötü haberler gelmeye devam ediyor. Pazartesi günü İhracatçılar Meclisi ocak ayına ilişkin ihracat rakamlarını açıkladı. Toplam ihracatımız yüzde 27,9 gibi keskin bir düşüşle 7 milyar dolara geriledi. Özellikle de otomotivde tehlike çanları çalmaya devam ediyor. İç talepte de daralma devam ediyor. Sanayi üretimi düşüş eğiliminde, işsizlikte belirgin artış gözleniyor. Deyim yerindeyse yoksulluğa bağlı suçlarda patlama var ve hapishaneler doldu taşıyor. Yine de hükümetin bu krizi, bir biçimde fırsata çevirebileceğini düşünüyorum.
Aralık ayında ihracattaki düşüşü öngörmüş, özellikle de 2009 bütçesinin ihracat beklentisi açısından gerçekçi olmadığını yazmıştım. Bu rakamlar bir kez daha bütçenin gerçekçi bir yaklaşımla revize edilmesi gereğini ortaya koydu. Zannımca bu durum önümüzdeki dönemde de geçerliliğini koruyacak. Bütçe büyüklükleri, ekonomideki karar alıcıların hesap kitap yapmalarında önemli göstergelerdir. Bu büyüklüklerin gerçekçi olmaması sadece belirsizliği artırır. Halbuki şu andaki en büyük sorun ekonomideki belirsizlik ve güvensizlik ortamından kaynaklanmaktadır.
Piyasalara iyimserlik aşılama amacıyla, yerli ve yabancı medya organlarında yer alan afaki iyimserlikler de, dayanaksız kaldıkları ölçüde ters sonuçlar vermektedir. Gelinen noktada hem üreticiler hem de tüketiciler bu gerçekçi olmayan yönlendirmelere kulak asmamayı tercih ediyor. Korkmayın durum iyiye gidecek dendikçe insanlardaki karamsarlık daha da büyüyor. Hatırlarsanız 1994 ve 2001 krizlerinin hemen öncesinde de ekonomi yönetimi aşırı iyimser beyanatlarda bulunmuştu. Balık hafızalı olmakla suçlanan halkımızın hafızası belki de o kadar kötü değildir, kim bilir...
İhracatımızdaki bu daralmanın en önemli nedeni müşterilerimizin önemli kısmını oluşturan gelişmiş ülkelerdeki ekonomik daralma. Bir diğer önemli neden daha var ki bence bu da üzerine düşünülmesi gereken bir konu. Bazı yakın dostlarımızdan ihracatta eften püften nedenlerle malların iade edilmeye başladığını duyuyoruz. Buna da şaşırmamak gerekiyor aslında. Her ülke kriz dönemlerinde doğal olarak kendi üreticisini korumayı öncelikler arasına koyar.
Bu krizin hem ülkemizde hem de dünyada yakıcı sonuçlarından biri de artan işsizlik ve bunun doğurduğu sosyal sorunlardır. Krizin de etkisiyle dünyadaki işsiz sayısı 210 milyona ulaştı. Bu rakama, tarım sektöründeki eksik istihdam sayılarını ve iş aramayacak kadar umudunu yitirmiş olanları da eklemek gerekiyor. Bu işsizlerin ailelerindeki diğer bireyleri de hesaba katarsanız, işsizlikten etkilenenlerin toplam sayısı belki de 700 milyondan fazla. Yani 10 tane Türkiye.
Bu rakamlar gerçekten ürkütücü. Daha da vahimi, işsizliğe bağlı suçlarda yaşanan ürkütücü tablodur. Bazı tahminlere göre dünyada hapishanelerdeki mahkumların ücretsiz veya cüzi ücretlerle istihdam edilmesinden kaynaklanan iştah kabartıcı rant 50 milyar doları bulmaktadır. Piyasa ekonomileri bu iştah kabartıcı rantı bir özelleştirme konusu yapmaktalar.
Düşünebiliyor musunuz trajediyi? Adamı önce işsiz bırakıp suça iteceksin, hapse düştükten sonra da emeğini acımasızca sömüreceksin. Böylece özel sektöre ucuz iş gücü depoları yaratacaksın. Ülkemizde de bu tür uygulamalara sıcak bakıldığı söyleniyor. Buyurun size bir krizi fırsata çevirme kapısı. Her durumdan karlı çıkmada usta Amerika Birleşik Devletleri'nde bu tür uygulamalar uzun yıllardır devam ediyor.
Ülkemizde cezaevlerinin yasal kapasitesi 90 bin civarında olduğu halde 2008 sonu itibarıyla 100 binin üzerinde mahkum toplam 458 cezaevinde bulunuyor. Özelleştirme ustası hükümetimiz eminim ki bu altın fırsatı kaçırmayacaktır. Amerika yapar da biz yapamaz mıyız?