Mehmet- Çektim elimi gayrı, bu dünya hevesinden,
åzad edeyim mürg-i dili, ten kafesinden.
Ey hasta gönül, umma medet son
nefesinden.
åzad edeyim mürg-i dili, ten kafesinden.
Elif-Nedir, bu söylediÄŸin, Allah aÅŸkına?
Mehmet-Tatyos Efendi'nin Hüseyn” ÅŸarkısı, Ahmet Hoca'dan duymuÅŸtum.
Elif- Böyle içi geçmiÅŸ, yavan, anlaşılmaz ÅŸarkıları nereden de bulursun? Sözleri bıkkınlığı, ölümü çaÄŸrıştırıyor.
Mehmet- DoÄŸrusun güzelim. Adam elini dünya hevesinden çekmiÅŸ. Dünya hevesi, gelip geçici bir istek, eskiler maymun iÅŸtahlı insanlara bülheves derlerdi. Dünyaya takılıp, boÅŸ isteklerin oyuncağı olmamalı, bülheves olmamalı.
Elif-Bunu sen mi söylüyorsun? Bir zamanlar ordan burdan öÄŸrendiÄŸin sloganlardan biri 'anı yaÅŸa' deÄŸil miydi? Hani hayat güzeldi? Dünya güzeldi?
Mehmet- Senin güzelliÄŸini görünce birdenbire nevheves bir insan oluverdim! Elbette ÅŸaka, bu sözüm. Dünyayla iliÅŸkimiz heves düzeyinde olmamalı. AÅŸmalıyız hevesi. Derin, yoÄŸun, sebat içinde, anlayan, kavrayan, heyecanlı bir iliÅŸki olmalı. Heves, uçucu, heves gidici, heves devamı olmayan, akıldan, tutarlılıktan uzak bir kavram.
Elif-Görmeyeli epey deÄŸiÅŸmiÅŸsin Mehmet. Ne dersen de, sende heves kalmamış. Bu 'derinlik', bu 'kavrayıcılık', senin yaÅŸlandığını gösteriyor. Anlaşılan Ahmet Hoca'nın yanında fazla kalmışsın!
Mehmet-Seninle on-onbeÅŸ yıl önce ne güzel konuÅŸurduk. Yirmili yaÅŸlarda meraklı heyecanlı çocuklardık. Ahmet Hoca bizi tanıyınca feleÄŸini ÅŸaşırmış, konuÅŸmalarımızdan bir bölümünü kitaplarına almıştı. Sana hem hayran hem aşıktım. Çılgının biriydim o zamanlar. Elbette tattım bu dünyayı. Latince'de sapio fiiline hayranlığım vardır, hem anlamak, aklını kullanmak, bilgece kavrayışa sahip olmak gibi anlamlarının yanında tatmak anlamını da taşır. Kavramak, öÄŸrenmek, düÅŸünmek, lezzetli bir iÅŸtir, tatlıdır. Tadarak düÅŸünmek, düÅŸünerek tatmak : DüÅŸünmenin erotik boyutu özellikle Platon'un Åžölen diyaloÄŸundan bu yana Batı düÅŸüncesinde dile getirilmiÅŸtir.
Elif-İmza: Ahmet Hoca! GitmiÅŸsin sen Mehmet. Görmeyeli epey deÄŸiÅŸmiÅŸsin, olumsuz yönde. PapaÄŸan olmuÅŸ, hocanın sözlerini aktarıp duruyorsun. Bu arada evlendin galiba.
Mehmet-Neden? Evliler gibi mi konuÅŸuyorum?
Elif-Bir ara sözlerinden, medeni durumunu çıkarmaya çalıştım. Sen evliliÄŸe hep karşıydın. Dünya hevesi senin hevesindi.
Mehmet-Merak etmen için medeni durumumu söylemeyeceÄŸim. Sözlerimi anlamıyorsun. Çünkü sen bu ÅŸarkıdaki gönül kuÅŸunu bilmezsin!
Elif- Mürg-i dil.
Mehmet-Gönül kuÅŸunu ten kafesinden kurtararak onu özgürlüÄŸe kavuÅŸturacak, böylelikle tenin geçici hevesinden arınmış olan gönül kuÅŸu, dünyanın ötelerine uçmuÅŸ olacaktır. Gönül kuÅŸu, uçacak uçacak, bizi yepyeni dünyalara götürecektir. Sevgili Elif, bilirim senin gönül kuÅŸun ten kafesinde inim inim inlemektedir. Kurtar onu ten kafesinden.
Elif-Gönül kuÅŸu bu dünyada tenle uçar. Ten, kafes deÄŸildir kanattır. Kendinle çeliÅŸtiÄŸinin farkında mısın? Hem bilme ve tatma aynıdır diyorsun hem de gönül kuÅŸunu teninden ayırarak, onu, ne demekse, ötelere, tensiz dünyalara yolluyorsun. Benim gönül kuÅŸum tenimdeki kalp atışlarıdır. Benim gönül kuÅŸum, tenimi uçuran kuÅŸtur. Hadi senin gibi eski bir sözcük kullanayım: O bir mürg-i bal-ÅŸikeste, kanadı kırık bir kuÅŸ deÄŸildir.Sen gönül kuÅŸunu kafeslemiÅŸsin, tenin kafesine tıkmışsın, ardından da özgürleÅŸtirmeye çalışıyorsun! Gönül kuÅŸunu tenindeki gökyüzünde uçur. Heveslerinin kalıcılığını, derinleÅŸtiÄŸini, saÄŸlam bir yere oturduÄŸunu göreceksin.
Mehmet-Ben ten kafesinden uçurdum kuÅŸumu, öteye. Öte neresi? Tenimdeki gökyüzü! Aynı yere geldik Elif! Galiba ÅŸimdi seviÅŸme vakti!
Elif- İşte ÅŸimdi Mehmet oldun. Terbiyesiz ve küstah!
Mehmet- Gönül kuÅŸlarımız dünya hevesini düÅŸünceye dönüÅŸtürmek için birlikte uçuyorlar. Terbiye ve edep onların kanatlarının ucundadır. Sen bilirsin Elif, gidiyorum ben, bir gün benim tenime dokunmadığın için gönül kuÅŸun senden hesap soracak!
Elif- Benim gönül kuÅŸum, sana gülümsüyor ve güle güle diyor...