AKŞAM | CUMARTESI | 07 ŞUBAT 2009, CUMARTESİ
Yeşilçam'ın en eski set fotoğrafçısı ve mesleğinin duayeni Güngör Özsoy, AKŞAM Cumartesi için genç meslektaşlarıyla buluştu. Türk sinemasının tarihini fotoğraflarıyla yazan Özsoy ve günümüzün dizi ve film sahnelerini donduran Murat Akay, Ziynet Özen, Gökçe Pehlivanoğlu ve Alptekin Öztürk ile set fotoğrafçılığının dünü ve bugününü konuştuk.
En eski sanat dallarından biri... Ama hala ve her şeye rağmen ilk günkü gibi popüler... Çünkü gücünü insanoğlunun yaşadığını kanıtlama güdüsünden ve geçmişle geleceği birleştirme yetisinden alıyor. Günümüzde fotoğraf sanatının pek çok kolu var. Bunlardan en ilginci de kuşkusuz sinema filmleri ve diziler için çekilen set fotoğrafları. Set fotoğrafçılığı, Türkiye'de 50 yıldır var olan ancak son yıllarda fotoğrafı meslek seçmiş gençlerin çok rağbet ettiği bir meslek. Yeşilçam'ın ilk set fotoğrafçısı ve setlerde olmasa da fotoğrafçılık mesleğini sürdüren Güngör Özsoy, bizim için genç meslektaşları Murat Akay, Gökçe Pehlivanoğlu, Ziynet Özen ve Alptekin Öztürk'le buluştu. Ziynet Özen, 'Bıçak Sırtı' ve 'Canım Ailem'; Gökçe Pehlivanoğlu, 'Sağır Oda', 'Süt', 'Issız Adam', 'Kavak Yelleri'; Alptekin Öztürk, 'Hatırla Sevgili' ve 'Avrupa Yakası'; Murat Akay ise 'Takva', 'Barda', 'Anlat İstanbul', 'Güz Sancısı' gibi pek çok diziyle filmin set fotoğrafçısı. İşte Türk sinemasının tarihini fotoğraflarıyla belgeleyen bir duayen ve bugünün arşivini oluşturan gençlerle yaptığımız keyifli söyleşi.
Set fotoğrafçılığına nasıl başladınız?
Ziynet Özen: Gazete fotoğrafçılığından geçtim. Önce bir filmde çalıştım, arkasından da diziler geldi.
Gökçe Pehlivanoğlu: Sinema eğitimi aldım. Sektörün işleyişini görebilmek için bu işe başladım. Bir yandan dizi, reklam, film setlerini gördüm diğer yandan da klipler çektim, farklı çalışmalar yaptım.
Alptekin Öztürk: Ben de sinema eğitimi aldım önce. Sonra televizyonlarda, belgesellerde çalışmaya başladım. O dönemde yönetmen Cemal Şan'la tanıştım. Bir dizi çekmek için Mardin'e gidiyordu beni de çağırdı. Set dünyasına ilk adımı orada attım, set fotoğrafçılığına da...
Murat Akay: Ağabeyim fotoğrafçı; çocukluğumdan itibaren onun dükkanında yetiştim. Sonra bir set fotoğrafçısının yanında çalışmaya başladım. Fotoğrafın diğer alanlarında da çalıştım ama dramaların fotoğraflarını çekmek eğlenceli geldi ve bağımlılık yaptı.
Güngör Bey siz Yeşilçam'ın ilk ve en eski set fotoğrafçısısınız. Siz nasıl başladınız?
Güngör Özsoy: 1960 yılına kadar fotoğrafla amatör olarak ilgileniyordum. 60'lı yıllarda fotoğraf tutkum ağır basınca magazin muhabiri olarak gazeteciliğe başladım. Set fotoğrafçılığına ise Suat Yalaz'ın 1965'te çektiği 'Karaoğlan' filmiyle başladım. Ardından da Ertem Eğilmez'in davetiyle Arzu Film'e geçtim ve burada 15 yıl fotoğraf direktörlüğü yaptım.
BEDENİ DEĞİL BEYNİ YORUYOR
Diğer set çalışanlarına göre daha rahat koşullarda çalışıyorsunuz değil mi?
A.Ö: Setlerde çok ağır işler yapan insanlar var. Ama bizim işimiz de farklı bir zaman ve emek gerektiriyor. Fotoğraf belki bedeni çok yormuyor ama beyni çok yoran bir iş.
G.P: Kameranın sürekli yanında olmalıyız. Çünkü görüntü yönetmeninin çektiğine yakın bir şey fotoğraflamaya, filmden bir kare yakalamaya çalışıyorsun. Dergilere, gazetelere o kare yansıyacak ve filme veya diziye dair tek done o olacak...
M.A: Setin en az çalışan insanı olmayı kesinlikle kabul etmiyorum. Gerçekten çok çalışıyoruz.
A.Ö: 'Hatırla Sevgili' için 60 binden fazla fotoğraf çektim mesela...
M.A: 'Güz Sancısı'nda insanüstü bir performans sergiledim. 2 bin 200 fotoğraf çıkardım o setten.
G.Ö: Sen film çekmişsin! Benim o zamanlar çektiğim 200-250 kareyi asla geçmezdi. Ama 24 saat çalışırdık; sabah 6'ya kadar bir iş için 6'dan sonra başka bir film için. Yine de az çalışıyormuş gibi görünürdü. Bir gün Arzu Film'de çalışırken Ertem Eğilmez'in ortağı Nahit Bey geldi; 'Sen böyle oturarak mı para kazanıyorsun' dedi. Meğer şaka yapıyormuş ama ben çok kızdım tabii... Aradan birkaç gün geçti, yazıhanesine gittim. Baktım Nahit Bey odasında bir işletmeciye çektiğim fotoğrafları gösteriyor ve 'Bakın ben işte böyle film çekiyorum' diyor. Yani benim sette çektiğim fotoğraflarla filmi satıyor. Adam gitti; 'Nahit ağabey hayırlı olsun, anlaşma yaptın galiba' dedim. 'Evet' dedi. 'Filmini sette bedava para kazanan Güngör Özsoy'un sayesinde sattın yani' dedim. Set fotoğrafçıları bedavadan para kazanan kişiler gibi görünüyor ama bizim işimizi herkes yapamaz. Set fotoğrafçılığı özel bir yetenek ister. Bu işin en önemli kısmı sevmek.
Z.Ö: Sevmek önemli. Çalışma koşulları ve mesai saatlerine baktığınızda set fotoğrafçılığı zor bir iş. 60 kişilik bir ekibe fotoğrafçı olarak dahil olmak her fotoğrafçının yapabileceği bir şey değil. Herkes zorlu çalışma saatlerinden şikayet etse de kimse setten kopamıyor çünkü set çalışanlarının hayatı çok farklı. Kaç kişi TEM Otoyolu üzerine kurulmuş masalarda akşam yemeğe yemiştir ki bugüne kadar? Bunu ancak film setinde çalışan biri deneyimleyebilmiştir.
ÇEKİP KAÇIYORUZ!
Bu yoğun tempoda, herkes bir iş için koşuştururken siz fotoğrafları nasıl çekiyorsunuz?
G.P: Sette rahat çalışmak için özellikle reji ve kamera ekibini rahatsız etmeden, hiç kimsenin dengesini bozmadan, kablolara takılmadan ani hareketlerle ve hızlı bir şekilde kaçabilmeyi bilmek gerek. Bazen de kameranın nereden çekebileceğini önceden sezmek ve provalarda, kamera daha yerleşmeden senin o açıyı belirlemen gerekiyor. Bu da bir set fotoğrafçısının sahip olması gereken yetilerden en önemlisi.
Sizin bulduğunuz kamera açılarını çaldığı oluyor mu yönetmenlerin?
G.P: Çok...
A.Ö: Ben çok gördüm 'Çekil oradan kamerayı kuracağız' dediklerini (gülüyorlar).
G.P: Bir görüntü yönetmeni arkadaşım şunu söylemişti: 'Set fotoğrafçıları doğru açıyı her zaman daha rahat bulur çünkü sette rahat hareket edebilir'
G.Ö: Benim için de 'Güngör'ün kamerayı kurduğu yer, en iyi yerdir' derlerdi.
Bu zorlukları aşmak için yöntemleriniz var mı?
M.A: Herkesin kendine göre teknikleri vardır tabii (gülüyor). En çok setin ilk günü tedirgin oluyorum.
G.Ö: Adapte olamıyorsun değil mi?
M.A: Evet. O yüzden de ilk gün sadece izliyorum. Siz analog çalışıyordunuz değil mi?
G.Ö: Evet.
M.A: Kendiniz mi yıkıyordunuz filmleri?
G.Ö: Tabii baskısını da ben yapardım. Benim sette yaptığım vazife bir o değildi ki. Magazin muhabiri olarak çalışıyordum. Set fotoğrafçılığı, kamera asistanlığı yapıyordum ve laboratuar fotoğraflarını yapıyordum. Sinemalar için hazırlanan afişleri de basıyor, sinema kapılarına konacak fotoğrafları ben asıyordum. Türk sinemasında pratik olmak çok önemliydi. İmkansızlıklardan çok şey öğrendik.
M.A: O imkansızlıklara katlanmak işi ve çalıştığın ortamı sevmekle alakalı biraz da... Ziynet'in çalıştığı setten sergi çıkarması gibi...
n 'Bıçak Sırtı' dizisiydi değil mi?
Z.Ö: Aslında başta sergi açma niyetim yoktu. Ancak işin ortalarına doğru çok güzel kareler çıktı ve bunları paylaşmak istedim. Eğer bir sette fotoğrafçıysan Nejat İşler'i kaldırımda uyurken, Fikret Kuşkan'ı tıraş olurken, Uğur Yücel'i senaryo ezberi yaparken fotoğraflayabiliyorsun.
Bu işe uzun yıllar devam edecek misiniz?
G.P: Bu benim için bir dönem. Daha sonra yine yönetmenliğe doğru kaymak istiyorum.
A.Ö: Ben çok devam etme taraftarı değilim ama iyi birkaç filmde daha çalışmak istiyorum.
M.A: Ben de çok istemiyorum. Ama sinema filmlerinde sonsuza kadar fotoğraf çekebilirim.
Güngör Bey siz çalışır mısınız set fotoğrafçısı olarak teklif gelse?
G:Ö: Yok yapmam, zaten beni de çağırmazlar; çok para isterim!
50 yıldır hiçbir şey değişmemiş
Yeşilçam'da çalışmak zor muydu Güngör Bey?
G.Ö: Şartlar zordu tabii. İmkanlar sınırlıydı. Yapılan hiçbir şey doğru dürüst yapılmıyordu.
A.Ö: İşte o mantalite hiç değişmedi, hala aynı.
G.Ö: Farkındayım. Geçtiğimiz aylarda Ziynet'le tanıştıktan sonra 'Bıçak Sırtı'nın dizi setine gitmiştim, gördüm.
Z.Ö: Güngör Hoca tam 25 sene sonra bir sete geldi. Ekip arkadaşlarımızın ilgisi de çok oldu. Hocam hep onların tanıdıkları usta isimlerle çalışmış.
G.Ö: Gördüğüm kadarıyla o günden bugüne pek bir şey değişmemiş. Ancak makineler değişmiş, imkanlar daha fazla, bu hoşuma gitti. Eskiden kameramanlar iki metre kablo için göbek atardı, şimdi özel jeneratörler, ışık teşkilatı var.
Görmedim, duymadım, bilmiyorum
Set fotoğrafçılarının setteki tüm dedikoduları bilip çok ketum davrandıkları söyleniyor. Buna ne dersiniz?
M.A: Görmedim, duymadım, bilmiyorum (gülüyor).
G.P: Set fotoğrafçılığının en keyifli yanlarından biri de ekipteki herkesle iletişim kurabiliyor olmak. Amaç dedikodu toplamak olmasa da set hazır olana kadar olan boş zamanı bu şekilde değerlendirip herkesin dertlerini dinleyebiliyorsunuz. Ama bazı setlere her gün gitmediğimiz için bazen gündemden geri kalabiliyoruz bunu da hesaba katmak lazım (gülüyor).
Z.Ö: Her günümüz orada çalışan insanlarla geçiyor. Bir süre sonra onlarla aile gibi oluyoruz. Her gün 15-16 saat yüzünü gördüğümüz insanların özel hayatına saygı gösteriyoruz.
Dünyayı Kurtaran Adam'ı çekmek isterdik
Güngör Bey gibi Yeşilçam'da çalışma şansınız olsaydı hangi filmleri fotoğraflamak isterdiniz?
A.Ö: Metin Erksan'ın 'Sevmek Zamanı'.
M.A: Ben fantastik filmlerde çalışmak isterdim.
G:P: Evet ben de. 'Dünyayı Kurtaran Adam', 'Killing' gibi filmlerde.
Peki, yaptığınız işin Türkiye'deki ilk ismi ve duayeniyle tanışmak neler hissettirdi size?
G.P: Arşivini görünce yaptığımız işin ne kadar keyifli olduğunu bir kez daha hissettim. Ama bir yandan da o kadar yılda pek fazla şeyin değişmediğini gördük.
A.Ö: Yalnız değilim, bir kere bunu öğrendim. İnsan ister istemez Hoca'nın işlerine bakıp 'Vay be! 50 yıl sonra ben de böyle olabilirim' diyor.
M.A: Güngör Hoca tam bir arşivci. Bu da benim düşüncemi doğruladı, arşiv gerçekten de fotoğrafçının sermayesi, hayat sigortasıymış.
Güngör Özsoy'un Yeşilçam'ı
Bizim zamanımızda fotoğraflar filmi satmak amacıyla kullanılırdı. Filmi işletmecilere anlatabilmek için benim çektiğim fotoğrafları gösterirlerdi. Bu yüzden de filmin bütün sahnelerinde sette bulunmak mecburiyetindeydik.
Fotoğrafçılıkta ustam ünlü kameraman Kriton İlyadis'tir. Kriton İlyadis'le 35, Ertem Eğilmez'le 40 filmde çalıştım. Arzu Film'de 80 filmde yer aldım. Şu anki sinema kariyerime bakarsak en az 100 filmde set fotoğrafçılığı yaptım.
Biz Karaoğlan, Malkoçoğlu gibi hareketli filmlerde çekim sesli olmadığı için çalışabiliyorduk. Ayrıca beğendiğimiz mizansenleri tekrar yaptırıp çekerdik. Cüneyt'le (Arkın) çalıştığım filmlerde çektiğim fotoğrafların öyleleri vardır ki, 20 karenin 18'inde Cüneyt havadadır.
ÖZLEM KÖYOĞLU