Enver AYSEVER tarafından DİSK Başkanı Süleyman ÇELEBİ ile yapılan röportaj

AKŞAM 01 ŞUBAT 2009, PAZAR

Çalışıyor görünen de işsiz kaldı

YOLDAYKEN....
Ülkemizdeki işçi hareketinin tarihi acılarla doludur. İşçi önderi olmak güçtür. Sendika başkanlarının katledildiği bir coğrafyada, işçinin sözcülüğünü yapmak cesaret işidir. Bu süreçte DİSK Genel Başkanı'yla söyleştik. Süleyman Çelebi ağır bir yükü taşıyor. İsmi büyük, ancak gücü yasalarla, darbelerle sınırlandırılmış bir işçi hareketinin önderi. Üstelik bu coğrafyanın geleneğinde daima öteki sayılmış bir sol hareket bu! Adı sendika olan ama işçi hareketiyle ilgisi olmayan pek çok kurumla savaşmak da bir başka güçlük. Başkan uzak yoldan geldi buluşma yerimize. Gülümsüyordu. İnançlı ve dirençliydi. Her yerde iktidara karşı yüksek sesle konuşma gereği duyuyordu bugünlerde. Geçmişe dayanan tanışıklığımız içten söyleşmemizi sağladı.


İşten çıkarılan da ağlıyor işinin başında kalan da
Küresel krizin kendini iyiden iyiye hissettirdiği bir dönemde DİSK Başkanı Çelebi, yaşananları yorumladı. Ona göre işsiz kalanın yanında, ücretsiz izne çıkartılanların sayısı azımsanmayacak oranda. İşten çıkartılan da ağlıyor, iş başında kalan da. Mağdurun olması hükümeti mutlu ediyor. Hatta başbakan 'vatandaşın' fakir olanını seviyor
Kriz?   Ülkemizdeki kriz uluslararası krizden çok daha önce başladı.  Bir yıl önce işsizlik, yoksulluk tehlikesini söylediğimiz zaman, başbakan, 'felaket tellallığı yapıyorsunuz' demişti. '500 bin kişi işsiz kalacak diyoruz, 'Bu sendikacılar abartıyor' deniyor, sonra işsizlik oranı artıyor. Asıl görünmeyen şu: İşten çıkarılanlar, kayıt içinde olup bildirilenler var; bir de, şu anda iş akdi feshedilmemiş, üç-dört aydır ücretsiz izinde olan ama işsizlik sigortasından yararlanamayan işçiler var! Sayın başbakan 'kriz psikolojik' dedi. Psikolojik olan nedir? Geçtiğimiz günlerde Pirelli fabrikasından çıkarılan işçilerin yaşadıklarıdır. İşten çıkarılan da ağlıyor, işinin başındaki de! Bu küçük bir fotoğraf. Türkiye'nin farklı bölgelerine gittiğinizde bugün birçok işyeri kapanmıştır. Çalışanlar açlığa ve yoksulluğa terk edilmiştir.

Başbakanın tutumu nasıl?
Krizi fırsata çevireceğiz diyen bir başbakan var. 'Ben halkımızın fakir olanını severim. İşsiz olanını, yoksul olanını severim' diyen bir başbakandan söz ediyoruz. Niye sever? Sayın başbakan sadaka kültürünü yaygınlaştırıyor 'Bizim inancımızda sadaka var' diyor ve kendisine bağımlı bir seçmen yapısı oluşturuyor. Ne kadar muhtaç varsa ve bu vatandaş kendine ne kadar bağımlı hale gelirse, iktidarda kalma gücü o kadar artıyor.

Başbakan bu süreci sosyal devlet olarak tanımlıyor
Başbakanın sosyal devlet dediği sadaka kültürü. 'Size erzak da dağıtırım kömür de, ama almanız için bizi hükümet yapmanız gerekiyor!' Biz başbakanla bunu 3 yıl önce Ramazan'da İş-Kur Genel Kurulu'nda konuşmuştuk. 'Sadaka kültüründen, insanların Ramazan çadırları önünde kuyruklar oluşturmasından Türkiye utanç duymalı' dedim. Sayın başbakan da kürsüden demiştir ki; 'Bu bizim oksijen çadırımız!  O zaman ben de; 'Bu Türkiye'nin yoğun bakımda olduğunun işaretidir', dedim. Sayın başbakanın oksijen çadırı olarak adlandırdığı çadırlar sadaka toplumuna dönüşmüştür. 

Patronlar fırsatçılık yapıyor mu?
İki türlü patron profili var Türkiye'de. Biri gerçekten krizi kullanarak, özellikle toplu iş sözleşmesinin olduğu, reel olarak ücretlerin ve kıdemlerin yüksek olduğu yerlerde işçi çıkartıyor. Daha düşük ücretlerle işçi çalıştırmaya başlıyor. Örneğin kriz sürecinde Akbank'ta 1400 kişi işten çıkartıldı. Çıkartıldıktan sonra Akbank'ın banka karına baktığınızda, karının 14'te birini bu işçilere aktarsaydı sorun olmayacağı görülüyor. Ama planladıkları kar oranları var. Son haftalarda şunu duyduk, yaklaşık 5 bin kişi o bankada istihdam edilecek. 50 yeni birim açılacağı söyleniyor.

ARJANTİN'DEN KÖTÜ BİR NOKTAYA GELEBİLİRİZ
İşçinin bıçak kemiğe değdi, dediği anda tavrı ne olur?
Başka bir yaşam şansı verilmiyorsa insanlara, bütün umudunu da kaybediyorsa işte bu  tükendiği nokta da yaşama hakkı için her türlü yol ve yönteme başvurabilir. O noktaya gelinmeden önlemler alınması gerekir.
Arjantin'den daha kötü bir noktaya gelebiliriz. Sosyal krize neden olabilir. Toplumun ekmeği, aşı ve yaşam hakkı elinden alınmazsa bunlar olmaz.

IMF anlaşması tedbir midir?
Hayır. Bu şimdiye kadar iş çevreleri ve piyasa için umut pompalayan bir şeydi. Ama bu saatten sonra IMF'nin Türkiye'ye yapabileceği bir şey yok. Borç alıyorsunuz, fazlasıyla ödüyorsunuz. Önlem gerekli.

Mesela?
45 saatlik çalışma süresini 44'e çektiğinizde, 126 bin işçiye istihdam alanı sağlanır. Türkiye'de çalışma süresi 13-14 saat olan yerler var. Bizde asgari ücret, çalıştığın saatle alakalı değildir. Hep üretim diyoruz ya, eğer talep yoksa bu kadar hammaddeyi, bu kadar biriken malı ne yapacaksınız? Bu toplumu işten atarak sorunu çözemezsiniz! Arz-talep oranını dengeleyecek şeylere de ihtiyaç var.

Dünya mecburen solculaşıyor mu?
Dünya, uygulanan neo-liberal politikaların bittiğini görüyor. Atatürk'ün başlattığı karma ekonomi sistemi doğruydu. İçinde devletçiliği de, özel sektörü de barındırıyordu. Başbakan; 'demokrasiyi bile özelleştirmek lazım' diyor. Ezberciler hariç diğerleri artık bunu sorguluyor. Fransa'da kamulaştırma yeniden gündeme geldi! İngiltere yapıyor, yani liberallerin şahları başka bir model arayışında. Çünkü bu sistem iflas etti.

HAK-İŞ AKP'NİN YANDAŞI VE İŞBİRLİKÇİSİDİR
Türkiye de sendikalar bir yumruktur diyebilir miyiz?
12 Eylül döneminde Türkiye'nin nüfusu 44 milyon, sendikalı aktif işçi sayısı 2 buçuk milyon. Bugün nüfus   70 milyon, sendikalı aktif işçi sayısı 800 bin kişi. Sendikalar, devletten, siyasi partilerden ve sermayeden bağımsız olmalıdır. Bunu tüm sendikacılar söylüyor, bu gerçekten böyle midir? Değildir. Böyle olsaydı krize karşı ortak mücadeleyi alanlara taşımış olurduk. Hak-İş, AKP danışmanlığını yapıyor. AKP'nin tüm uygulamalarını onaylıyor ve meşrulaşması için içeriden rehberlik yapıyor.

Neden yapıyor bunu?
Siyasi ve ideolojik bakışları bu! Türk-İş'i de net yorumlamam gerekiyor. Eski genel başkan döneminde bir iki olay oldu. Salih Kılıç döneminde de bir-iki tavır ortaya konuldu ve bir hafta içinde Orman-İş Sendikası'ndan 30 bin kişiyi baskıyla Türk-İş'ten kopararak Hak-İş'e üye yaptılar. Baskılar, sürgünler... Böylece refleksi yavaşladı Türk-İş'in!

Türk-İş?
Kongrede Sayın Kumlu kazandı. Müdahaleler olduğu söylendi. Türk-İş Genel Sekreteri ve Tek Gıda-İş'in Genel Başkanı Mustafa Türkel özelleştirmeye karşıdır. Tekel fabrikasının özelleştirilmesine karşı mücadele etti. Gösterdiği tavırdan dolayı bu sefer Tek Gıda-İş sendikasına milletvekillerinden, bakanlardan baskı geldi. Hak-İş devreye sokuldu. Hak-İş tam bir işbirlikçidir. Çaykur'da bütün belediye başkanları ve milletvekilleri devreye girdi. Hak-İş'e üye olunması için baskılar yaptılar.

Yeni başkanın tavrı tartışılıyor?
Son operasyonlara karşı Türk-İş Genel Başkanı net bir tavır ortaya koydu. Ancak işçilerin atıldığı, yoksulluğun arttığı, ücretlerin düştüğü bu dönemde bir araya gelme imkanını yeni yakaladık. Ortak miting yapacağız. Ama Hak-İş'i buna katmak mümkün değil. Tam tersi Hak-İş bu tür ortak eylemleri sulandırmak için elinden geleni yapar. 1 Mayıs'ta yaşananlar bu sebeptendir. Hak-İş'e böyle bir rol veriliyor. Memur-Sen  %400 oranında büyüdü! O da hükümetin yanında yer alıyor!

Peki, size ne yaptılar?
Başta Sendikal Konfederasyonlar olmak üzere sivil toplum kuruluşlarını ele geçirme çalışması var. Bütün yapıları kendilerine göre biçimlendiri-yorlar. 'Bizden ol' diyorlar. 60 kadar belediyede bu sorunlar var. Mamak Belediyesi'nde iki tane AKP'li belediye meclis üyesini çağırdılar. Bu arkadaşlarımız DİSK üyesidir. 'İstifa edin', dediler. Arkadaşlar 'DİSK bize çok tarafsız baktı, haklarımızı korudu' dedi. AKP'li oldukları halde o iki kişiyi işten çıkardılar. Sonra 20 işçiyi daha çıkardılar. Ortama 1250 TL maaş alan belediyede çalışan bir işçi siyasal ve sendikal tercihlerinden mi vazgeçer yoksa ekmeğinden mi?

1 Mayıs'ı Taksim'de kutlamaya kararlıyız
1 Mayıs'ta ne olacak?
Bu DİSK'in değil, Türkiye'nin namus meselesi. 1976 öncesi kitlesel 1 Mayıs kutlamaları yoktu. Kolay gelinmedi buraya. Nazım Hikmet'ten Yaşar Kemal'e kadar emekten yana dostlar   1 Mayıs'tan üç-dört gün önce içeri alınır ve 1 Mayıs'tan üç-dört gün sonra bırakılırdı. DİSK öncülüğünde ilk kitlesel kutlama 1976'da gerçekleştirildi. 1977-78 yine öyle ve ardından sıkıyönetim, darbe. Bu rövanş değil.

Taksim ısrarı niye?
Dünyanın her yerinde bu kutlamalar şehrin en merkezi yerlerinde olur. Taksim'de 37 tane arkadaşımız öldü. Onların anısına saygı olarak da Taksim'de kutlamak istiyoruz.

Önlemler bu seneki gibi olursa ne olacak?
Kararlılığımızı hiç yitirmedik.  1 Mayıs öncesi nasıl bir AKP vardı insanların önünde; demokrat! O gün nasıldı?

Nasıl bir AKP ortaya çıktı?
Muhafazakar, baskıcı bir AKP! Benim deyimimle ceberut bir AKP.  Bazı kesimlerin demokrat diye tanımladıkları baskıcı AKP. Mağdur değil, mağdur eden bir AKP ortaya çıktı. İşçiler  1 Mayıs'ı Taksim'de kutlamazsa, rüştünü ortaya koyamaz. 2009'da Taksim'de olacağız dedik, o iradeyi koyduk!

Geçtiğimiz 1 Mayıs?
Sıkıyönetim koşullarından daha kötü koşullarda, bir Madımak'ı da DİSK binasında yaşadık! Ölen olmadı ama o bina çökebilirdi. Soğukkanlı, sorumlu davranmasaydık bunlar olabilirdi. Taksim'e barış içinde çiçeklerle çıkmak istiyoruz, kavga günü değil, orası zıtlaşma çatışma yeri değil! Buluşma, dayanışma ve mücadele yeri.

Bu yıl için hazırlıklarınız var mı?
 1 Mayıs'ı kutlamak için Avrupa işçi sınıfının sendikal önderleri Türkiye'ye geliyor. Her ülkenin konfederasyonunu temsilen ve Avrupa Parlamentosu'ndan da temsilciler katılmak istiyor. Engellerler mi? Bunu bir barışçıl demokratik ortam içerisinde kutlar mıyız? 1 Mayıs'ı biz Taksim'de kutlayacağız. Bunun bazı bedelleri var tabi, demokrasiyi elde etmek kolay değil.

CHP üç büyük kentte  tam 12'den vurdu!
İstanbul'da Kılıçdaroğlu, İzmir' de Kocaoğlu, Ankara'da Karayalçın. Destekleyecek misiniz?
Biz her seçimden önce tavrımızı belirler ve bunu kamuoyuna duyururuz. Gelene ağam, gidene paşam diyen bir örgüt değiliz. Devletten, siyasi partilerden bağımsızız ama siyasette fikrini ortaya koyan bir örgütüz. Biz sol  siyaset tercihine sahibiz. Sosyal demokratlar üç büyük şehrin belediye başkanlıklarını alamadıkları sürece iktidarda olmayı dile getirmemeleri gerekir. Üçünü de alması lazım. Üç aday da  gerçekten dürüstlüğünden, kimliğinden, kişiliğinden emin olduğumuz kişilerdir. Üçü de Türkiye açısından çok önemli ve gerekli isimlerdir. Desteğimiz üçüne, ama takdir edersiniz ki kurullarımızı toplayıp kararımızı vereceğiz. Ama Eskişehir'de DSP'nin adayı olan Büyükerşen'e de aynı açıdan bakıyoruz. CHP üç ilde 12'den vurdu. Üç kent için çıkarılabilecek en iyi adaylardır.

Bu seçim tüm CHP'nin sosyalist renklerle buluştuğu bir seçim olabilir mi?
Bu onun tek göstergesi değil. Bu üç aday etrafında bir buluşma olur ama bu CHP vitrininde aday olan diğer il ve ilçelerdeki adayların tamamı için bir buluşmayı sağlamaz.

Bu adaylar CHP'nin rotasını değiştirme konusunda bir iklim yaratabilir mi? Seçilirlerse Baykal'ın merkez sağa çeken politikasını sola çevirebilirler mi?
İklim yaratabilirler eğer seçilirlerse. Bunu yapmak isterler ama etkili olamazlar! Keşke böyle olabilse, ama bir değişim  rüzgarı başlar mı bu zor görünüyor; sosyal demokrasi yeniden umutlanır mı? Bu süreç hem adaylar ve hem de sola, emekçilere ve sosyal demokrasiye bakışlarıyla ortaya çıkacaktır.

Türkiye'nin sol arayışı CHP ile giderilemezse bu konuda öncülüğü kim yapar?
Bu arayış solda hep vardır ve devam edecektir. Türkiye'nin gerçek rotasına oturması için halkın benimseyeceği emekten yana demokrasiyi içselleştirmiş bir sol, sosyal demokrat partiye gelecekte daha çok ihtiyaç var. Seçimin denkliğinden mevcut adaylar üzerinde kısmen mutabakatlar oluşmuştur. Dilerdik ki toplumu mahkum psikolojisine sokmadan, zorunluluktan değil umutla içtenlikle tercihlerini kendilerini yönetecekleri adayları belirleyebilselerdi. Solun böyle bir buluşmaya ihtiyacı var.

ENVER AYSEVER

 

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3