Ahmet İnam ahmet.inam@aksam.com.tr

kategori2

Türkiye'nin en büyük meselesi

Türkiye'nin en büyük meselesi nedir Hocam?     -Anlam ve mana meselesidir, Kazım.
-Bu ikisi de aynı anlama gelmiyor mu Hocam? Neyse, anlatırsın herhalde senin böyle pek fazla antikalılıkların vardır. Ama Hocam gel de insaf et, bu kadar ekonomik, bu kadar siyasal, bu kadar kültürel sorun varken... Gerçekten de siz ayakları yerden kesik, başka bir gezegende yaşayan, fildişinden  kulesine  sıkışmış, 'tuhaf' bir insansınız. Bir de size 'düşünür' diyorlar...
-'Düşünmez' desinler Kazım! Bir sevgili Bakan ağabeyim benim için vaktiyle 'hayalcinin teki'dir, demişti.
-Az bile söylemiş.
-Kazımcığım bu söze karşı ben de derim ki:
Nice hayalciler görür de ar ederim
Hayalci olmakla iftihar ederim
-Bu sözler eşekler için söylenmiyor muydu Hocam? Hayalcilere nasıl söylersiniz?
-Ha hayalci ha eşek, ne fark eder Kazım?
-Eşekler hayal kurmaz Hocam.
-Neden, biliyor musun? Hayata biz insanlar gibi anlam veremezler de ondan.
-Vardır onların da kendilerine göre bir anlamları herhalde, be Hocam.
-Bu konuya şimdilik girmeyelim. Şunu söyleyebilirim: Bütün canlıların, giderek bütün var olanların bir anlamı olsa gerek. Biz insanlar evreni başka türlü algılayamıyoruz. Bizim kültürümüzde eskiler buna sebeb-i hikmet derlerdi: Her şeyin bir sebeb-i hikmeti  olduğunu düşünürlerdi. Sinir sistemleri, beyinleri gelişmiş canlıların varlığı algılayışlarında bir anlamıyla anlam vermenin hep gerçekleşiyor olduğunu düşünebiliriz. Eşek de dürtüleri doğrultusunda, renklerin, kokuların, seslerin, dokunmaların, tatmaların oluşturduğu kendi çevresi içinde, bir çeşit anlam düzeninde yaşıyor olsa gerek.
-Bu anlattıklarınıza pek anlam veremedim.
-Kazımcığım, konuştukça bu sözlerin anlamları oturacak yerlerine. Şimdilik, belirsizliklere tahammül et. Sen 'düşünür' ben 'düşünmez' isem eğer, bunca yıllık birlikteliğimizde, düşünmenin belirsizliklere tahammül ederek yürütüldüğünü anlamalıyız. Belirsizliklerin üstüne gitme, ancak böyle bir tahammülle gerçekleşir.
-Hocam, kusura bakma, Descartes üstadın açık seçiklik talebini unutur gibisin. Sonra, seninle dostluğumuzun ancak bir aylık geçmişi var.
-Peki Kazım, çok eskilere dayanan bir dostluğumuz var gibi geldi bana. Kartezyen itirazına tahammül edip sesimi çıkarmıyorum. Gün gelir bu konuları konuşuruz. Benim Türkiye'nin en büyük meselesiyle ilgili savıma gelelim: Çektiğimiz sıkıntılar, giriştiğimiz kavgalar, birbirimize, hayata verdiğimiz anlamlarla, bu anlamların çatışması, paylaşılmasıyla ilgili. Örneğin, demokrasi, cumhuriyet, kadın erkek, dindar, dindar olmayan, bizden olan, bizden olmayan... Bu kavramlara verdiğimiz anlamlarla birbirimizi seviyor, birbirimize düşman oluyor ya da kayıtsız kalıyoruz.
-Sevgili Hocam, yaşam bir kavga. Kavga ediyorsam hayata verdiğim anlam bu doğrultuda yürüyor: Örneğin, herkesi düşman görüyorum. Söylemek istediğim şu: Önce anlam yok, önce yaşam var, hayatta kalma kavgası var, yaşamı belirleyen işte bu sahici koşullar... Sen (kusura bakma önce size siz deyip sonra sene geçiyorum!) galiba oldukça idealist bir gözlükle bakıyorsun soruna. Örneğin karnı aç olan insanın yiyeceğe verdiği anlamla tok olan birinin verdiği anlam aynı mıdır?
-Koşullar anlamları, anlamlar da koşulları etkiliyor, elbette. Türkiye için bir örnek vereyim: 'Vatan' , 'ülke' sözcükleri ne ifade ediyor bu ülkede yaşayanlara? Bu anlamlar hangi koşullar sonucu oluşmuş insanların kafalarında? Yoksa bu insanlar içinde bulundukları koşullara bu anlamlarla mı bakıyorlar? Bu anlamlar, yüzyıllar öncesi bir geçmişten eğitim yoluyla aktarılıyor olmasın? Bu eğitim yalnızca okullarda verilmiyor, aile içinde, insanlar arası yüz yüze ilişkilerle, medya yoluyla, kültürle bir biçimde aktarılıyor. Türkiyede sorun, anlamların sorgulanmamasındadır. Ezberliyoruz, düşünmüyoruz. Aklımız sıra açıklık arıyor, önceden koyulan tanımlarla yürüyoruz. Bu tanımlar, körü körüne sahip olduğumuz tanımlardır. Belirsizliklerden korktuğumuz için, tez elden, önceden belirlenmiş tanımlarla yürümeye kalktıkça, o tanımları yeterince anlayamadığımızdan dolayı, düşünemiyoruz üzerlerinde. Bize dayatılmış anlamlarla yürüyoruz. Bu yüzden sağlıklı iletişime giremiyoruz.
-Peki Hocam, bu attığın nutukla benimle sağlıklı iletişime girdiğimi mi sanıyorsun?
-Kazımcığım, özgür bir birey olarak buna sen karar vereceksin.

Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3