Mehveş Evin mehves.evin@aksam.com.tr

kategori2

Hukukun üstünlüğü mü? Hadi canım!

Dün, Uğur Mumcu'nun katledilişinin 16. yılı doldu... Geçen sürede suikast hala aydınlanamadı, ancak Ergenekon soruşturmasıyla birlikte yeni iddialar ortaya atıldı: Sanık Ümit Oğuztan'ın ifadesine göre, usta gazeteci, Talabani'ye gönderilen silahların peşinde olduğu için öldürüldü. Mumcu'nun arabası bombayla havaya uçuruldu ama deliller hala sır.


Yarın, 2 yıl önce öldürülen Hrant Dink davasının duruşma günü. Dink cinayetinin de Ergenekon'la bağlantılı olduğu iddiaları var. Ancak Dink davasının asıl açmazı, jandarmasından emniyetine, pek çok kamu görevlisinin sorumluluğu ve ihmalinin tespitine rağmen konuyla ilgili henüz somut bir adım atılamaması. Üstelik bu ciddi iddiaları devlet de onayladı: Başbakanlık Teftiş Kurulu raporuna göre Trabzon ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevlileri görevlerini yapmadı.... TBMM İnsan Hakları Komisyonu raporunda ise Hrant Dink'in öldürüleceğinin tüm kolluk birimleri tarafından bilindiği ve hiçbir önlemin alınmadığı belgelendi.
Peki nasıl oluyor da bu kadar ciddi iddiaya, Başbakan'ın altında imzası olan tespitlere rağmen söz konusu devlet görevlileri, halen görevlerini sürdürebiliyor ve yargılanamıyor?

KAMU GÖREVLİLERİ YARGILANMALI


Cevap, 4483 sayılı 'Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması'yla ilgili kanunda. Bu kanuna göre kamu görevlileri hakkında inceleme başlatılmış olması, bu kişilerin mesleki yaşamlarında herhangi bir değişiklik yaratmıyor ve görevlerine eskisi gibi devam edebiliyorlar... Süreçte sorumluluklarını gizlemek için sahte evrak düzenleme, olası tanıkları etkileme gibi fiilleri gerçekleştirmelerine engel olacak (görev yerini ya da makamını değiştirme gibi) bir önlem de alınmıyor. Dolayısıyla kamu görevlileri yaptırım tehdidi hissetmiyor, inceleme süreçleri de sonuçsuz kalıyor. Ceza kanununda düzenlenen suçları işleyip işlemedikleri de idarenin memurlarınca yürütülen incelemelerle değil, ancak cezai soruşturmalarla ortaya çıkarılabiliyor.

Dink ailesinin avukatları, bu nedenle cinayet öncesi ve sonrasındaki sürecin bir bütün olarak ele alınıp, ana davayla birleştirilmeden bir sonuca ulaşılamayacağı konusunda ısrarlı...

'Hukuk devleti' olmakla ilgili nutuk atmak en kolayı. Ergenekon'daki 'yersiz' gözaltılar tartışılıyor ama sokak ortasında öldürülen bir insanla ilgili somut tespitler araştırılamıyor. Bu nasıl bir mantık? Hukukun üstünlüğünü savunmak bu koşullarda nasıl mümkün? Eğer gerçekten iddia ettiğimiz gibi adalete bu kadar tutkuyla bağlı bir toplumsak, o zaman rütbesi, makamı ne olursa olsun, her devlet görevlisinin adilce yargılanabilmesinin yolunun açılmasını savunalım.
Yoksa devlet, cinayetin sorumluluğundan kurtulamayacak...

Yoksa her yıl, suikasta kurban giden insanlar için düzenlenen anma törenlerinin sayısı artacak, bu düzen de böyle sürüp gidecek.

Yoksa bunu mu istiyorsunuz?



Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3