-Hocam, aydınım diye dolanıyorsun da, Türkiye'de sürüp gitmekte olan kavgaya katılmıyorsun. Saf tutmuyorsun. Soyut düşüncelerle, aklın sıra kavga üstü kalmak istiyorsun. Safını belli et, ey yüce düşünür!
-Safım, saflığımdır Kazım.
-Bu sözün senin hiç de saf olmadığını gösteriyor. Üstelik çok fazla uyanıksın. Senin gibilere oportunist derler, fırsatçı!
-'Kazım' ne demek biliyor musun?
-Lafı değiştirme Hoca!
-Öfkesini, hırsını yenen demek! İsmine yakışmaya çalış.
-Vallahi Hoca, birçok şeyi bilir geçinirim ama adımın anlamını hiç merak etmemişimdir.
-Kazımun eksik bu ülkede, öfkesini yenen insanlar, eksik. 'Safım saflığımdır ' derken, hiç günah işlememek anlamında saflıktan söz etmedim. Senin de çok seveceğin, çağımız insanının dilinde sloganlaşmış bir söz söyleyeyim: Hiçbirimiz saf değiliz.Türkçemizdeki arılık, arıklık anlamında Arapça'dan aldığımız bir söz 'saf'. Safvet derlerdi eskiler, temizliğe, paklığa. Safvet-i vicdan, vicdan saflığı demekti, örneğin. Dizi, sıra anlamına gelen sözcüğü eski harflerle yazılışına uygun olarak saff olarak yazabiliriz. Şimdiki Türkçemizde bu iki sözcük ses olarak aynı. Saf tutmak için kendimizi saf tutmak gerek. Saf olmayanın, tuttuğu saf insana yakışmaz.
-Ak akçe karagün içindir, ayağını yorganına göre uzat...
-'Saf'ın, ahmak anlamı da var biliyorsun. 'Safa' saflık demek bir anlamıyla, gönül şenliği de demek. Eğlence. Saflıklarının safasını sürenlerin safında olmaya ne dersin?
-Kıvırtıyorsun Hoca derim...
-Biz 68'liler çok yaşadık bunu: Yakalar sorararlardı: 'Sağcı mısın, solcu mu?'
-Sana 'kırk satır mı kırk katır mı' sorusu gibi gelirdi bu soru herhalde! Futbolcu olduğun için.
-Türkiye'de kavga ahlakı yok. Böylesi kavgalar bize çok zarar verdi, hala da veriyor! İnsanları üçe ayırıyorsun: Sağcılar, solcular ve futbolcular. Benden olmayanı öldürürsem, ülkem düzlüğe çıkar diyorsun, sonra da.
-Savaş var Hoca, savaş! Saflığı bırak, safını al!
-Yahu böylesi bir savaşın kime ne faydası var? Türkiye'de savaşan taraflar kendi inançlarına, kendi davalarına zarar veriyorlar. Bir yazarımızın dediği gibi bu ülkede ideolojik olarak egemenlik kurmaya çalışanlar, silahlarını kendi ayaklarına sıkıyorlar öncelikle.
-Ne akıllısın be Hoca, koca koca adamlar nasıl savaşılacağını bilmiyor da, bir tek sen biliyorsun herhalde! Otur oturduğun yerde! Platon'un idealar dünyasında dolan dur!
-O idealar kendilerine bigane kalanları yakar, kül eder!
- Düşüncenin gücünden söz ediyorsun herhalde!
-Saf olmayan hesab” kafalar çok saf oldukları için saflığın değerini bilmiyorlar.
Yine döktürdün Hoca, neyse. Bu laflarla beni susturamazsın. Düşünme, savaş!
-Saf olmadığın için düşünmenin değerini gerçekten anlamıyorsun, çok safsın. Savaşta, hele siyasal, kültürel alandaki savaşta düşünme etkinliği, bunun için de düşünce donanımı, düşünme hazırlığı çok önemli. Savaşmadan önce düşün. Kimin için, hangi değerlerle, nasıl bir hedefe ulaşmak için savaşıyorsun? Türkiye'deki insanlar ne adına savaşıyorlar Kazım?
-Hocam, Osmanlı'nın son zamanlarında başladı bu kavga. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana da devam ediyor.
-Bu kavgaya harcadığımız enerjiyi, bu ülkeyi hepimizin gönüllü olarak yaşamayı seçtiği bir güzel ülke yapmak için harcayamaz mıyız? Kavga etmeyelim, demiyorum. İnsan kavga eden bir yaratıktır. Kavgamız anlayan bir kavga olamaz mı? Ne zaman bu ülke yararına edepli kavgalar yapmaya başlayacağız?
-Hoca, alemsin yahu, saf falan değil saftiriksin, saftirik! Sen anlayan kavga yapayım derken, karşındaki seni eşek sudan gelinceye kadar döver yahu! Anlama, döv, hoca döv. Gebert karşındakini. Vaktiyle o da seni dövmüştü. Dövmüş olmasa bile, madem ki düşmanın, ileride seni dövebilir. Acımayacaksın Hoca. Öldürmezsen öldürürler.
-Sevgili Kazım, ben seni hiç öldürmeye kalkmadım ama sen beni bu sözlerinle öldürüyorsun.