Neler oluyor Hocam ülkemizde? -Olan oluyor Kazım.
-Olanlar yoruyor beni Hocam.
-Anlarsan yorulmazsın.
-Anlamak bize verilmemiştir. Dönen, döndürülen nedir, bu ülkede?
-Sanki bir şeyleri daha önce anlamış da bu son olanları anlayamamış gibi konuşuyorsun Kazım.
-Bu ülkede olanları hiç anlamadığımı mı ima ediyorsunuz?
-Anlamak nedir Kazım?
-Hocam sizle de hiç konuşulmuyor, sürekli olarak ipe un seriyorsunuz. Sürekli olarak karmakarışık hale getiriyorsunuz her şeyi. Ben ülkede ne oluyor anlamıyorum diyorum, sen ne anladığını bana anlatacağına, 'anlamak nedir?' sorusunu soruyorsun. Anlamanın ne olduğunu anlayınca, Türkiye'de olup bitenleri anlayabilecek miyim? Bu ülkeye felsefeci yakışmaz. Bu ülkede dönen dolapları bize anlatacak, yurdunu, ülkesini seven akıllı, bilgili insanlar gerek bize. Sen dememiş miydin Hocam, felsefe keyif işidir diye? Bu ülkede keyif edebilir mi insan? Bu topraklardaki hayat buna izin verir mi? Ağır sıkıntılarımız var, bunları çözüme ulaştıracağına, tutmuş bana 'anlamak nedir?' diye soruyorsun. Sen bu vatanı sevmiyor musun Hoca?
-Anlamayı anlayamazsak, yazık olur bu hayata.
-Israr ediyorsun inadında. Sorularıma yanıt vermedin. Yeniden soruyorum sana: Bu ülkeye felsefe yakışır mı?
-Biraz önce felsefeci yakışır mı diye sormuştun?
-Felsefeciler yapacak felsefeyi.
-Yakışır elbette. Felsefe bu topraklarda ortaya çıktı. Felsefeye temel olacak çok zengin bir dil, çok zengin bir edeb” birikim var. Felsefe bu ülkeye gerekli. Biz sorunları ne olursa olsun çözmek istiyoruz. Salt çözüme yönelik bir kafanın bulduğu çözümlerin mükemmelliği tartışmalıdır. Anlamak, bizi çözüme götürdüğünce, işimizi gördükçe önemli oluyor. Buna tamirci anlayışı diyebiliriz. Tamirci, onaracağı aygıtın işleyişini yalnızca bozukluğunu giderebilecek biçimde anlar. Radyo, televizyon tamircilerinin başarısı, elektromagnetik teori bilgilerinin gücüyle orantılı değildir çoğu kez. Birçok cerrah, kesip biçtiği dokunun moleküler biyoloji ölçeğinde yapısını bilmeyebilir. Burada önemli olan hastalığı gidermektir. Bozuk olan işleyişi onarmaktır. Bizde teori çoğu kez gereksiz görülür, sonuca ulaşmakta ayağımıza dolaşan bir engel olarak kabul edilir. Anlamak, bizim için gerektiği kadar anlamaktır.
-Yanlış mı?
-Ne kadar gerektiğini anlamak gerek. Sonuç bağımlısı olduğumuz için yalapşap anlamayı anlamak sanıyoruz.
-Kusura bakma Hoca ama öyle sinameki felsefeciler var ki! Adama demokrasiyi soruyorsun, verdiği yanıtı anlamak olanaksız. Birtakım tuhaf görüşler, ağır bir terminoloji yüküyle yüklenmiş bulanık, karanlık sözler. Adamın hiçbir konuda hiçbir fikri yok. Ama havasından yanına yaklaşılmıyor. Şimdiye kadar bu ülkeye ne kazandırdı felsefeciler? Neyi açıkladılar? Hangi konuda zihnimizi açtılar? Hangi konuda yol gösterdiler? Konuşmalarına giderim, bakarım ki, ya senin gibi kahve ağzıyla konuşurlar ya da okkalı cümlelerle, tatsız tuzsuz, renksiz anlatımlarla dolu otuz-kırk sayfalık metinleri okumaya kalkarlar. Biz sizlerden bir şey anlamıyoruz ki, anlamanın önemini anlayalım.
-Sevgili Kazım, senin bu sığlığını gördükçe anlamanın önemini daha iyi anlıyorum. Birbirine benzer biçimde düşünmeye alışık kafalarla dolu bu ülke. 'Türkiye'de neler oluyor?' diyorsun. Olup bitene kendi dünyalarından bakan kümeler var. İnancınız, dünya görüşünüz ne ise olup biteni öyle görüyorsunuz. Değerleriniz de ait olduğunuz kümeye bağımlı. Adaleti, dürüstlüğü, insan olmayı kümeniz açısından görüyorsunuz. Kümelerin bir bölümü birbirine düşman olmuş. Aralarında sağlıklı iletişimi sağlayacak ortak zeminler yok. Ağır bir anlama, anlatma sorunu yaşıyoruz. Ağır bir iletişim hastalığı salgını var ülkemizde. Kendimizden olmayanı anlama isteğimiz yok. Birbirimizi dinlemeye gönlümüz yok. Sanki şöyle diyor gibiyiz: Şimdi kavga zamanıdır, anlamaya vakit yok. Evet, Türkiye'de anlamaya vakit yok. Sevgiye vakit yok. Ülkemin yönetiminde etkili olmaya çalışan insanlar birbirlerini sevmiyorlar. Bu ülkede kalkan toz bulutunda sevgisizlik, anlayışsızlık, hırs, intikam, korku şimşekleri çakıyor. Çatışma, yeni oluşumlar, yeni düşünceler, kültür ürünleri oluşturabiliyorsa güzeldir. Yazık ki ülkemizdeki gerginlik, ülke kültürünü dar düşüncelerin, sığ bakışların kaynadığı bir kazan haline getiriyor.
-Konuşurken, yumruklarını sallamaya başladın Hoca, amma da yaralıymışsın...