AKŞAM GAZETESİ | Tuğçe Tatari Evliyagil | 2009-02-08

kategori2

Ünlü restoranlarda zehirlenen zehirlenene

Bir süredir İstanbul'un en ünlü restoranlarıyla ilgili zehirlenme haberleri geliyor kulağıma. Geçen hafta Özlem Önal'ın yediği suşiden zehirlenmesi hayli şaşırttı beni. Ulus'taki bu restoran İstanbul'un en iyilerindendir çünkü... Şarap mönüsü ve manzarasıyla ünlü bu restoran, Cem Uzan'ın şaraplarıyla da gündeme gelmişti.
Aradan birkaç gün geçti, kuzenim Nişantaşı'nda yediği Çin yemeğinden zehirlendi. Yine ünlü bir restorandı.
Tüm bunların üzerine dinlediğim bir başka olayla kalakaldım; ülkenin en güçlü işkadınlarından biri (adını vermeyeceğim çünkü konu şu an mahkemelik). Bir cafe zincirinin şubesinde yediği salatadan tırtıl çıktığını görür. Yarısını yedikten sonra çatalında dev tırtılı görünce midesi bulanır ve garsonu çağırarak bu durumu müdürüne bildirmesini ister. Ne müdür gelir, ne de özür dileyen biri...
Hesap geldiğinde hanımefendinin tırtıl yüzünden yiyemediği salatanın da parasının istendiği görülür. Kızgınlıkla hesap ödenir ve mekan terk edilir.
Birkaç saat sonra korkunç bir bulantı ve karın ağrısı çekmeye başlar. Hastaneye gider. Zehirlenmiş ve kanlı ishal olmuştur.
Birkaç gün hastanede kaldıktan sonra bu durumu restoranın yanına bırakmama kararı alır. Hala eski sağlığına kavuşamamış olsa da Cafe'ye telefon eder ve şikayetlerini dile getirir. Aldığı yanıt 'Efendim biz salataları yıkamıyoruz. Satın aldığımız firma yıkanmış gönderiyor' olur.
Hemen bir restorancı arkadaşına sorar, 'Bize de yıkanmış geliyor ama risk alamayız. O yüzden tekrar tekrar yıkıyoruz servis etmeden önce' bilgisini alır.
Bu hanımefendi iş dünyasında oldukça saygın ve güçlü biridir. Şu anda avukatları Cafe'ye yüklü bir tazminat davası açmaya hazırlanmaktadır. Bu Cafe zincirinin Nişantaşı'nda iki şubesi, Taksim'de iki, Bebek'te pek tutmayan ve kapanmak üzere olan bir şubesi, Bağdat Caddesi gibi birçok yerde daha şubeleri vardır. Ayrıca otel ve ofis işlerine de el atmıştır.
Benim bu duyduklarıma kızma sebebim ise, maliyetinin yüzlerce kat üzerinde fiyatlandırılan yiyecekler satan restoranların böylesi bir hata yapma hakkı yoktur. Eğer bu hata New York'ta olsa o restoran kapanır ve zehirlenen şahsa ömrü boyu krallar gibi yaşatacak miktarda tazminat ödenir. Çünkü 'Biz markayız' iddiasıyla mekan açıp, eşek yüküyle para kazanıyorsanız temiz, leziz ve mükemmel servis vermek zorundasınızdır. Umarım bu işkadını rekor bir tazminat alır...

İddialı işlerin adamı  İlhan Mansız

İlhan Mansız ilginç biri, sıradışı bir adam. Bekleneni değil beklenmeyeni tercih edenlerden... Buzda Dans yarışmasından sonra birçok yerde röportajları çıktı. O röportajlarda Mansız 'Olimpiyatlara katılmak istiyorum' dedi... Konu sıcak olduğu için manşetlere çıktı ve hemen unutuldu.
İlhan Mansız'ın şu anda ne yaptığını kimse bilmiyor. Çünkü Mansız Almanya'da. Sosyal hayatı yok, içki içmiyor ve  günde 8 saat buz pateni antrenmanı yapıyor. Hedef belli; 2014 Olimpiyatları. Önümüzdeki aylarda Slovakya ve sonrasında Amerika'da da bir süre kalıp çalışmaya devam edecek.
Buzda Dans yarışmasındaki partneriyle 2014'te katılmayı planladıkları olimpiyatlardan madalyayla döneceklerine emin. Tek şikayeti antrenmanların ağır koşulları ve uzun saatleri.
Ömrünü sporla geçirmiş olmasına rağmen, çocuk yaşta buz patenine başlayan rakiplerine yetişebilmek onu zorluyor. Mansız durumunu 'Futbol antrenmanı, buz pateni antrenmanı yanında çok hafif kalır. Biri bir saat biri sekiz saat sürüyor' diye anlatıyor
dostlarına.

Alexander McQueen  Hüseyin Çağlayan'a küstü

Hüseyİn Çağlayan'ı tanımayanınız, duymayanınız var mıdır bilemiyorum. Kendisi dünya çapında başarı kazanmış bir tasarımcıdır.  Londra'da merkezi bulunan  Hussein Chalayan markasının yaratıcısıdır.
Çağlayan bir süre önce Puma'nın kreatif direktörü olmuştu. Çağlayan'dan önce bu görev Alexander McQueen'in idi. Hayli havalı bir durum söz konusu anlayacağınız. McQueen'in ardından istenen isim olmak büyük başarı.
Neyse... Hüseyin Çağlayan yıllardır yurtdışında yaşasa da, Türk tipi adab-ı muaşeret kurallarına sıkı sıkıya bağlı biri.
Yeni görevine başlamadan önce nezaket gösterip McQueen'i aramış. Amacı görevi devraldığı ünlü modacıyı onore etmekmiş. Ancak McQueen telefonlarına çıkmamış. Aramayı ısrarla devam ettiren Çağlayan cevapsız kalmasına bir anlam verememiş.
Daha önceden tanışıklıkları olan bu iki tasarımcının bir daha eskisi gibi olamayacağı, McQueen'in anlaşması biter bitmez Puma'dan yeni bir teklif almayışı ve yerine Çağlayan'ın seçilmesinden rahatsızlık duyduğu konuşuluyor.
Demek isimler dünya çapında devleştikçe rekabet ve ego ortadan kalkmıyormuş!

CNN Türk'te neler oluyor?

Hepİmİz bayılıyoruz medya kulislerine... Bu mesleki bir hastalık sanırım. Bazen koridorlarda dolaşanları sizlerle paylaşıyorum ve okumaktan en az biz basın mensupları kadar hoşlandığınızı anladığım tepkiler alıyorum. O yüzden şimdi size son günlerin en çok konuşulan 'medya hareketi'ni anlatacağım.
Biliyorsunuz geçtiğimiz günlerde CNN Türk bir iç darbe yaşadı ve başa Mehmet Ali Birand getirildi... Haliyle Taha Akyol, CNN Türk'te görevinden alındı. Odasını boşalttığı dakikaları an ve an medya dedikodusu yazan sitelerden okuduk... 
Kanal D Haber Merkezi, CNN'in hemen bir üst katında. Akyol, Kanal D'de bir oda istemiş kendisine.. Daha evvel kaldırılacağı tebliğ edilen 'Eğrisi Doğrusu' programına da devam edecekmiş...
Şimdi size anlattığım bu 'oda taşıma' meselesi oldukça normal görünüyor eminim. Ancak işin evveliyatını bilenler için durum daha farklı analiz ediliyor. Geçmişte değişen yönetimler esnasında hep Taha Akyol oradaydı. Yani değişimlerde akla gelen ilk  isimlerden biri olabilmek adına sahneyi hiç terk etmedi, görevden alınmış olmasına rağmen...
Nuri Çolakoğlu döneminde de aynı şeyi yapmıştı. Beklemiş ve kanal yönetiminin yine başına geçmişti. İşte şimdilerde konuşulan Taha Akyol'un 'göz' önünden ayrılmadan bu süreyi bekleyerek geçirmeye karar verdiği. 'Bunlar beceremezse, burası yine bana kalır' mantığıyla...
Öte yandan, Mehmet Ali Birand'dan da beklentiler çok yüksekti. CNN Türk'ü baştan aşağıya yenileyeceği, farklı işler ortaya koyup rakiplerinden sıyrılacağı konuşuluyordu. Ancak gelen bilgi, Birand'ın ilk icraatının Metin Uca'ya iki saat program yaptırmak olduğuydu. Az masraf yaparak, eldeki isimlerden faydalanmaya çalıştığı konuşuluyor.
Mesela her gün saat 17.00'ye 'Ahmet Hakan diyor ki' diye bir program yapmayı düşünüyorlarmış. Eğer bu 'Birand devrimi' CNN Türk'ü yeniden ayaklandırmak için yapıldıysa maalesef bu gidişle bir ayaklanma filan olacak gibi görünmüyor.
Televizyonculuğun bu çağında, hiçbir yaratıcı fikir üretmeden, benzeri olmayan projeler yaratmadan, yeni yüzler keşfetmeden, hiçbir yenilik yapılmadan bir kanal diriltilir mi?
İşte konunun başına dönersek bu gidişle Birand'ın bu macerası da kısa sürecek ve Taha Akyol beklediği 'oda'dan çıkacak!