AKŞAM GAZETESİ | Ahmet İnam | 2009-02-08
Kabadayı kimdir Kazım? -Kaba ve dayıdır Hocam. -Dayı kimdir?
-Yiğit, cesur insan.
-Peki, Kazım, yiğit kaba olmak zorunda mıdır?
-İnce dayılar olmalı. İnce yiğitler. Bizim kültürümüzde 'Alp-eren'ler var. Hem kahraman hem eren, ermiş.
-İnceliğe bigane kalanların kültürü zamanda iz bırakmaz, değil mi Kazım? Bıraktığı kül, duman, harabedir.
-Hocam, sorun yalnızca kabalıkta değil, dayılıkta. Biraz sözcüklerle oynayayım. Dayı, dayanmakla ilgili. Dayılar dayandığımız kişilerdir. Liderlerimiz, örneğin. Sırtımızı onlara dayadığımız için, ne yapsalar hoşumuza gider. Gitmediğinde, dayanağımız elden gider. Dayanaksızlıktan korktuğumuz için dayılarımız ne yapsa kabulümüzdür. Dayılarımız önde, biz arkada yürürüz. Onların kabalığını alkışlamak bizim inceliğimiz olmuştur. Kendimizi şöyle savunuruz hocam: Dayımızın kabadayılığına bakarak özü kaçırmayalım. Dayımız bizi koruyor. Day-ımız ağlıyor oysa. ('Day' anne demek!) Sen geçenlerde anlayan kavga demiştin. Pek anlayan olmadı sözlerini ama kavga adabı sözün önemliydi. Anlamayı reddeden kavgalara zerre kadar saygım yok. Haklı da olsak, saygım yok. Düşmanını anlamayan insana saygım yok. Hüsn-ü adab, güzel ahlak budur, Hocam. Kavgadaşımı anlayamazsam, bu dünya cehenneme döner. Dönmüştür, dönmektedir, çoktan. Ne yapıyoruz biz? Savaştaki tankın ardından giden piyadeler gibi, dayımız önde biz arkadan gidiyoruz. 'Ateş et' dayı diyoruz,'vur dayı' diyoruz. Kabalığının namlusundan ateş ettikçe seviniyoruz. Oysa düşman akıllıdır. Çağımız ince ve akıllı savaşların çağıdır. Anlayan savaşların. Kaba dayımız bir gün düşünce mermileri, kültür mermileri ile vurulup düşünce, ardındaki biz piyadeler ölüp gideceğiz. Dayımızı kabalığa doğru doldurmamalıyız. Dayımızı eleştirebilmeli, dayımıza yol göstermeli, onun bizim gibi korkaklara değil, bilgi ve düşünceye dayanmasına yardımcı olmalıyız. Her birimiz kültürümüzün inceliklerine, hüsn-ü adaba dayanmalıyız.
-Kazım, gözüm yaşardı. Seni dinleyeceğim bugün. Zaman zaman sana kızdığımda düşmanım olduğunu düşünürdüm. Elbette değilsin ama düşmanım olsaydın da seni anlamaya çalışırdım.
Anlamanın ilk yolu dinlemek, dinlemeyi bilmektir.
-Dinle Hocam öyleyse: Dayı odaklı bir yaşam biçimi içindeyiz. Dayı, anamızın kardeşi değil. Sığındığımız, boyun eğdiğimiz biri. Biz Ortadoğu bölgesinde yaşayan insanların derinliklerinde var bu. Psikanalitik anlamları da olabilir. Yönetimimiz demokrasi, sözde, oysa biz mtr™krasi, dayı egemen bir yönetimin ardındayız. Bir otorite gerek bize, kayıtsız şartsız bağımlı olacağımız; çıkarlarımızı onun gücüyle bütünleştirmeye çalışacağımız. Mtr™s derlerdi Eski Yunanlılar, dayıya. Annemizle ilgili olanlar için de aynı sözcük kullanılırdı. (Metropol=anakent!) Oysa sığındığımız dayıların, ana olanla, temel olanla hiç ilgisi yok. Eskiden devlete işi düşenlere öyle denirdi: 'Dayın yoksa, işin katiyen görülmez.' Dayı aramaya çıkanlar olurdu. Bu gün de böyleleri var.
-Sen de arıyor musun Kazım?
-Korkma Hocam, sen benim dayım olamazsın. Sana dayanılmaz. Bir day var evimde, anam. Anam, dostlarım, ülkem, cumhuriyetim bunlara dayanırım ben, dayı aramam kendime. Dost ararım.
-Şöyle mi diyorsun? Dayım yok, orta-dayım!
-Şakaların her zamanki gibi çekilmiyor Hocam. Bak ne diyorum: Biz dayı bağımlı oldukça, dayılarımız hep kabadayı olacaktır. Kaba ve hükmeden dayılar yönetecektir hayatımızı.
-İnceliklerimizi ne zaman hatırlarız Kazım? Terk etti dünyamızı incelikler nicedir. Kabalıklarımız altında çaresiziz. Kendimizi ezik duydukça kabalık aşığı oluyoruz. Dayımızın düşmana gönderdiği her gülleden medet umuyoruz. Ezik insanlar, köle ruhlu insanlar, dayısız yaşayamazlar. Böyle insanlar dayılar yaratırlar. Ezik insanlar arasında dayı adayları her zaman vardır.
-Oysa, Hocam, bize dayılarımız değil, bağımsız duyup düşünebilen, eleştiri duyarlığı olan insanların hüsn-ü adabı yol göstermeli.
-Gözleri olanlara elbette!