Heredotos'tan okuyoruz... Europe, Filistinli bir kralın güzeller güzeli kızıydı.
Medeniyeti temsil ediyordu.
Yunanlılar veya Giritliler tarafından kaçırıldı.
Doğu ve Batı arasına 'namus davası' böyle girdi.
Batılılar sadece medeniyeti, yani Filistinli Europe'yi kaçırmakla kalmadı.
Onun katkısıyla kurdukları medeniyete Filistinli Europe'nin adını verdiler.
Sonra Doğu'ya yaptıkları seferlerle Europe'ye ait her şeyi kendi yurtlarına kaçırdılar.
Örneğin Bergama'daki 'Europe Freskosu' da bunlardan biriydi.
Günün birinde bir Asyalı; Batılı, Spartalı bir kadını kaçırdı.
Doğu ile Batı arasına bir 'namus davası' daha girdi.
Koca bir Troya şehri namus belasına yıkıldı.
...
Yunanlılar, bu olayla, yerel ve geleneksel olanı, yani kız kaçırmaya karşı öç almayı, yani namus'u, 'nomos' a çevirdi.
'Yasa,' demektir.
...
Doğu'nun Yasa'sı ile, Batı'nın Yasa'sı çatışıyordu.
Oysa dünyanın 'hukuk'a ihtiyacı vardı.
Hukuk ise, 'yerel olana, törel olana, kişisel hassasiyetlerimize karşı olduğu, bizi onlardan koruduğu ölçüde hukuktu.'
Bunun keşfedildiği yer Diyar-ı Rum oldu.
Yani Roma... Yani biraz da Anadolu...
Adına Roma Hukuku, dedik. Laiklik kaynağını burada buldu. Osmanlı da bir ölçüde içselleştirdi.
...
Şimdi, Başbakan'ın Filistin sorununa arabulucu olma mecburiyetinin ardındaki zorunluluğu daha iyi anlayabiliriz.
Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'u fethettiği zaman 'Sultan-ı Diyar-ı Rum' unvanı almıştı.
Roma İmparatoru, demektir.
Filistin sorununu çözen, Batı ile kaçırdığı kızı evlendiren, aralarındaki gayrimeşru ilişkiyi hukukileştiren, Doğu ile Batı arasındaki 'namus davası'nı nihayetlendiren 'hukuk' olacaktır.
Değil mi ki Türkiye Diyar-ı Rum'un mirasçısıdır; 'hukuk'un tesis edilmesine yardımcı olmak zorundadır.
Bu Türkiye'nin AB üyeliğini sağlayacağı gibi, Avrupa'nın da adını hak etmesi, Batı'nın İslam ile barışarak tam anlamıyla 'Avrupalaşması' sürecini de tamamlayacaktır.
Mustafa Kemal Devrimi'nin hem Batı hem de Doğu medeniyetlerine katkısı burada saklı.
Tayyip Erdoğan, bu silsilenin son ismidir.
Hayır, 'Arap Dünyası'nın lideri' değil
Tayyip Erdoğan'a 'Arap Dünyası'nın lideri' yakıştırması itina ile yapılıyor. Birinci ağızdan ve çok net bir ifadeyle yalanlanmalıdır.
Tayyip Erdoğan'a 'İslam Dünyası'nın lideri' yakıştırması da aynı operasyonel itinayla yapılıyor.
Bu da birinci ağızdan ve çok net bir ifadeyle yalanlanmalıdır.
Tayyip Erdoğan, Diyar-ı Rum'un, yani Roma'nın, yani onun devamcısı Osmanlı'nın kavram ve etki alanının mirasçısı ve bu silsilenin son noktası Laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Başbakanı'dır.
Bu miras, 'Arap Dünyası'nın lideri' ve 'İslam Dünyası'nın lideri' tanımlamalarının çok ötesinde bir iddiayı içerir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin başbakanının siyaseti; İslam Dünyası kadar, Batı Dünyası'nın da lehine kurgulanır.
Türkiye kültürler arasında 'modus vivendi'nin (ateşkes) sembolüdür. Bu yüzden 'biricik' ve 'vazgeçilemez'dir.
Batı medyalarındaki bu 'kasti hata' tashih edilmeli.