Oray Eğin oray.egin@aksam.com.tr

kategori2

Kim bu kirli gazeteci?

Türk Basını'nın, özellikle de kimi gazetelerin işleyişini çok iyi bildiğim için yapılan her sayfaya, görüşülen her kişiye kuşkuyla bakıyorum. Özellikle yandaş basında yapılan yayınların hiçbiri nedensiz ya da tesadüf değil; sanırım pek çok okur bunu öğrendi. Bu yüzden de pazartesi günü Neşe Düzel'in Mahmut Övür'le yaptığı röportaj hakkında da bir soru işareti oluştu kafamda. Düzel'in her hafta yazdığı 'Neden' açıklaması yeterli değildi çünkü.

Dahası, Neşe Düzel'in yıllardır nasıl röportaj yaptığını da biliyordum. Birilerini istediği eksene çekmek, ağzından sadece kendi görüşlerine uygun sözleri söyletmek ya da onları söyleyecek insanları bulmak gibi bir yöntem uyguluyor. Onun röportajları objektif bir ifade platformu değil, bir 'ortak görüşün' ideolojik altyapısını hazırlamak. Eskiden biraz daha örtülüydü, biraz daha satır aralarından ilerlerdi belki. Ama şimdi ayyuka çıktı.
Neden Mahmut Övür peki?

Kendi gazetesi bile onun hiçbir işe yaramayacağını anlamış, hiçbir şeyi beceremeyeceğini görünce en zararsız yerlerden birine kaydırmış. Belediye haberlerini vermişler! Neden belediye haberleriyle ilgilenen biri kalkıp da Ergenekon hakkında atıp tutar, toto oynar?
Medyada bu gibi işlerin altında illa- ki bir motivasyon vardır. Mesela kendilerini bir yemeğe satacak kadar ucuz olan bir karı-kocanın fiyatı çok ucuzdur. İkisinin karnını doyurduğunuz takdirde yazmayacakları şey yoktur. O yüzden kalkıp da köşesinden Ergenekon ahkamları kesip, hedef gösterdiğinde ciddiye almıyorum. Sadece acıyorum, çünkü bunları 'karın tokluğuna' yaptığını biliyorum. Zira aç kalırsa daha da saldırgan olur.
Ama Mahmut Övür, bir köşeye atıldığından, artık hiç kimse önemsemediği için üzerinde durmadığım bir basın kaybedeniydi. Acınacak durumdaki biriyle neden uğraşılsın zaten. Ve onun motivasyonu, durumu hakkında da herhangi bir fikrim yoktu.

Ta ki Neşe Düzel'e o spekülatif açıklamaları yapana kadar... Halbuki rahat dursa, oturup belediye çukurlarını ve kanalizasyon sorunları yazsa, bir foseptik yazarı olarak kalsa kimse onun da pisliklerini dökmeyecek. Emeklilik gününü dolduracak.
Medyada bu gibi adamların her yaptığı kişisel olduğu gibi, onun da aklında meğerse bir plan varmış.
Dün, odatv.com'un açıkladığına göre Mahmut Övür meğerse CHP'nin Kars'tan üyesiymiş. Geçen seçimlerde de milletvekilliğine aday adayı olmuş ama Deniz Baykal'ın vetosuyla karşılaşmış. O gün bugündür de sistematik bir şekilde CHP ve Deniz Baykal aleyine muhalefet yapıyormuş.
Yandaş basın tarafından Deniz Baykal'a 'Ergenekon'un avukatı' muamelesi yapıldığı bir dönemde Övür'ün kalkıp da o mecralarda Ergenekon hakkında konuşması manidar değil mi?
Deniz Baykal da bu olup bitenin farkında tabii ki ve şimdi Övür'ün CHP'den uzaklaştırılması konuşuluyor.
Mahmut Övür 'Medyadan Ergenekoncular uzaklaştırılacak' diyor.
Tamam hiçbir itirazım yok. Hiç kimsenin de olamaz. Peki kendi köşesini, mesleğini kendi çıkarları için satanlar? Bir akşam yemeğine görüş değiştirenler? Milletvekili olamadı diye sistematik bir karalama kampanyası başlatanlar?
Onların da uzaklaşması gerekmiyor mu?

Türk dergiciliğini batıranlara meslek dersi
Yıllar önce Nokta dergisini yeniden çıkartmak istediğinde bir akşamüstü içkisi için Ercan Arıklı'yla buluşmuş ve neler yapılabileceğini konuşmuştuk. Havada onca fikir uçuşmuştu. İçinde medya olmalı, dedikoduya yer vermeliyiz, şehirden kopmamalı, modern olmalı gibi... Ona o zaman üç-dört sayısı çıkan Tina Brown'ın Talk dergisi gibi olması gerektiğini söylemiştim yeni dönemin Nokta'sının.
'Yavrucuğum, güzel söylüyorsun ama biliyorsun ki bu dergi Amerika'da da tutmadı' demişti. Hakikaten de Talk, Tina Brown'ın da sonu oldu.
Ama benim için eski sayıları hala bakılası, eksiklerine rağmen heyecanla okunası bir dergiydi. Arıklı da ben de tutmadığını biliyorduk elbette ama bu modeli geleceği olduğu da ortadaydı.

Bir kere yeniydi. Alışıldık dergilerden ayrılıyordu, kapağı da içeriği de farklıydı. Bir gazete gibiydi daha çok. İçinde magazin de, siyaset de, spor da, kültür sanat da vardı. Brown'ın eski durağı Vanity Fair gibi şöhret merkezli değildi. Ama biraz da ne merkezli olduğunu bilmediği için formülü yok gibiydi. Sanırım sonunu da bu 'yönsüzlük' hazırladı. Bu arada bizim 'modern' Nokta projesi de hiç hayata geçmedi.
Eksiklerine rağmen aklımın bir köşesinde 'gazete gibi dergi' modeli kalmıştı. Bir gün doğrusu yapılınca başarıya ulaşacağını düşünüyordum.
Yıllar sonra benim Talk kadar heyecanlandıran yeni bir dergiyle tanıştım: Tyler Brule'nin Monocle'ıyla.

1 senedir takip etmeme rağmen, Monocle'a neden bu kadar bağlandığımı geçen pazar gününe kadar anlamamıştım.
Pazar Sabah'ta ünlü dergicilerimizden Eray Makal'ın Brule hakkında yazdığı yazı kafamda ampulü yaktı. Monocle, 'gazete gibi dergi' modelini başarıyla uygulamış, bunu paranın geldiği merkezlere de pazarlamış ve bir anlamda Talk'ın yapamadığını yapmıştı.
Makal'ın yazısı Türkiye'deki kötü dergicilere 'ders' niteliğinde. Her publisher'ın okuması gerekiyor.
Bakın nasıl anlatıyor Makal yakından takip ettiği Monocle'ı:
'Monocle, sizi eleştirel bir dünyaya dahil olmadan sürekli bir bilgi bombardımanı altına sokuyor. Derginin her sayısındaki yazı ağırlığı, piyasadaki endüstriyel bir romandan daha fazla. Ortalama 50 bin kelimeden bahsediyoruz.'

Ve bir de bu derginin nasıl para kazandığının yanıtı:
'Dünya para merkezleri neredeyse oraya doğru kaymayı tercih eden Brule, editoryal anlayışını Avrupa ve Japonya odaklı yazı ve haberlerle kuruyor. Yine bir ilk sayılan, daha önce 'lifestyle' dergilerinde hiç yer almayan Manga kültürünü dergiye taşıdı. Kahramanlar çizgi roman içinde markası belli ürünlerle dolaşıyor. Tüm dergide, neresi reklam neresi gerçek makale olduğu kavranmayan yazılar arasında, birçok markanın ve reklam verenin adı geçiyor.'
Tyler Brule'nin tecrübesinden dergicilerin artık sadede yayıncı ya da gazeteci olmasının yeterli olmadığı da anlaşılıyor. Bir dergiyi ayakta tutan şey aynı zamanda yöneticisinin pazarlamadan, reklamdan, ekonomiden de anlamasıdır. Kabul ediyorum, bu da zor bulunan bir formül.
Maalesef Türkiye'de bu anlamda bir publisher modeline bir tek Ercan Arıklı uyuyordu. Ancak onun da son yılları alıştığımız yenilikçiliğinden epey uzak, hatta demodeydi. Ercan Bey biraz zamana yenilmişti.
Fakat ondan sonra gelenler de dergiciliği tamamen yok etti, yüzlerine gözlerine bulaştırdı, batırdı.
Yine de düşünmeden edemiyorum, o yaşasaydı dergicilik böyle yok olur muydu?

 



Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3