Oray Eğin oray.egin@aksam.com.tr

kategori2

Romantik bir Taraf kavgası

Böyle mi olacaktı? Şu son bir hafta içinde Ahmet Altan'la Can Dündar'ın arası bozuldu. Halbuki hemen öncesinde 'Mustafa' filmine karşı yapılan eleştirilere karşı Ahmet Altan eski arkadaşını canla başla savunmuştu.

Fakat şimdi Altan'ın yönettiği Taraf gazetesinde gün aşırı Can Dündar aleyhinde yazılar çıkıyor. İlkini bizzat Ahmet Altan yazdı. Geçen gün de Ümit Kıvanç. İki yazının da ortak özelliği Dündar'a Can diye seslenmeleriydi: Bir samimiyet ifadesi olarak. Ancak o samimiyete karşılık serzenişte bulunmayı da ihmal etmiyorlar. Adeta o 'Can' onları arkadan bıçaklamış gibi.

Mesele şu: Medyada defalarca tekrar edilen bir iddiayı aniden Can Dündar köşesine taşıdı ve Taraf gazetesini hedef aldı. Aktütün görüntülerinin Taraf'a Amerika ve İsrail tarafından sızdırıldığını bir 'Başbakanlık görevlisine' dayanarak söyledi. Kıyamet de ondan sonra koptu.

Garip değil mi? Zamanında Ahmet Altan'la beraber istifa edecek kadar destek çıkabilen Dündar bugün onun gizli servislerce beslendiğini, maşa olarak kullanıldığını iddia ediyordu. Altan'ın öfkeli üslubu ürkütücüydü. Dündar'a kaynağını açıklamasını falan söyledi...

Romantik isyankâr, belli ki İkinci Cumhuriyetçi cenahtan gelen tepkilerden korkmuş olacak ki geçen gün köşesine kıvıran bir not koymuş: 'Benim paylaşmadığım, fazla komplo teorisi kokan bir yaklaşımdı.'

Bu düşüncesini ilk yazıda okurlarıyla paylaşmadığını özel olarak belirtirim. Çünkü o zamanki yazıdaki hesapları başkaydı, şimdi yine tüccar zekâsından fırlayan bir plan elinde patladı.

Hemen filmi başa alalım.

Can Dündar, 'Mustafa' filmiyle pek çok şey kaybetti. İtibar, güvenirlik ama en önemlisi de onu var eden kitleden oldu.

Romantik isyankârın adını duyurması geniş kitleler için 'Sarı Zeybek'e dayanır. Onu Can Dündar yapan bu belgeseldir. Bu yapımla laik kitleleri, Cumhuriyetçileri, Atatürkçüleri tavlamıştır. Yıllardır da bu insanların sırtından prim yapar. Hiçbir zaman İkinci Cumhuriyetçiler'in, liberallerin adamı olmamıştı. Okur kitlesi de, izleyicileri de ona 'Sarı Zeybek' sayesinde aşina olan kitleydi.

Ama 'Mustafa' onu 'Sarı Zeybek'ten uzaklaştırdı, kitle de tepkisini gösterdi. Ayağının altındaki zemin kaydı. Asıl kitlesi ona sırt çevirirken sadece İkinci Cumhuriyetçiler de onu bağrına basıyordu.

Ayşe Arman'a verdiği ve 'Linç bu, linç kültürü' diye ağladığı röportajda da anladığımız kadarıyla laik kesimden gelen eleştiriler Can Dündar'ın canını fazlasıyla yakmış. En çok Mümtaz Soysal ve Bekir Coşkun'un eleştirilerine bozulduğunu anlamak mümkündü.

Çünkü Soysal da Coşkun da Can Dündar'ın yıllardır üzerinden rant topladığı insanlar için 'kanaat önderi' konumunda. Bir anda veto yemiş, bu kanaat önderleri tarafından başka kapıya yollanmıştı.

Can Dündar'ın canını sıkan şeyin 'kitlesini kaybetmiş aydın' acısı olduğu sanılmasın; bu kitleye sırt çevirmesine üzülmesinin altında para kaybetme ihtimali yatıyordu. Bundan sonra 'Sarı Zeybek'i onlara satamayacak olması, ileride yapacağı başka sulu gözlü ağlak işlerden bu insanlar üzerinden para gelmeyeceğiydi onu endişelendiren.

O da ne yaptı? Hemen Taraf'a saldırmaya başladı. 'Bakın ben İkinci Cumhuriyetçiler'e saldırıyorum, ben sizdenim' mesajı vermeye çalıştı.

Yemezler. Ahmet Altan sesini yükseltince de sindi, 'Ben öyle demek istemiyordum' diye kıvırdı...

Kimileri bana Can Dündar'ı nasıl bu kadar iyi çözdüğümü soruyorum. Ben onun sicilini biliyorum da ondan; çalışma yöntemlerini, kafasının nasıl işlediğini. Eskiden onu çözmek, niyetini okumak için belki böylesi bilgiler gerekliydi. Ama artık gerçek yüzünü gizleyemiyor bile.

Maske bir kere düştü ne de olsa.

//c

Meğerse rezil olan kocasını toparlıyormuş

Nur Çintay A.'nın 'malum' yazısını, yani Nursuna Memecan'ın davetini ballandıra ballandıra anlattığı satırlarını okuyan bütün tanıdıklarım, ona karşı özel olarak bir nefreti, önyargısı olmayan, kimi onu tanıyan, kimi seven arkadaşlarım bile fikir birliği etmişçesine o yazıdan nefret ettiler.

En kibar ifade 'Utanç verici'ydi basın tarihine geçebilecek yıkama yağlama başyapıtı hakında. (Üzgünüm Nur, ama gerçekten kocan ve sen birer utanç abidesisiniz.)

Abartılı ve aşırıya kaçan övgülerin, o yazının neden böylesi utanç verici olduğunun sırrı ise bir gün sonra anlaşıldı.

Fatih Altaylı, haberturk.com'daki köşesinde gerçek bir skandalı içerideki tanıkların birinden dinleyerek yazdı.

Meğerse Nur Çintay A.'nın kocası Emre Aköz o gece zil zurna sarhoşmuş. Viskileri içince de kendinden geçmiş, burnu kızarmış ve parmağını sallayarak Başbakan'a akıl öğretmeye kalkmış.

Gecenin sonunda da Başbakan 'Bir daha beni bu adamla bir araya getirmeyin' demiş.

İşte bu abartılı övgüler de Aköz'ün rezaletini kapatmak, arayı düzeltmek için olmalı herhalde.

Altaylı'nın tanığının anlattığı bunlar. Doğru mudur, değil midir bilmem. Ama ben şahsen tanıdığım için gözümde Emre Aköz'ü, kızaran burnunu, viskisini ve parmağını sallamasını canlandırdım. Okuyunca hiç de içimden 'Hadi canım, bu kadar da olmaz' demedim. Aksine fazlasıyla inandırıcı geldi; birkaç kere onunla çeşitli yerlerde bulunmuş biri olarak bu görüntülere aşinaydım.

Hem hatırlayalım, bir süre önce Aköz yine alkollü olarak çıktığı tahmin edilen bir televizyon programında eliyle küfür hareketleri yapmıştı.

Diyeceğim o ki Aköz'e şaşırmadım. Çintay'ı da anladım, ne yapsın ailesinin geleceğini düşünüyor.

Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3