Oray Eğin oray.egin@aksam.com.tr

kategori2

Lüksün tanımı değişiyor

Aralık, Londra'nın en yoğun aylarından biri. Yeni yıl başlamadan anlaşmalarını tamamlamak isteyen işadamları ve yılbaşıyla Noel alışverişi için şehre gelenler caddeleri dolduruyor, şehir cıvıl cıvıl oluyor. Normal şartlarda. Bu sene hariç ama.

Dünyada paranın sayılı merkezlerinden birini de küresel ekonomik kriz vurmuş durumda. Bunu gündelik hayattaki çok ufak birkaç şeyden bile anlamak mümkün. Sokağa çıktığınızda insanların suratlarında Noel coşkusunun eksikliği hissediliyor bir kere. Bond Street'teki bütün büyük mağazalar haftasonu ve haftaiçi ayrımı olmaksızın çok az insana kapılarını açıyor.

Etkilenmez denen yeme-içme sektörü bile krize yenik düştü.

Geçen akşam, dünyaca ünlü şef Joel Robuchon'un 'L'atelier' isimli restoranını rezervasyon yaptırmak için arattım. Concierge, bu kadar kısa vadede yer bulmanın imkansız olacağını ama yine de deneyeceklerini söyledi. Birkaç dakika sonra kapımda bir not buldum: 'Akşam için yeriniz hazırdır.'

Akşam 'L'atelier'ye gittiğimizde yerimizin ayrıldığı alt kat yerine üst kattaki daha şık ve ağır restoranda oturmak istediğimizi söyledik. Kontrol etmek için müsaade istediler, hiçbir sorun olmadan üst kata alındık.

Robuchon boş değildi ama birkaç masa açıktaydı. Ancak böyle bir restoranda gününde yer bulabilmemiz, sonra da yerini değiştirmemiz için ya bir mucize gerekiyordu ya da bu restoranın batmış olması.

İkinci seçenek imkansızdı, Robuchon hâlâ dünyanın en önemli şeflerinden biri.

Aralık ayı da Londra'da plansız programsız adım atılmayacak bir dönem...

Bu tamamen krizin yansımasıyla ilgili.

İngilizler, hayatlarıyla ilgili tedbirleri dünyanın geri kalan ülkelerine ait zengin insanlara kıyasla çok daha çabuk almışlar. Gece gezmeler, dışarıda yemeler bıçak gibi kesilmiş. Türkiye'de de bu oranın yüzde 20 civarında cirolara yansıdığı konuşuluyor.

Zuma, Nobu gibi Londra'nın meşhur yerlerinde ise her zamankinden daha fazla Arap egemenliği var. Neredeyse bu restoranların Dubai şubesine gelmiş gibi hissediyorsunuz.

Büyük restoranlar daha kriz onları vurmadan 'vurabilir' endişesiyle personel sayısında azaltmaya girişmişler, yedi gün açık olan restoranları haftada bir-iki gün kapatmaya başlamışlar. İşlerin az olduğu günlerde restoranı açmanın maliyeti, personel parası hesaplanınca kapatmak daha kârlı oluyormuş.

Cirolardaki azalma da insanların tüketim alışkanlıklarının değişmesiyle ilgili. Eskiden başlangıç - ana yemek - tatlı tüketenler bu sayıyı ikiye indirmişler. Tatlı ya da başlangıçtan vazgeçiliyormuş. Ya da başlangıç paylaşılıyormuş.

Şarap seçimlerinde de ciddi değişiklikler olmuş tabii ki. İlk olarak pahalı şarapların satışı düşmüş. Bu bir anlamda son yıllarda şişirilen fiyatlarla ayakta kalan şarap piyasasını da normal düzeye çekecektir kuşkusuz.

Restoranda şişe fiyatı 200, 300 dolarlık orta-pahalı şaraplar yerine 50-60 dolarlık ortalama ama iyi şaraplar tercih ediliyor. Bu makul fiyatlı şaraplar arasında iyi çıkan markalar önümüzdeki sene epey popüler olacak. Petrus'un tahtı sarsılıyor, sofra şarabı önem kazanıyor.

Bu aslında çoktandır yaşanması gereken bir değişim. Tüketiciler yıllarca moda olduğu ya da aniden popülerleştiği için bazı şişelere servet döküyorlardı. Market fiyatı çok ucuz olan şaraplar gelen talep karşısında fiyatını artırıyor, piyasada suni bir şişkinlik oluşuyordu.

10 dolardan satışa sunulan bir şarap hakkında iyi değerlendirmeler yapıldığında 40 dolardan satılmaya başlanıyor, restoran mönülerine de bunun üç katı fiyattan giriyordu.

Şimdi insanlar her şeyin hak ettiği fiyatını ödemeye razı. Alain Ducasse'ın geçmiş yıllarda New York'taki aşırı minimalist restoranını kapatması da bu trend'in geleceğinin göstergesiydi: 300, 400 dolara adam başı yemeklerdense makul fiyatlı ama iyi yemek tüketilmek isteniyor.

Bu sakın lüksten ve kaliteden vazgeçildiği anlamına gelmesin. Lüks makul sınırlara çekiliyor, tanımı değişiyor sadece.

Londra'da en ilgimi çeken yer Alan Yau'nun da ortaklığının bulunduğu Princi adlı bir fast-food İtalyan restoranı oldu. Self servis ama iyi yemek ve tabii ki karşılığı da tıklım tıklım bir mekan.

İstanbul da dünyanın en pahalı şehirlerinden biri, özellikle de yeme-içme konusunda. Kriz derinleştikçe, evlerine kapananları çıkarmak için şişkin fiyatlı mekânların da düzenleme yapmaları, geri adım atmaları şart.

//c

Josh'un 'Rain Man'i

Geçen Londra'ya geldiğimde, dönüşte okuduğum gazetelerin birinde değerlendirmesini görmüştüm West End'de yeni başlayan 'Rain Man'in. Başrolünde Tom Cruise ve Dustin Hoffman'ın oynadığı Oscar'lı filmi tiyatroya uyarlamışlar, başrolünde de Josh Hartnett oynuyormuş. 'Pearl Harbor' ve 'Faculty'den tanıdığımız genç oyuncu.

Hollywood yıldızları için West End'de sahneye çıkmak birkaç senedir bir prestij meselesi. Nicole Kidman'la başlamıştı bu trend yanılmıyorsam, peşinden başkaları da geldi. Şimdi de en son '30 Days of Night'ta izlediğimiz Hartnett her gece 'Rain Man'le izleyicinin karşısına çıkıyor ve çok iyi eleştiriler alıyor.

Tahmin edileceği üzere Hartnett, filmde Cruise'un canlandırdığı Charlie Babbitt rolünde. Ancak Cruise'dan daha agresif ve umursamaz bir portre çiziyor.

Aralık 20'de son kez perdelerini açacak 'Rain Man.' Bitmeden görebildiğim için şanslıyım. Dekorlar, filmin neredeyse birebir uyarlanması, oyunculuk mükemmeldi. İnsan her gün bir Hollywood yıldızını birkaç metre öteden görmüyor, bu açıdan da harikaydı.

Daha da iyisi 30 pound'un satın alabileceği harika bir eğlence akşamıydı.

Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3