n It's always sunny in Philadelphia
Seinfeld'den beri hiçbir şeye gülmeyen ben İnternet'teki tavsiyelere inanarak bu diziyi izlemeye karar verdim. Yatmadan önce 20'şer dakikalık bölümlerden bir-iki tane izlerken birden kendimi bağımlısı buldum. Sabah 4'e, 5'e kadar izledim ve kendi kendime deli gibi kahkahalar attım. Üçüncü sezon DVD'lerini yeni sipariş verdim, sıra onda.
n Haruki Murakami
Sebepsiz bir şekilde Japon edebiyatından korkarken bu sene bir kış gecesi, New York'ta Murakami'nin 'Kafka on the Shore'unu okumaya başladım. Kelimeleri ekonomik kullanan bu yazar çok sıradan anları müthiş bir ustalıkla dillendiriyor ve bir anda okuru içine alıyor. 'Kafka on The Shore', discman'inde 'Kid A' albümünü dinleyen 15 yaşındaki bir çocuğun ailesini, kendisini keşfetmesini anlatan olağanüstü bir roman. Benim de Murakami'ye giriş dersim oldu bir anlamda. Bu sene roman olarak sadece Murakami'nin yazdıklarını okudum...
n Monocle
Tyler Brüle'nin yeni dergisi Monocle'ı gecikmeli olarak keşfettim. Bu sene Dover Street Market'tan eski sayılarını da alıp koleksiyonumu tamamladım. Gazete yöntemlerinin uygulandığı bir dergi; Japonya etkisi yadsınamaz. Özellikle sekizinci sayısında yazılı basının geleceği ve gazete kağıdının ölmeyeceğiyle ilgili tasavvurları muhteşem.
n Hotel Bar
Berlin Kreuzberg'de döküntü bile denebilecek küçücük bir bar. Bir cumartesi gecesi çok 'uluslararası' masamıza ev sahipliği yaptı bu küçük bar.
n Per Se
Amerika'nın en iyi restoranı unvanını elinde tutan Thomas Keller'ın Per Se'sinde yeme şansı buldum. Masa bulmanın çok zor olduğu bu restorana Serdar Turgut'la gittik ve müthiş bir yemek tecrübesi edindik.
n Fat Duck
Per Se'den hemen önce bu sefer 'Dünyanın en iyi restoranı' diye tanımlanan Fat Duck'a gitme şansına da eriştim. 2008 benim için 'gastronomi' keşfiydi... Londra'daki bu restoranda çok güzel bir ekip yemek yedik ve sonra yine bir araya gelebilmek için sözleştik. Bugüne kadar sadece bir kere gerçekleştirdik tekrar buluşmayı ama tekrar görüşmeyi iple çekiyorum. Fat Duck ekibi olarak bir sonraki hedefimiz El Bulli!
n 30 Rock
Sadece aralardaki küçük popüler kültür referansları ve bunlara bağlı esprilere gülmek için bile izlenir. Neyse ki Tina Fey bu sene Sarah Palin taklidiyle popüler oldu da '30 Rock'ın da geleceğini bir anlamda garanti altına aldı. Geçen sene hiç izlenmeyen dizi, bu sene epey popüler.
n State of Play
Heathrow'daki HMV'den adını duyduğum bu İngiliz mini dizisini aldım ve iki gecede bitirdim. Fazla detaya girmeden şöyle özetleyeyim: Siyasi bir skandal ve medyanın buna bakış açısı üzerine harika bir drama. Üstelik bir Hollywood filmi olma yolunda! Bütün genel yayın yönetmenleri ve medya patronlarının ödev gibi izlemesi gereken bir yapım.
n Skins
İngiliz diziler arasındaki yeni takıntım. Çok içine giremedim henüz ama gençler, seks ve uyuşturucu kullanımıyla yapılan bu kadar sert, bu kadar cesur dizi yapılmamıştır herhalde daha önce. Türk televizyonlarında asla yayınlanmayacak, nedenini Zahid Akman'a sorun.
n Canlı Leonard Cohen
Bu büyük ustayı canlı izlemek hem de bir senede iki kere kime nasip olur! Hem Amsterdam hem de Berlin'de muhteşem iki akşam, iki konser...
n Geneve Intercontinental'da Caiprinha
Türkiye-Portekiz Milli Maçı öncesi, Portekiz Milli Takımı'nın kamp yaptığı otele yolumuz düşmüştü. Barında stada gideceğimiz arabanın gelmesini beklediğimiz bir sene içinde beş bardak Caiprinha'yı devirdik her birimiz. Sanırım bugüne kadar içtiğim en iyi Caiprinha'ydı.
n Llyod Otel
Eskiden bir hapishane olan, sonradan içinde bir yıldızlı da beş yıldızlı da odası bulunan bir Amsterdam oteli. Sadece bir gece konaklayabildik ama ben en çok lobisindeki cafe'yi ve yemeklerini sevdim.
n Harry's Bar Montreux
Bir gece Montreux'deyseniz ve yapacak hiçbir şey yoksa ne yapılır? Tabii ki Montreux Palace Hotel'in alt katındaki Harry's Bar'a gidilir ve Bellini içilir. Elbette orijinal Harry's Bar'daki kadar iyi değil Bellini'ler ama burası çok eğlenceli bir ortam. Adeta Vonda Shephard'ın şarkı söylediği 'Ally McBeal'daki The Bar!
n Tom Wolfe
Dünyanın en büyük romancılarından biri olan Tom Wolfe'un düzyazı kitabı 'Hooking Up'ı TimeWarner binasındaki Borders'da buldum. Ve onun düzyazıdaki zekâsına da hayran kaldım. Her makalesini 'Keşke ben yazabilmiş olsaydım' diye okudum.
n HD Projeksiyon
Bu sene aldığım en iyi teknolojik alet. PlayStation'ı bağlayıp HD kalitesinde oyun ve film izlemek harika. Duvar boyunda!
n Echochrome
PlayStation Store'dan indirilen bir perspektif oyunu. Sadece siyah-beyaz çizgiler ve bakış açısına göre değişen, şekillenen bir oyun platformu. Oynamak için biraz fazla konsantrasyon gerekiyor ama her seferinde şaşırıyorsunuz, ağzınız açık kalıyor.
n Balıkçı Fahri
Çeşme-Dalyan'daki korkunç floresan ışıklı balıkçılardansa, Alaçatı'nın biraz dışındaki marinaya yakın Balıkçı Fahri'ye beni arkadaşım Işıl Sarraf götürdü. Özellikle henüz kalabalığın akmadığı saatlerde her şey harika! Saat yedi gibi erken bir akşam yemeği için... Sonra servis aksıyor.
n MGMT
Pek çok kişinin 'Yılın rock albümleri' listesinde bir numarada MGMT'nin 'Oracular Spectacular' albümü var. Nasıl bir müzik yapıyorsunuz, sorusuna grup üyeleri 'Oracular spectacular' diye yanıt veriyor. Gossip Girl'ün bir bölümünde yakalandım, bütün yaz bu albümü dinledim.
n Vampire Weekend
Radar dergisinde yılın tavsiyeleri arasında yer alıyordu Vampire Weekend. New York çıkışlı gruplara her zaman sempatim vardır, Vampire Weekend de yanıltmadı beni. En önemli tarafı sound'un yeni olmasıydı. Bu senenin ikinci büyük müzik keşfi benim için.
n James Perse
Bleecker Street'teki küçücük bir butikte Los Angeles çıkışlı modacı James Perse'ü keşfettim. Bir düz beyaz t-shirt'ün fiyatı belki 100 dolar ama insan o yumuşacık organik kumaşların içinde geçirmek istiyor hayatının geri kalanını. Dümdüz, hiçbir özelliği olmayan, sıradan gibi görünen modelleri var James Perse'ün. Bu seneki moda keşfim.
n Burger Bar
Reşitpaşa'da küçücük bir yer ama Türkiye'nin en iyi hamburgeri ve en iyi patates kızartması. Epey bir insan kulaktan kulağa keşfetti.
n Aaya
Alan Yau'nun kardeşinin açtığı bu küçük Japon lokantasını Milliyet'ten Melis Alphan'la keşfettik. Londra seyahatlerimizin birinde bir öğlen gidip beş ayrı çeşit Tuna Sashimi'ye vurulduk.
n Villa Fora
Tek işi Alaçatı'daki 'hip' otelleri yazmak olan bir köşe yazarı kontenjanı var medyada. Ancak burası onların radarından öte bir Alaçatı oteli. Kapısından girdiğimizden itibaren bize çok iyi davrandılar. Bir dediğimizi iki etmediler. Sanırım aldığım en iyi otel hizmetiydi. Bu yaz da gideceğim.
n Büyülübağ, Kayra Imperial, Corvus No. 2
Türk şarabı geri döndü. Bazı restoranlarda rezervasyon yaptırırken özellikle bu şarapları soruyorum artık. Yoğun vergi yükünün altında ezilen ortalama yabancı şaraplara taş çıkartacak kadar başarılı üç Türk şarabı.
n Dr. Oetker İrmik Helvası
Kıvamını tutturmanın çok zor olduğu irmik helvasıyla uğraşmaya son! Sadece sütle karıştırıp harika sonuç elde ediliyor.
n Savoy Balık
Taksim civarında yaşayanlar için eve balık sipariş verilebilecek en iyi adres. Sırf bu yüzden bu civardaki arkadaşlarıma misafirliğe gitmişliğim vardır. Cihangir'in meşhur pastanesi Savoy, balıkçılıkta da başarılı oldu. Hamsisi muhteşem!
n Citizens Of Humanity
Tasarım jean modası birkaç yıldır revaçta. 200-300 dolarlık kot pantolonların alıcısı çok. Her sene de bir başkası moda oluyor. 7, True Religion derken ben Citizens of Humanity'i birinciliğe çıkardım. Kesimi, kumaşı ve modelleri hepsinden öne çıkıyor.
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.