AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-02-09
Pek kimse dikkat etmedi. Oysa gözden kaçmaması gereken bir ayrıntı vardı geçen haftaki Emre Aköz yazılarının birinde. Erhan Göksel'le Avrasya TV'nin sahibi Mustafa Özbek'in gözaltına alındığı aynı güne denk gelen şekilde, bakın ne yazmış:
'Ergenekon'u o TV'de izlediğimiz silahlardan ibaret sananlar aldanıyor. Gerçekten dallı budaklı bir örgütlenme bu. Örgüte destek verenlerin gerekçeleri farklı olduğu için net bir ayrım yapmak da kolay değil: Amerikancı ile Avrasyacı, centilmen ile maganda, strateji uzmanı ile tetikçi, siyasetçi ile medyacı aynı şebekenin parçası.'
Avrasyacı dediğinden Avrasya TV'nin sahibini, strateji uzmanı dediği bu ülkede bu mesleğin en ünlüsü Erhan Göksel'i kastemediğini düşünmek mümkün mü?
O gün bu iki isim gözaltı alındı.
Peki bu adam nereden biliyor? Ona önceden fısıldanıyor mu bu isimler? Nasıl denk düştü, merak etmeye değer.
***
Basında yeteri kadar yankılanmayan bir yazı daha var. Ona da en ciddi itiraz Hürriyet başyazarı Oktay Ekşi'den yükseldi:
'Meğer gazeteci Fehmi Koru 29 Ocak 2008 tarihli yazısında 'Veli Küçük'le Hüsnü Özyeğin'in ilişkisi var' türü bir şey yazdığı, öteki gazeteci Şamil Tayyar da 15 Şubat 2008 günü katıldığı bir televizyon programında 'Hüsnü Özyeğin yasadışı ticaretten kaynaklanan alacaklarını Veli Küçük aracılığıyla tahsil ediyordu' dediği için Hüsnü Özyeğin'in telefonları üç ay süreyle dinlenmiş. Sormaya değmez mi, 'kuvvetli şüphe'nin karinesi bu iki gazetecinin yazısı mı oluyor?'
Yeni Şafak'ın kolonya kokulu yazarı kendi köşesinde bir yanıt verdi buna; her zamanki gibi eveleme geveleme doluydu.
***
Yine Yeni Şafak ve yine Fehmi Koru... Sırada gazetenin 23.12.2008 tarihli haberi var: Ergenekon'la Üzeyir Garih cinayetini birbirine bağlamak için maksatlı bir haber yapmışlar: 'Üzeyir Garih'i öldüren Yener Yermez'in Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından emekli albay Fikri Karadağ'ın emrinde askerlik yaptığı ortaya çıktı.'
Bu zorlama haberin devamında Tuncay Güney'le kaçak otomobil işinde tutuklanan teğmen Murat Oğuz'un da Hasdal Kışlası'nda görev yaptığı yazılıydı.
Amaç belli: Cinayetin Hasdal Kışlası'nda planlandığını ima etmeyi çalışıyordu.
Çocukların bile güleceği bu tuhaf haberden sonra ne oldu dersiniz?
24.12.2008 tarihinde Fehmi Koru'nun 'Taha Kıvanç' imzasıyla yazdığı köşede Garih cinayetinin hükümlüsü Yener Yermez'in bir mektubu yayımlandı.
Bundan tam bir ay sonra da Yener Yermez 22.01.2009 tarihinde Ergenekon kapsamında sorgulanmaya başlandı.
Bir köşede çıkan bir mektup, bir gazetenin zorlama haberi yeterli oluyormuş demek ki...
***
Yoksa tesadüf mü?
Fehmi Koru'nun İlhan Selçuk'u yazdığı gün İlhan Selçuk'un gözaltına alınması da tesadüftü değil mi?
Şimdi, sanki Fehmi Koru çok deşifre olduğu için bir de Emre Aköz çıktı yeni fişlemeci.
Bugüne kadar yaygın kamuoyunun bu gibi 'tesadüflerle' ilgili düşündüğü şey 'Birileri bunlara olacakları önceden haber veriyor'du.
Şimdi bundan o kadar emin değilim...
Acaba yanıldık mı? Acaba onlar önceden haber almıyor da, bunlar yazınca mı yargı devreye giriyor?
Türkiye'de her şey dönüşüyor...
Medya, sermaye, kültür...
Bunu söylemek çok zor ama acaba yargı da mı dönüşüyor?
İki yorumcu, iki üslup
Televizyon kanalları arasında dolaşırken NTV Spor'da Hakan Ünsal'ın yorumuna denk geldim. Ümit Karan'ın-kendisi de dahil olmak üzere hiç kimsenin nedenini bilmediği-oyundan atılışı üzerine konuşuyordu. Bir cümlede önce Ümit Karan'ı kötüledi. Sonra hakemlerin artık kolay kandırılmadığından söz etti. 'Bizim dönemin hakemleri yok artık' dedi. Demek ki o futbolcuyken kandırmak kolaymış, o da bu işleri iyi biliyormuş-ben öyle anladım. İkinci cümlesinde hemen Hasan Doğan dönemi federasyonunu övdü, şimdiki federasyonu eleştirdi.
Kanalı değiştirdim, zannedersem Kanaltürk'te Serdar Bali'nin yorumuna denk geldim. Aynı konuya değiniyordu. 'Tamam çok da büyütmemek gerek, sonuçta oldu, konuşmak bile boşuna' diye girdi konuya ve daha çok futbolcunun ruh halini açıklayacak şekilde yaklaştı. Bir kırmızı karta haddinden fazla anlam yüklemedi.
Bilindiği gibi Hakan Ünsal sıkı bir Fethullahçı. Futbolculuk yıllarında da öyleydi, şimdi de F-Tipi bir medya mensubu. Onun yorumlarını da bu şekilde dinlemek gerek.
Doğruya doğru, Ümit Karan modern hayat tarzıyla F-Tipi'nin hoşlamadığı, her zaman hedefi olmuş bir futbolcu. Zavallı Hakan Şükür onun ayağını kaydırmak için az uğraşmadı. Şimdi de aynı F-Tipi askerler elde ettikleri mecralardan işlerine gelmeyenleri yıpratıyorlar. 'Karan kırmızı kart gördü, fırsat bu fırsat yüklenelim' mantığında.
Aynı şekilde, Hasan Doğan sayesinde Futbol Federasyonu da kazanılmış bir kaleydi. O yüzden o döneme laf yok. Ama şimdiki Federasyon Başkanı, Cemaatçi değil, modern ve laik. O yüzden bugünkü Futbol Federasyonu'na da yüklenelim.
Herkesi çok saf, kendilerini çok akıllı sandılar. Biz de sanki anlamadık niyetlerini...
Bu da işte F-Tipi'nin futbol dünyasındaki psikolojik savaşına bir örnek.
Son bir not: Konu futbol yorumcularından açılmışken, teknik bilgisini tartışmayacağım Rıdvan Dilmen'in televizyonda her ağzını açışında aklından 'Acaba ileride ben bu Başkan'la çalışır mıyım, bu kulübe teknik direktör olur muyum' düşüncesini bu kadar belli etmesinden de sıkıldım.